Ana Sayfa > Kuran, Tarikat - Evliya > Tarikatlar

Tarikatlar

Bu yazı Kurandaki Din sitesinden alıntıdır.

Kuran’ın dinini ve uydurulan dini ayırt etmeye çalışırken tarikatlara mutlaka değinmeliyiz. Yüzlerce tarikat olmasına ve her tarikatın Kuran’ın İslam’ından sapışı farklı noktalarda olmasına rağmen biz yerimiz yetmeyeceği için şeyhlerin aşırı yüceltilmesi, tartışılmaz kabul edilmesi gibi ortak ve temel olan noktalara değineceğiz.

Peygamberimiz’in tek mürşit olduğu, tartışılmaz tek kişi olarak yaşadığı dönemde İslam’ın tek kurumu cami idi. İbadetler, eğitim ve hizmet tüm yeryüzüne yayılan bir faaliyetti, kurum olarak ise bu faaliyetler camide gerçekleştirilirdi. Peygamber’in sağlığında, hatta 4 halife döneminde cami dışında tekke, dergah, zaviye gibi başka kurumların oluşturulmadığı bu tekkelerin, dergahların üyelerinin bile ortak kabulüdür. İlk tekkenin hicri 150, miladi 760 yılları civarında Şam yakınlarında kurulduğu genel kabullerden biridir. Fakat tekkelerin yayılması yüzlerce yıl sonraya rast gelecektir. Tekkelerin ilimler akademisi, askeri hizmet, hatta hastaların tedavisi gibi birçok güzel hizmette kullanıldığı da bir gerçektir. Fakat Kuşadalı İbrahim’in deyimiyle gün gelip de kimi tekkelerin kerhaneye ve meyhaneye dönüştüğü, Kuran’ın emir ve yasaklarıyla alakası olmayan binlerce törenin, gösterinin din adına bu tekkelerde uygulandığı da ayrı bir gerçektir. Tüm bunları gören Kuşadalı, yanan tekkesinin yerine yenisini yaptırmamış ve kendisinden evvel asırlarca yaşayan tekkelerin kapanması gerektiğini ve tüm yeryüzünün adeta bir tekke gibi kullanılıp, Peygamber’imiz zamanındaki gibi cami dışında dini kurumun bırakılmamasını, Kuran dışındaki virdlerin, tarikatların özel dualarının yerini Kuran’a, Kuran’da geçen dualara bırakmasını savunmuştur.

Tekkelerin ortaya çıkışı hicri 150. yıl olsa da, bugünkü manasıyla bildiğimiz tarikatların kurumsal yapılar olarak ortaya çıkışı hicri 600’ler civarındadır. Kurumsal karaktere sahip olduğu kabul edilen ilk tarikat Kadiriliktir, kurucusu Abdülkadir Geylani vefatı hicri 562’dir.Diğer birkaç örnek şöyledir: Rifailik; Ahmed er Rifai, vefatı hicri 578. Bektaşiye; Hacı Bektaş Veli, vefatı hicri 669. Mevleviyye; Mevlana Celaleddin Rumi, vefatı hicri 672. Halvetiyye; Ekmelüddin el Haveti, vefatı hicri 750. Nakşibendiyye; Bahauddin Nakşibend, vefatı hicri 791.

ŞEYTAN ACABA KİMİN MÜRŞİDİ?

“Tarik” Arapça “yol” demektir. Bundan türetilen “tarikat” ise “yol, yöntem, usul, tarz” manalarına gelir. Tarikatlar Allah’a gitmek için bir yoldur, bir mecburiyet değildir şeklinde yumuşak izahlarla tarikat bağlılığını açıklayan tarikatçılar vardır. Fakat birçok tarikatçı “Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.” uydurma hadisiyle tarikata girmeyi, tarikatın şeyhini mürşit kabul etmeyi dini bir vecibe, kurtuluşun bir şartı gibi sunmaktadır. Şimdi sormak lazım yüzlerce yıl tarikatların yokluğunda Müslümanlar eksik Müslümanlar olarak mı yaşadılar? Tarikat şeyhlerinin yaygın olmadığı bu dönemde Müslümanların mürşidi şeytan mıydı? Kuran’ın izahları bu yıllara kadar Müslümanların manevi gelişimine rehberlik etmekte yetersiz mi kaldı ki tarikatlara ihtiyaç doğdu? Kuran’a göre Kuran din adına her şeyi açıklamaktadır. Peygamber’imiz ise Kuran’ın uymamız konusunda kefil olduğu tek insandır. Oysa tarikatların ürettiği birçok şeyh tartışılmaz kişi ilan edilmiş, bu şeyhlerin etrafındakiler kurtulanlar, diğer kimseler cehennemlik olanlar olarak sınıflandırılmış, bu şahıslara uymak dinin en önemli şartı gibi kabul ettirilmeye çalışılmıştır. Bu tarikatların birçok liderinin Mehdi veya İsa ilan edilmesi sadece geçmişteki tarikatların değil, günümüzdeki birçok tarikatın da bir gerçeğidir. (Mehdi ve İsa’nın gelişi ile ilgili inançlar için 20. Bölümü okuyunuz.) Her şehirde, kasabada veya mahallede bahsettiğimiz tiplere rastlayabiliriz. Bunların çoğu paranoyak hezeyanları olan, insanların hem ruh dünyasını, hem de kesesini zarara uğratan kişilerdir. Bu tavırlarıyla Kuran’ın bize anlattığı sahtekar Musevi ve Hıristiyan din adamlarının dinimizdeki karşılığı bu şeyhlerdir.

Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu halkın mallarını uydurma yollarla yerler.

9 Tevbe Suresi 34

ŞEYHE KÖRÜ KÖRÜNE İTAAT

Tarikatların en önemli kurallarından biri müridin kendisini şeyhine ölünün kendini ölü yıkayıcısına bıraktığı gibi bırakmasıdır. Kuran’ın aklımızı çalıştırmayı emretmesine rağmen tarikatlarda körü körüne itaat esastır. Tarikat üyelerine akıllarını bir kenara bırakıp şeyhlerine tabi olmaları, aklın bu yolda yürümeyeceği anlatılır. Bu prensibi kabul edip şeyhe tabi olan kişiye şeyhin Mehdiliğinin veya İsalığının inandırılması, şeyhin dünyadaki en üstün insan olduğunun iknası, kişinin maddi açıdan sömürülmesi, dine yapılan ilave ve eksiltmelerin yutturulması gayet kolay olmaktadır. üstelik kişi aklı kenara bırakma prensibini kabul ettikten sonra üniversite bitiren okumuş müritle; cahil, okuma yazma bilmeyen mürit aynı mertebeye gelmektedir. Bu yüzden bizi tarikatlardaki okumuş kişilerin tavrı şaşırtmamalıdır. çünkü bu kişiler tarikatların yapısı gereği aklını kenara bırakmış ve şeyhe teslim olmuşlardır. Bu tavrın neticesi ise cahil ile okumuşun, bilen ile bilmeyenin farkının kalmamasıdır. Araştırma yerine yutturma, düşünme yerine taklit esas olunca, tarikattaki herkesin inancı, hayata bakış açısı ve dini değerlendirişi tamamen şeyhiyle aynı olmaktadır. Hatta birçok zaman “aklı bırakma prensibi” kabul ettirildiği için şeyhten çok daha bilgili ve kültürlü bir kişi bile “ Ben bilmem, şeyhim bilir. Şeyhim diyorsa vardır bir hikmeti.” izahlarıyla şeyhin en saçma izahlarını bile yutmaktadır. Yakın zamanlardan trajikomik birkaç izaha yüzlerce tarikat bağlısının sırf şeyhleri dedi diye nasıl inandıklarını örnek verebiliriz. Birinci şeyhin Amerika’ya kızıp nasıl uzay mekiğini düşürdüğünü şeyhin müritleri büyük bir gururla anlatıyorlardı. İkinci şeyhin ise Kıbrıs’ta duyulan ve başta nedeni çözülemeyen gürültüyü ejderha ilan etmesini en okumuş müritleri bile hemen kabul etmişlerdi. üçüncü şeyh ise nefislerinizi terbiye edeceğim diyerek müritlerine cinsel organını öptürüyor, cinsel organı öpecek mürit tören havasında “Muz yemeye” parolasıyla şeyhin cinsel organını öpmeye götürülüyordu. Tarikatların yapısını ve şeyhe bağlılığın felsefesini bilmeyenlere; okumuş, kültürlü müritlerin bile bu saçmalıklara inanmasını anlamak çok zor gelmektedir. Fakat eğer tarikata girenlerin baştan akıllarını kenara bırakıp, çoğu zaman yarı veya tam kaçık şeyhlere tabi oldukları ve düşünme yerine taklidi ön plana aldıkları anlaşılırsa bu hareketleri de anlaşılabilir. Tarikatlara girenlere verilen tarikat terbiyesini anlamak için bir tarikatta müride uymasının zorunlu olduğu yedi madde diye eline verilen listeyi görelim:

1) Mürşidine (şeyhine) tam teslim olmak ve hiç kimseyi mürşidinden üstün bilmemek.

2) Zeki ve idrak kabiliyeti yüksek olmak.

3) Şeyhinin hizmetinde hareketli ve atılgan olmak.

4) Sözünde sadık ve güvenilir olmak.

5) Malı ve mülkünü şeyhinin hizmetine vermek.

6) Mürşidin (şeyhin) ve tarikatın sırlarını gizli tutmak.

7) Canını şeyhi yolunda vermeye her an hazır olmak.

SAĞILACAK MÜRİTLER

Biz tarikat mantığı içinde tüm bu maddeleri anladık da bir tek ikinci maddeyi anlayamıyoruz. Hep aklı kenara bırakıp, şeyhe tabi olunmasını isteyen tarikatlar, neden acaba zeka ve idrak kabiliyeti istiyorlar. Herhalde burada beşinci maddede belirtilen mal ve mülkün daha çok elde edilmesi için kullanılacak zeka kastediliyor olsa gerek. Ne de olsa mürit ne kadar kazanırsa, o kadar sömürülebilir!

Muhammed İkbal bu manzaraya “şeyhperestlik” manasına gelen “pirizm” adını takmıştır. Bununla “Allah ne istiyor? Kuran’da ne geçiyor?” mantığı yerine “Şeyh efendi nasıl buyurdu? Bizim tarikatımızda nasıl açıklandı?” yı geçiren zihniyeti anlatmaktadır. İkbal’in diğer bir izahı ise şöyledir: “Tekkelerde benliği yaratmak ve yetiştirmek imkanı kalmamıştır. Bu rutubetli alev, kıvılcım saçmaz.”

Muhakkak ki her tarikat ve her şeyh bir değildir. Bizim asıl karşı olduğumuz tarikatlardaki genel zihniyettir. Kuran’da, bilmediğimiz bir şeyin ardınca gitmememiz, bundan sorumlu olduğumuz geçer (17İsra Suresi36). Oysa en düzgün tarikatta bile kişiler şeyhlerine tabi olurlar ve tarikatların akıbeti şeyhin kişiliğine, insafına kalır. İnsanlar bilginin değil, taklidin uygulayıcıları olurlar. Mantık aklı bir kenara bırakmak olunca, saydığımız en kötü örneklerin ortaya çıkışı hiç de sürpriz değildir.

TARİKATLARDA MASALLAR

Şeyhe kayıtsız şartsız itaat tarikatın en önemli şartı olduğundan, bunun sağlanması için müritlere hikayeler anlatılır. Örneğin: “Bir şeyh bir müridine ‘Git babanın kafasını kopar bana getir’ der. Mürit de görünürde çok garip olan bu isteği şeyhine olan güveninden dolayı “Bir hikmeti vardır” diyerek yerine getirir. Bir de bakar ki annesiyle yatarken kopardığı baş babasının değil. Annesiyle zina yapan başka birine ait. Şeyh uzaktan, kerameti sonucu bu olayı görüyor ve müridini denemek için hikmetini açıklamadan böyle bir emir veriyor.” Bu örnek hikayeyle görüldüğü gibi şeyh müride haramı emretse bile onun emrine itaat edilmesi, çünkü bunun muhakkak bir hikmeti olacağı telkin edilir. Oysa bir Müslüman’ın böyle bir şey iddia eden kişiye “Ben böyle bir haramı niye işleyeyim? Allah cana kıymayı haram etmişken benden böyle bir şeyi nasıl istersin?” demesi gerekir. Oysa tarikatlarda şeyhe bu şekilde karşı çıkışlar, normal olmanın değil, imanı zayıf bir kimse olmanın belirtisi sayılır. Hikayelerle müridi şeyhin robotu yapma tarikatlarda çok sık kullanılan bir yöntem olduğu için meşhur bir hikayeyi daha örnek verelim: “Bir gün Hacı Bektaş Veli’nin çok müridi olmasından rahatsız olan devrin yöneticileri Hacı Bektaş’a gelip bu rahatsızlıklarını, müritlerinin çokluğunu hatırlatıp dile getirmişler. Hacı Bektaş da ‘Rahatsız olmayın benim sadece bir buçuk müridim var.’ demiş. Gelenlere bunu ispat için içeride bir koyun kesen Hacı Bektaş kanını dışarı akıtmış. Müritlerini ise dışarıda toplamış ve tüm müritlerini kesmesi gerektiğini ve sırayla gelmelerini söylemiş. Bir kadın ve bir erkek dışında herkes kaçmış. Erkek bir, kadın yarım sayıldığı için gerçek müritler işte bu bir buçukmuş.” Bu kıssa anlatılıp müritlerden bu gerçek müritler gibi olup şeyhi öldürecek olsa bile kendilerini teslim etmeleri gerektiği öğretilir. Aklı bir kenara bırakan, şeyhi haram olan bir şeyi istese bile vardır bir hikmeti deyip boyun eğen kişiler olarak yetiştirilen müritler, artık şeyhleri nasıl Müslüman olmalarını isterse öyle Müslüman olabilmekte, Allah’ın kitabı yerine şeyhlerine tabi olmaktadırlar. Bu halleriyle şeyhler halkın parasını haksızlıkla yediği söylenen hahamlara ve rahiplere Rab edinilme hususunda da benzerlik göstermektedirler.

Allah’ın yanında hahamlarını ve ruhbanlarını da Rabler edindiler.

9 Tevbe Suresi 31

Şeyhe tabiyet Kuran’a tabiyet ile nasıl bağdaşır? Kuran yerine şeyhe tabi olanlar, Kuran’ı ancak ölülerin arkasından hem de bilmedikleri bir dilde okuyanlar, Kuran’ın manası yerine melodisine önem verenler ne yazık ki bu ayetlerdeki uyarıyı anlamamakta, Kuran’ı rehber kitap olarak değil ölülerin arkasından okunan okuma kitabı olarak görmektedirler.

RABITANIN ABUKLUĞU

Tarikatlardaki en garip olaylardan biri de şeyhe rabıtadır. Türkiye’mizde en yaygın tarikat olan Nakşibendiliğin de en önemli uygulamalarından biri olan rabıta şöyle yapılır: Mürit abdestli olarak, kıbleye dönerek yere oturur. Şeyhinin iki kaşının ortasını hayalinde canlandırarak Allah’ı zikreder. Rabıtayla şeyh ile mürit arasındaki sürekli beraberlik sağlanır. Fotoğrafın icadından sonra rabıtayı fotoğrafa bakıp yapan modern (!) Nakşibendiler de mevcuttur. Bu uygulama kadar acayip olan bir izah ise şöyledir: “Rabıtasız zikir yerine, zikirsiz rabıta tercih edilir. Zikir ve rabıtadan birini terketmek zorunda kalırsak zikri terketmek daha uygundur. çünkü zikirsiz rabıta erdirir, fakat rabıtasız zikir erdirmez.” Günümüzde yaygın olarak yapılan bu uygulama, tarikatlar konusunu niye ayrı bir başlıkla incelediğimizin sebeplerinden biridir. Bize göre en kibar ifadeyle saçmalık olarak değerlendirdiğimiz bu uygulama, Kuran’ın diniyle hiçbir şekilde bağdaşmaz.

Tarikatlarda kullanılan bazı temel deyimlerin Kuran’daki kullanılışlarına baktığımızda, aradaki uçuk farkı, alakasızlığı farkederiz. Örneğin “şeyh” kelimesi Kuran’da “ihtiyar adam” manasında kullanılmıştır (Bakınız 11Hud Suresi 72, 12Yusuf Suresi 78, 28Kasas Suresi 23,40Mümin Suresi 67). Kuranı Kerim’de “veli” kelimesi ise “dost, yakın” gibi manalarda kullanılır. “Evliya” kelimesiyse bu kelimenin çoğuludur. Kuran’a göre her Müslüman Allah’ın velisidir, Allah da onların velisidir (Bakınız 2Bakara Suresi 257,3Ali İmran Suresi 68, 5Maide Suresi 55, 7Araf Suresi 196,9Tevbe Suresi 71). Kafirler ise şeytanın velisidir, tüm kafirler de birbirinin velisidirler (Bakınız 4Nisa Suresi 119, 4Nisa Suresi 76, 7Araf Suresi 27, 16Nahl Suresi 16). Mutlak anlamda gerçek dost sadece Allah’tır. Tüm dostlar ona nispetledir. O halde ondan başka gerçek veli yoktur (Bakınız 2Bakara Suresi 107, 9Tevbe Suresi 116, 25Furkan Suresi 18, 39Zümer Suresi 3, 42Şura Suresi 9). Görüldüğü gibi Kuran’da 80’den fazla yerde geçen “veli” veya “evliya” kelimeleri hiçbir yerde günümüzde halka takdim edilen süpermen insanlar manasında kullanılmamıştır. Bu evliyaların, şeyhlerin gösterdiği olağanüstü haller manasında “keramet” kelimesinin kullanıldığına da Kuran’da rastlamıyoruz. Bu kelimeyle aynı “KRM” kökünden bir çok fiil Kuran’da geçer ve bu kelimelerle Allah’ın cömertliği, verdiği rızıkların bolluğu anlatılır ama süper adamların süper olağanüstülükleri anlatılmaz (Bakınız 27Neml Suresi 40, 8Enfal Suresi 4, 17İsra Suresi 70, 36Yasin Suresi 11).

Tarikatlardaki dönmelerin, semanın, musikinin dinin bir parçası olduğu iddia edilmediği sürece hiçbir zararı olmadığı kanaatindeyiz. çünkü Kuran bunları ne yasaklamıştır, ne de emretmiştir. Yeter ki bu uygulamalar ibadet olarak takdim edilmesin. Fakat ne yazıktır ki birçok tarikatta bu tarz uygulamaların adeta dinin bir uygulaması gibi tanıtıldığına tanık olmaktayız. Bizim de karşı olduğumuz budur. Yoksa Müslümanlar elbette ki vakıflar, dernekler gibi kurumsal yapılar kurabilir, bunların içinde bir hiyerarşi oluşturabilirler. Tüm bu kuruluşlarda şiir okunması, müzik dinlenmesi, sema, sanat, toplantı, gösteri yapılması da normaldir. Fakat anormal olan insanları tartışılmaz ilan etmeleri; ister iyi, ister kötü olsun tarikatların kendilerini ve Kuran’da yer almayan uygulamalarını dinin bir parçası gibi göstermeleridir.

Tarikatların diğer bir zararı ise dinimizi bir çile dini gibi tanıtmaları olmuştur. Hindu anlatımlarını ve Hindu tarikatlarını andıran suni çilelerle, müritleri terbiye edeceğini söyleyen tarikatlar; insanları karanlık odalarda uzun süre aç, susuz bırakıp, onlara acı çektirip, bir çok kişinin ruh dengesini bozmuşlardır. Ruh dengesi bozulan bu insanların gördüğü halusinasyonlar ise, bu kimselerin üstünlüğüne, evliya olduklarına yorumlanmıştır. Oysa Kuran’da hiçbir Peygamber’in, hiçbir kimsenin, kendisine böyle suni çileler çektirip, kendi kendine işkence etmesi geçmez. Kuran’a göre Allah gerekirse imtihan için zorluk verir ve bu zorluk her ne olursa olsun Müslüman buna katlanır. Fakat bu zorlukları Allah hayatın doğal akışında insanın karşısına çıkarır; yoksa çile olsun diye, zorluk olsun diye insanın kendisine işkence etmesine dinimizin tek kaynağı olan Kuran’da rastlamayız.

EFENDİLERİN KUYRUĞUNA TAKILMA

Ve derler ki: “Rabbimiz biz efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de, böylece onlar bizi yoldan saptırdılar.”

33 Ahzab Suresi 67

Geleneksel İslam’ın uygulayıcısı, atalarından miras kalan mezhebine hiçbir akılsal kritere dayanmadan uyar. Mezhebin bu tabileri, mezhep büyüklerinin ne kadar zeki, ne kadar üstün ahlaklı olduklarına dair hikayeler anlatarak bağlılıklarını meşrulaştırmaya çalışırlar. Bu şahıslara göre büyükleri (mezhep imamları) her şeyi düşünmüştür. Onlara uymak yeterlidir, onların karar verdiği bir konuda düşünmek, tartışmak, sorgulamak edepsizliktir. Geleneksel İslamcıların dini direkt öğrendiği bir kaynaksa tarikattaki şeyhleridir. Tarikattaki bu şeyhlere de çoğu zaman “efendi”, “efendi hazretleri”, “hocaefendi” gibi lakaplar takılır. Vefat etmiş mezhep imamlarına karşın bu efendiler yaşayan dini kaynaklardır. Bu büyüklere ve efendilere uymaktaki temel mantık aynıdır: Düşünmeden tabi olmak, sorgulamamak, aklı çalıştırmadan onların aklına güvenmek. Oysa Kuran’ın alıntıladığımız ayetinde görüldüğü üzere, birçok insanın doğru yoldan sapmasının sebebi büyüklerine, efendilerine körü körüne bağlanmalarıdır. Aklı çalıştırmanın yerine taklidi ön plana çıkartan; atalara uyarak yol bulmanın, çoğunluğun tercihine bakarak yol bulmanın ve efendilere, büyüklere teslim olarak yol bulmanın hiçbirini Kuran kabul etmemektedir. Kuran dinin kaynağı olarak kendisinden başka ne bir efendiyi, ne bir mezhebi, ne bir hadisi, ne de herhangi bir tarikatı belirtmez. Kuran’a göre doğruya ulaşma aklı dışlamayla değil; aklı kullanma, düşünme faaliyetiyle gerçekleşir.

Kuran’ı okuyup düşünmüyorlar mı?

4 Nisa Suresi 82

Ayetlerini iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

38 Sad Suresi 29

… Size ayetlerimizi açıkladık, belki akıl erdirirsiniz.

3 Ali İmran Suresi 118

ŞEYHLERİ UÇURAN MüRİTLER

Ölen şeyhlerin kabirlerinde yapılan garip hareketler, bez bağlamalar,eğilmeler, secdeler de başlı başına bir rezalet tablosudur. Şeyhlerin bir kısmının ölmeden tarikatın devamını oğluna, damadına, kardeşine bırakıp, bu manevi ve maddi sömürü çarkının aile tekelinde tutulması da sayısız garipliklerin bir halkasıdır. Oysa dinimize göre emanet ehline verilir, kan bağı olana değil. Müritlere bile layık görülen evliyalık mertebeleri, şeyhlere çok daha abartılı bir şekilde verilir. Şeyhlerin kerameti diye öyle hikayeler anlatılır ki; Kuran’da anlatılan birçok Peygamber mucizesinin bile bu kerametler kadar olmadığı görülür. “Şeyh uçmaz, mürit uçurur.” deyimiyle halkın arasında ifadesini bulan bu gerçek, ayrı tarikatın müritlerinin birbirlerine karşı hava atma mekanizmalarıdır. En çok ve en büyük kerameti gösteren şeyhin müridi olmanın gururunu tatmak isteyen müritler, böylece her seferinde şeyhlerini diğer şeyhten biraz daha fazla uçurarak bu yarışı karşılıklı devam ettirirler. Hayvanları, insanları canlandıranlar; denizlerin, okyanusların üstünde yürüyenler; aynı anda bir sürü yerde gözükenler; neler vardır, neler… Süpermen şeyhler kalpleri bilir, uzaktan kumandalı yönlendirmelerde bulunur, bir bakışıyla hidayete erdirir, dilediğini cin veya diğer yöntemleriyle çarpar, üfürüğü, tükürüğü, nefesi ile şifalar saçar, dokunuşlarıyla alemlere nurlar yağdırırlar! Şeyhler bunları yapınca müritlerin ne haddine düşer şeyhe itiraz, şeyhin lafını tartışma, aklını kullanma! Müridin en iyisi gözü kapalı itaat eden ve itaati en çok olandır.

Müslümanlığa geçişinin en başında bu tarikatlara kapılan Türk halkı, ne yazık ki hala araştırma, akletme yerine taklidi, tabi olmayı getiren bu tarikatların düşünceye vurduğu zincirlerden kurtulamamaktadır. Körü körüne itaat, hayatın zevklerinden kendini soyutlama, az gülme, bireysel zekayı az geliştirme gibi özellikler tarikatların verdiği zihniyetin sonuçlarıdır. Hatta tahminimizce bir araştırma yapılsa; bugün halkımızın, belli liderleri tartışmasız önder kabul etmelerinin kökündeki sebeplerinden biri olarak tarihimizde uzun ve derin etkisi olan tarikatlara, şeyhlere körü körüne uymayı buluruz. “Karı gibi gülmek” gibi hayattan gülerek zevk almayı, neşeli olmayı hoş karşılamayan deyimlerin çıkış sebeplerinde de Osmanlı döneminde yıllarca devam etmiş tarikat terbiyesini bulabiliriz. Kanaatimizce tarikatların verdiği bu terbiye geleneğe dönüşerek, günümüzde tarikatla alakası olmayanların bile yaşamlarında, farkında olmamalarına rağmen derin etkiler bırakmıştır. çilede medet ummayı ve bir insanı aşırı yüceltip, araştırmadan o insana bağlanmayı gerektiren tarikatlar, Kuran’ın istediği aklını çalıştıran insan modelinin önünde en önemli engellerdir. Kuran’a gidip, Kuran dışında tüm dini kaynakları, hadisleri, ilmihal kitaplarını, mezheplerin dinini Kuran’ın önünden süpürmek, nasıl Kuran’ın dininin ortaya çıkmasının bir şartıysa, aynı şekilde tarikatlar da Kuran’ın dininin ortaya çıkıp, dini, şeyhlerin tekelinden kurtarmak için, süpürülmesi gerekenler listesine dahil edilmelidirler. Böylece dinimizin bağlıları Peygamberimiz’in ve daha sonra 4 halifenin döneminde olduğu gibi, Kuran dışında kaynak kitabı olmayan, cami dışında tekke, zaviye gibi alternatif kutsal kurumları olmayan, şeyh gibi Allah’la kul arasında aracılık yapan ruhban sınıfı tanımayan, Allah dışında hiçbir varlığa teslim olmayan, kalple beraber aklını da çalıştıran; salt Allah’a kul olan kullar olacaklardır.

Haberin olsun, halis din yalnızca Allah’ ındır. O’ndan başkalarını evliyalar edinerek “Biz bunlara yalnız bizi daha fazla Allah’a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz.” diyenlere gelince, Allah tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmünü verecektir. Şu bir gerçek ki Allah yalancı, inkarcı kişiyi doğru yola iletmez.

39 Zümer Suresi 3

Rabbinizden size indirilene uyun. O’ndan başka evliyaların ardına düşmeyin. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.

7 Araf Suresi 3

Yazının / Kitabın diğer bölümlerini Kurandaki Din sitesinden okuyabilirsiniz.

Kurandaki Din kitabını indir.

  1. MERVE
    Nisan 8, 2007, 4:29 pm üzerinde | #1

    s.a siteniz çok güzel allah razı olsun fakat tarikat konusunda yanlış şeyler yazmışsınız saptırmışınızda diyebilirim bir insanın kendine birini klavuz ednmesi kadar doğal ne olabilir tarikatların hepsi aynı değildir sünneti seniyeye uygun şekilde yaşayan ve yaşatmaya çabalıyan zatlar vardır.lütfen bunu düşünerek yorum yapın mürşidim benim rabbime olan sevgimi arttırır sadece bunu bilirim allaha ement olun vesselam

  2. Nisan 9, 2007, 6:18 am üzerinde | #2

    Selamünaleyküm

    Merve Hanım’a katılıyorum. Tarikatlar insanların duygularını sömürmek için, yada ceplerindeki paraları sağmak için kurulmamıştır. Tarikat Nedir? Sorusuna cevap arayan cevabını Hazreti Ebubekir (r.a.) ve Selman-i Farisi (r.a.) Efendilerimizde bulacaktır.

    Bekara karı boşamak kolaydır diye bir laf vardır. Tarikat mensubu olmayana tarikatlar hakkında atıp tutmak, leke çalmak kadar kolay birşey yoktur.

    Rabıtanın değerini bilmeden, rabıta yapmadan, rabıtanın sapıklığı hakkında laf edene gülerim ancak.

    Tarikat; İslamiyeti özüyle yaşamaktır. Sünnet-i Seniyye’den kıl kadar sapmamaya çalışmaktır. Müslümanlığı özüyle kavrayabilmektir. Tarikatlar yok madem; Yunus Emre (k.s.) yok, Aziz Mahmud Hüdayı (k.s.) yok, Mevlana Celaleddin-i Rumi (k.s.) yok, çünkü onlarda tarikatlarda yetiştiler, çünkü onlarda mürşid-i kamiller…

    El cevap?

  3. Nisan 9, 2007, 6:24 am üzerinde | #3

    Şeytan kimin mürşidi?

    Tasarrufat altına girmeyen bir insanın bu soruya cevap bulması çok zordur. Bazı sapkın kardeşler bunuda kendi emellerine doğru kullanmaya meğletmişler.

    Arifler demişler ki; şeyhi olmayanın, şeyhi şeytandır…

    Neden söylenmiş bu kelam, bunu da hiç araştırmaz bizim bu kardeşler.

    Söylenme sebebi; Mürşid-i Kamil tasarrufatı altına giren bir insan nefs-i islah yolunda ilerlemeye başlar. Nefsi islahını öğrendikçe hem nefsinin hemde şeytanın hilelerini daha çok öğrenmeye ve görmeye başlar. Hadis-i Şeriftir ki; mü’min iki kez aynı delikten sokulmaz…

    Nefsini ve hatalarını öğrenen talib bir daha aynı hataları yapmamaya çalışır. Mürşid-i kamil tasarrufatı altında olmayan bir kişinin ise nefs-i islahında ilerlemesi zordur. Okuma yazmak için öğretmene ihtiyaç vardır. Öğretmen okuma yazmayı bilen insandır. Nefsi islahı öğrenmek için, nefsini islah edenin yanında olmak lazım. Nefs-i mutmainneye ulaşmış kişilerle olmak lazım.

    Madem ki kişi tek başına nefsini islah edebiliyor, neden 70-80 yaşında bir sürü müslüman olmasına rağmen evliya değil?

  4. Asude Daban
    Nisan 9, 2007, 11:29 am üzerinde | #4

    Haberin olsun, halis din yalnızca Allah’ ındır. O’ndan başkalarını evliyalar edinerek “Biz bunlara yalnız bizi daha fazla Allah’a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz.” diyenlere gelince, Allah tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmünü verecektir. Şu bir gerçek ki Allah yalancı, inkarcı kişiyi doğru yola iletmez.

    39 Zümer Suresi 3

    Rabbinizden size indirilene uyun. O’ndan başka evliyaların ardına düşmeyin. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.

    7 Araf Suresi 3

    Tarikatlar çok ince bir mevzu…

    Kimsenin kalbi kırılmasın ama, Klavuzumuz Kuran ve Hz. Muhammed eşliğinde yaşamak en güzeli…

    Selam ve sevgiyle,
    Asude

  5. Nisan 9, 2007, 3:29 pm üzerinde | #5

    Asude;

    Tarikatlar, haşa Kur’an-ı Kerim’den yada Hazreti Rasurullah (sav) Sünnet-i Seniyyesinden ayrılarak mı hüküm veriyor. Kendi başına din midir tarikat? Allah c.c ile kul arasına birilerini sokmak mıdır yada?

    Buyrun, Kur’an-ı Kerim’de Yunus Suresi’nin bazı ayet-i kerimelerinde ne buyruluyor;
    Bismillahirrahmanirrahim;

    62- Açin gözünüzü! Allah’in dostlari üzerine ne korku vardir, ne de onlar mahzun olurlar.

    63- Onlar ki, iman etmisler ve Allah’a karsi gelmekten sakinmislardir.

    64- Onlara dünya hayatinda da, ahiret hayatinda da müjdeler vardir. Allah’in sözlerinde degisiklik yoktur. Iste bu en büyük kurtulustur.

    Elmalı Tefsiridir aldığım bu tefsir. Sizin de tefsirinizi öğrenebilir miyim acaba?

  6. Nisan 9, 2007, 4:21 pm üzerinde | #6

    Selam…

    Aşağıdaki ayet tek başına yeterli bir cevaptır.

    Haberin olsun, halis din yalnızca Allah’ ındır. O’ndan başkalarını evliyalar edinerek “Biz bunlara yalnız bizi daha fazla Allah’a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz.” diyenlere gelince, Allah tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmünü verecektir. Şu bir gerçek ki Allah yalancı, inkarcı kişiyi doğru yola iletmez.

    39 Zümer Suresi 3

    Mesele, tarikatların ayrı birer din olması değil… İyi niyetle başlatılan bir takım girişimlerin (Biz bunları bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye seviyoruz mantığı yani) sonunda çizginin dışına çıkmasıdır.

    Allah’tan doğrudan doğruya istemek / ummak yerine, evliya aracılığı ile istemektir sakat olan.

    Tevhid, adı her ne olursa olsun (hatta Peygamber dahi olabilir) aracılığı kabul etmez. Kuran, Peygamberin dahi hidayet edemeyeceğini anlatan onlarca ayetle doludur.

    Sitede de buna dair yeterince yazı var…

    Detaylı tartışmalar için http://www.hanifdostlar.com forumunu öneririm.

    Selam ile…

  7. Nisan 9, 2007, 5:02 pm üzerinde | #7

    ve aleykümselam

    Ali Bey; Siz söylediğiniz ile çelişiyorsunuz malesef. Önce bunu belirtmek isterim. Zümer Suresindeki Ayet-i Kerime’nin hangi vak’a üzere gönderildiğini bi araştırın isterseniz. Kullara tapınmaktan bahsediliyor. Tapınmanın Cenab-ı Allah’a vasıl kılacağından söz ediliyor.

    Hangi hak tarikatta mürşid-i kamile tapınan insanlar gördünüz. Hangi hak tarikatta mürşide secde eden insanlar gördünüz. Allah c.c. korusun böyle sapkınlıklardan.

    Mürşid-i Kamiller öyledir ki, kişi ile Cenab-ı Allah arasında vasıta değildirler. Mürşid-i Kamiller Hazreti Rasurullah sav sünne-i seniyyesinde kişi ile Cenab-ı Allah arasındaki engelleri gösterirler, tasavvuf terbiyesi ile bunları öğretirler talibe. Bunlar dünyalık muhabbetlerdir, nefistir, şeytandır ve binimum fitneye mahal verecek ameldir.

    Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmış insanlar vardır. Bunlar arifibillah, Allah c.c. Dostları ve Evliyaullahtır. Üçler, beşler, yediler, kırklarda vardır. Arifibillah’ın bulunduğu makama naz makamıda denir. Onlar Cenab-ı Allah’tan talebte bulundukları zaman (nazlandıkları zaman) geri çevrilmeyeceği bilinir. Çünkü duayı yapan Cenab-ı Allah’ın nazlı dostudur. Tasavvufta buna Allah’ta kaybolma yani fenafillah denir.

    Tarikatı, mürşidi, talibi, yolu anlamanız için tasavvufu tanımanız gerek. Şerifatsız tarikat, tarikatsız tasavvuf, tasavvufsuz Hakikat olmaz.

    Yunus Emre (k.s) dememiş mi, şeriat, tarikat yoldur bana, hakikat marifet ondan
    içeru…

    Bir şehide bile şefaat hakkı tanınırken, Cenab-ı Allah muhakkak Nazlı Dostlarına da şefaat hakkı verecektir. Mürşid-i Kamilden sadece manevi yardım, testek isteniz. Cenab-ı Allah’tan istemeyi hiçbir talib bırakmaz. Mürşid-i Kamile’de ilmi, hidayeti, ameli veren muhakkak ki Cenab-ı Allah’tır.

    Yukarıdaki ayettede buyrulduğu gibi talib mürşidine tapmaz. Onun öğütleri doğrultusunda, manevi reçeteleri ile salih amel etme yolunda ilerler sadece. Nefs-i islah etmenin mutluluğuna erer.

  8. mayn
    Nisan 16, 2007, 6:02 pm üzerinde | #8

    Dut agaci kardesime,

    aciklamalarina tesekkürler, allah razi olsun, senin samimi bir mümin olduguna inaniyorum..
    Ancak bu dinin bir kitabi, birde peygamberi vardir…
    Dinimizi onun kitabindan ve peygamberinden ögrenmek zorundayiz..
    Malesef bazi kardeslerimiz itikadini kulaktan duyma bilgilerle olusturuyor..
    Yunus diyorsun, hic baktinmi yunus ne demis…
    Mevlana diyorsun, hic okudunmu mesnevisini…
    Sefaat diyorun, baktinmi Kur`an burada ne demis…

    Konularla ilgilenirsen, yunusun , mevlananin, kim oldugunu merak ediyorsan sana tavsiyem su siteyi incele :

    http://www.tevhidnesli.de

    Birde rabbimize cok cok dua edelim ki bizi SIRATI MUSTAKIME ULASTIRSIN..

  9. özgür
    Nisan 17, 2007, 9:57 am üzerinde | #9

    aslında bu konuları tartışmaya seneler yetmez tamam bir aracı olması gerekir bence de allah a ulaşmak içinde onlarca tarikat var ve rabıta bildiğim kadarı ile hipnotik trans biçimi nakşilikte görülen bir uygulamadır yani bir çeşit astral yolculuk sanırım rehber[mürşid]eşiliğinde yapılan ben tarikatları araştırıyorum seneler boyunca hepsi bir grup oluşturmuş örnekleri çevremde çok ve grup tan olmayan bir kişi onlara göre bir hiç bunu da anlamış değilim ve yüzlerceayrı ayrı grup var oysa islam dini kardeşliği emretmez mi kaldı ki rabıta bir çeşit hipnotizma gözlemlediğim kadarı ile sabah namazı nı kıldıktan sonra esteğfurullah deyip mürşidle trans a geçiliyor ve bu da kişiyi allaha ulaştırıyor ve ebedi[beka billah]oluyormuş mürid şartlanma yolu ile transa geçiliyor yaaa kardeşim ben nerden bileyim beni başka bir yola ulaştırmayacağını [İNTİHAR KOMANDOSU]– işte insan kendi kendine düşünüyor bu konuyu asıl önemli olan gerçeği bulmaktır —teşekkürler

  10. özgür
    Nisan 17, 2007, 10:21 am üzerinde | #10

    intihar komando larının çoğunda intihar etmeden önce zikir yaptığı görülüyor haa işte kafayı tamammen karıştıran bir konu da bu rabıta dedik rahber dedik şartlanma yolu ile trans dedik islamda böyle bir öğreti zaten bahaudddn nakşibendi devrinde ortaya çıkmış türkistan da sanırım budizm deki yoga meditasyon larıyla bir benzerliği var rabıta olgusunun öte yandan kuran da böyle bir şey yok deniyor ve işin en can alıcı noktası ise okuduğum kadarı ile mossad da istihbarat lar metafizik yol ile yapılıyor ve seçim oluyor mürid ler şeyh leri ne oy verirse aynı oyu veriyorlar zaten tarikatların bir önemli özelliğide dünyadan el etek çekmişler ve kendi grupları dahilinde kimseye selam vermezler ve taplantıları neden [sohbet] gizli ve mistizm esraengiz lik rüzgarları esiyor sohbet lerde tartışma yapamazsın –eleştirilerinizi bekliyorum lütfen yazıın tartışalım insan tartışa tartışa bir şeyleri öğrenir

  11. erguvan
    Mayıs 18, 2007, 4:08 pm üzerinde | #11

    sevgili Dut ağacı,açıklamaların harika olmuş.Tüm yazdıklarına katılıyorum.Bir tarikata,bir yola girmeyen gerçekten bizi anlamakta zorlanabilir.Bu konuda olumsuz örnekler okadar çok ki,insanların kafası karışıyor.Dışı tarikat,içi sapıklık olan yollar da var.Bizim kastettiğimiz yol Allah yoludur.Dost,Allah dostudur.tarikat deyince tasavvuf işin içine girer.girmeli.

  12. özgür
    Haziran 12, 2007, 10:25 am üzerinde | #12

    Erguvana sorum var peki tarikatların allah yolu olduğunu nasıl anlarız yani bin çeşit yol var hipnotik transla bir insana her şeyin yaptırılabileceğini biliyoruz anladığım kadarı ile bu kadar mürid i bir arada tutan gizli bir güç var yanlışsa allah beni affetsin bu metafizik gücün allah tarafından olduğunu nasıl anlayabiliriz örnekler var rüyalara giren şeyhler olduğu gibi bir bakışta müridi hipnotize eden [trans a geçiren]şeyhler var bir yerde okuduğum kadarı ile cinlerin insanlara bir takım frekanslardan girerek kendini şeyh olarak göstermeleri ve o kişiye bazı güçler verip yanına mürid toplamalarını sağlamalarını ve o müridlerin rüyalarına girmelerini onlara namaz kılın ,oruç tutun v.s gibi islami hükümler vererek çevresine binlerce mürid topladıklarını duymuştum ve ister istemez kafa karışıklığı oldu bir çıkıç noktası bulmak lazım ayrıca DUT AĞACI İLE irtibata geçip konuşmak istiyorum hotmail adresini verirse sevinirim ayrıca yazdıklarım da yanlış bir şey yazdıysam istemeden allah beni affetsin….saygılar

  13. erhan balikci
    Haziran 14, 2007, 9:27 am üzerinde | #13

    evliyaya inanmamak islami bilmemektir kardesler binlerce evliyalar gelmis ve halen mevcut Allah resulunun yolunu bunlar olmazsa nasil buluruz iki kitap okumakla böyle yazilar yaziyorsunuz yazik sizlere düsünün binlerce evliyayi ret etmek kisinin imaniyla oynar Allah resulünün yolu ancak bunlari sevmek ve tabi olmakla olur ALLAHi PEYGAMBERi sevmek dostlarini sevmekle olur bu site kaldigi sürece bütün günahlar bu siteyi hazirlayanlara yazilacaktir

  14. Haziran 14, 2007, 3:58 pm üzerinde | #14

    Selam Erhan;

    “…binlerce evliyalar gelmis ve halen mevcut Allah resulunun yolunu bunlar olmazsa nasil buluruz…” demişsin. O halde sen artık yanında yakınında bir Kuran varsa onu yırt at. Ona ihtiyacın yok. Kendine bir veli edin. O ya sana öğretir sen doğru yolu bulursun, ya da sen doğru yolu bulamasan da ona bonus olarak şefaat etme hakkı tanındığı için o sana şefaat ediverir.

    “… binlerce evliyayı reddetmek kişinin imanıyla oynar” demişsin.

    Birinci mesele; çokluk senin için bir ölçü ise, Hıristiyanların evliyası daha çok, artık sen onlardan birine tabi ol.

    İkinci mesele; Kuran’da “evliyayı reddedenin imanı oynamıştır” diye bir hüküm yoktur.

    En iyisimi sen aşağıda sunulan yazıyı bir incele;

    Kuran’da “veli” kavramı ve günümüzün “evliya” anlayışı

    http://aliaksoy.wordpress.com/2007/03/01/kuranda-veli-kavrami-ve-evliya-anlayisi

    Selam ile…

  15. özgür
    Haziran 15, 2007, 3:16 pm üzerinde | #15

    ALİ AKSOY hocam bir de benim kafamdaki sorulara cevap verebilirseniz sevinirim tasavvuf un bir sürü yolu var allaha ulaşmak tasavvuf ta farz olarak kabul ediliyor yukarda da yazdığım gibi bir çok sorular var işte benim anlamadığım nokta çevremde de gördüğüm kadarı ile her şeyh in müridi ayrı ve işin garibi mürid ler kendi şeyhi harici bir şeyhi kabul etmiyor birine sorduğumda diyor ki herkes kendi şeyh ini büyük bilmek zorunda diyor ve büyük lükten kasıt ne dediğimde zamanın ve mekan ın sahibi deniliyor allah ta fani olmuş allah ta yok olmuş kainatın her zerresine hakim deniliyor ve soruyorum daha bir araştırayım çünkü çok meraklıyım söylenmiyor sır deniliyor ve allaha ulaşmak basamak halinde oluyormuş beni aydınlatırsanız sevinirim çok teşekkürler gerekirse hotmail adresimi veririm

  16. Haziran 15, 2007, 9:06 pm üzerinde | #16

    Özgür kardeşim,

    Biz böyle şeylere itibar etmiyoruz. Cahillikten de Allah’a sığınırım. Bir tek dinimiz var, adı İslam. Bizim tarikatımızın adı İslam tarikatı. Şeyhi de Peygamber ve bize miras bıraktığı Kuran… Ondan öğreniyoruz. Gerisi ile işimiz olmaz.

    Selam ve dua ile…

  17. Huriye
    Haziran 15, 2007, 10:34 pm üzerinde | #17

    Ali Bey, şeyh olarak gördüğünüz Peygamberin [s.a.v]sözlerine itibar etmiyorsunuz sünnetini kabul etmiyorsunuz bu nasıl bir örnek almaktır ilginç buluyorum.Anlattıklarınızla çelişiyorsunuz “Andolsun,sizin için Allah’ın Resulünde güzel bir örnek vardır”(Ahzap Suresi,21)

  18. Haziran 16, 2007, 11:05 am üzerinde | #18

    Huriye hanım,
    Yazdıklarımıza dikkat edelim lütfen. Size, öncelikle sitedeki diğer yazıları okumanızı önermiştim. Bu sitenin herhangi bir yerinde, Peygamberin sözü dinlenmez diye bir yazı bulabilir misiniz ?
    Bilip bilmeden, yarım yamalak okumayla bize iftira atarak günaha girmeyin.
    Peygamberimizin her sözü başımızın tacıdır. Sorun, peygambere ait olduğu söylenen sözlerin gerçekten ona ait olup olmadığı meselesidir.
    Siz yukarıdaki ayetin kelimesi kelimesine aynısının Kuran’da Hz. İbrahim için de söylendiğini biliyor musunuz ? Bilmiyorsunuz. Sadece sırf inat olsun diye çekişmeye girişiyorsunuz. Haydi bakalım, madem delil edindiğin ayet hadisler için bir delildir, haydi, İbrahim peygamberin de hadislerini bul ve gereğince iman ve amel et !
    Veya, öğrenmeye gayret et.
    Selam ile…

  19. özgür
    Haziran 16, 2007, 7:57 pm üzerinde | #19

    Ben burada huriye hanımın sözlerinden bir şey anlamadım ne demeye çalışıyor hakkaten bir çırpıda çelişiyor sorgusuz sualsiz ali hocam ın yazısındada anlattığı gibi bazı tarikatlarda körü körüne itaat var işte konuda bu zaten bence neye göre körü körüne bağlanma oluyor bunu anlamıyorum öte yandan TASAVVUF islamın ta kendisi deniyor ama bildiğim kadarı ile tasavvuf yunanca bir kelime yunan felsefesine ait bir kelime halbuki islam daha önceleri hz muhammed zamanında indirilmiştir yani bu da demek oluyorki tsavvuf çok sonra çıkmış oluyor burada okuyucular yanlış anlamasın asla taraf tutmuyorum sadece tartışmak istiyorum bu arada HURİYE hanım ali hocam ın dediklerini anlamamış sanırım,bu arada internete girdiğimde açtığım ilk bu site oluyor böyle bir site açtığı için ALİ beye teşekkür ediyorum çünkü bu konuları tartışmak konuşmak lazım insan nerden gelip nereye gittiğini niye var olduğunu düşünmesi lazım -teşekkürler yazıları bekliyorum

  20. özgür
    Haziran 18, 2007, 8:58 am üzerinde | #20

    Valla açıkçası huriye hanım ın söylediklerinden ben de bir şey anlamadım sırf çelişmek için yazmış neyse,bence körükörüne tarikatlara bağlanmamak lazım işte insanlarımızın hatası burda o bağlandığın şey şeytan yolu da olabilir ali hocam a baştan beri katılıyorum artık silahlar o kadar geliştiki amerika manyetik alanla insanın beynini hipnotize edebiliyor bazı insanlar bu olayı evlliya olarak görüyor ve ne olduğunu bilmediği bir yola kendini kaptırıyor şartlanma yolu ile amerikanın kölesi haline geliniyor işte al sana en yıkıcı savaş politikası yorumlarınızı yazın lütfen körükörüne bir şeye bağlanmayın .. bu arada kesinlikle taraf tutmuyorum her zaman için gerçeğin peşindeyim ..ayrıca böyle bir site açtığı için ali bey e teşekkür ediyorum

  21. Haziran 18, 2007, 1:37 pm üzerinde | #21

    Ali bey,
    Sitenizi inceledim.Bunun sonucunda bendeki etkisi itikadıma olan inancımı daha kuvvetlendirdi.Hiç kimseye iftira atmak gibi bir niyetim yok hadis, sünnetlerin dindeki yeri,dindeki bağlayıcılığı vb..Konusunda kesin sağlam bilgilere sahip olduğum için böyle yorumladım.Ancak daha farklı bir kelime seçimi tercih edebilirdim o kadar konu bundan ibaret.
    İnat
    edip,çekişmeye giriyorsunuz demişsiniz.Kendinizce kötü zanna kapılıp,günaha girmeyin.Siz fikirlerinizi yazıyorsunuz aynı şekilde bende fikrimi bunu bir çekişme ve inat olarak algılamamak gerektiği kanaatindeyim.
    Şimdi yazılarınız hakkında şunu söyleyebilirimki sizinde ifade ettiğiniz gibi”Sorun,Peygambere ait olduğu söylenen sözlerin gerçekten o’na ait olup olmadığı meselesidir.Bu konuyla ilgili olarak , bu başlık altındaki yazmış olduğunuz yazılarda cevap vermeyi düşünüyorum tabi vakit buldukça inşaallah.

  22. Haziran 18, 2007, 3:10 pm üzerinde | #22

    Ali bey,
    Ayrıca yorumlarım kafası karışan kişilere yönelik bir bilgi ve tavsiye niteliğinde olacaktır.yoruma yorumla cevap vermem elbetteki beklenemez.

  23. Haziran 18, 2007, 4:17 pm üzerinde | #23

    Özgür bey,
    kimsenin körü körüne anladığınız anlamda tarikatlere bağlandığı falan yok.”Amerika manyetik alanla insanın beynini hipnotize edebiliyor bazı insanlar bu olayı evliya olarak görüyor”demişsiniz.
    .Gerçeyi arama isteğinizi taktir ediyorum fakat bunun için iyi bir araştırma yapmak tabiri caizse her önüne geleni yememek lazım takıldığınız anlamadığınız bir konuda Allah’a şöyle içten bir dua edip dinimizi doğru olarak anlamak ve yaşamak için dua ettiğimizde inanki her şey çok başka olur.Size tavsiyem; http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=61427
    ve Dr.Ahmet Maranki-Elmas Maranki “YAŞAM ENERJİSİ”adlı kitabı okumanızdır.Tarikatler konusuna şu an için vakit arıyamıyorum belki daha sonra.

  24. Haziran 18, 2007, 4:23 pm üzerinde | #24

    Huriye hanım selam,

    Yanlış anlamış isem sorun yok. Eğer ben de sizin söylemediğiniz bir şeyi siz söylemiş gibi yazar da yorumlarsam, siz de bana tepki gösterirsiniz.

    Bu tartışmalarda en uyuz olduğum şey, kişilerin Kuran’ı bektaşi okuyuşu ile okumalarıdır. Bunlar bu “takıyye” işini öyle bir abartıyorlar ki, hilebazlığı hiç utanmadan Kuran’a dair meselelerde de yapıyorlar. Sizi tenzih ediyorum ama siz de bunlardan şu veya bu şekilde etkileniyorsunuz.

    Adam diyor ki, “Peygamber size ne verdiyse alın, neyden yasakladıysa kaçının” ayeti sünnete delildir.

    Hayır ! Bunu diyen apaçık sahtekardır. Çünkü bu ayet savaş ganimetleri ile ilgilidir. Öncesi de, sonrası da savaş ganimetleri ile ilgilidir. Bunu bilmeyen bir kimse yapsa kızmam. Ama bunu çok iyi bilen bir kişi, sırf mücadelesinde – her ne için mücadele ediyorsa – galip gelmek için yaparsa işte bunun ilimde yeri yoktur. İman sahtekarlık üzerine bina edilmez. İman, ilimde cesaret üzerine bina edilir.

    Sizin yazdığınız ayet te bunun gibidir. “Andolsun, İbrahimde ve maiyetindekilerde sizin için güzel bir numune vardır” der ayet. Bunu delil edinecek arkadaşlar, bu ayeti hiç görmez. Bunu kasten yapanlar benim nezdimde, sahtekar, din şaklabanından başka bir şey değildir. Çünkü en başta samimi değillerdir. Amaçları öğrenmek, öğretmek, doğruyu ortaya çıkartmak değildir. Amaçları, bazı şeyleri bilerek ve isteyerek karanlık bırakarak kendilerince galip gelmektir.

    Ben doğru bildiğimi anlatırım, herkes kendi anlama kapasitesi uyarınca bildikleri çerçevesinde sorumludur. Ve herkesin sorumluluğu kendi şahsınadır. Hiç kimse bir diğerinin günah yükünü çekmez.

    Burada yazanların aksinin yazılı olduğu binlerce site var. Gelenekçi yaklaşımın kitapları, görüşleri meydandadır. Dileyen onları dikkate alır, dileyen bu yazanları…

  25. özgür
    Haziran 18, 2007, 9:10 pm üzerinde | #25

    Öncelikle huriye hanıma çok teşekkür ediyorum ilgisinden dolayı verdiğiniz siteda ki yazıyı okudum benim de yukarıda dediğim gibiinsanların zhinlerini kontrol altına alıp onları istenilen noktaya yöneltmek ten bahs ediyor zaten nevada çölündeki 51.bölge de dönüyormuş sanırım bu araştırmalar o zaman anladığım kadarı ile kainatta kozmik bilinç hakim her madde maddenin atomları atomların zerreleri kendi boyutuna göre şuur ludur yani cansız dediğimiz maddelerin bile şuur u vardır ve o bir yerde birleşir madde aleminin yanısıra mana alemi vardır tasavvufun temel konusu yani bu vahdet i vücut kavramı yani bu kavramı şu an kuantum fiziği yeni ortaya çıkarmıştır yani zaman bile boyuttur zaman diyer bir şey yoktur zaman içinde zaman vardır mekan içinde mekan vardır bizim algılayamadığımız her şey güzel de benim merak ettiğim tarikatlarda bu sorulara nasıl cevap bulunuyor insanlar başka yere yönlendirilebiliyor mu yani benim körü körüne dediğim budur onun için araştırma yapmadan kült gruplara girilmez ben ce yazılarınızı merakla bekliyorum ve bu sayfayı her gün okuyorum teşekkürler hepinize ilginizden dolayı-çünkü gelip geçici bir dünya ama önemli olan sonsuzluk işte bunu yakalamak önemli ben ce ….

  26. özgür
    Haziran 18, 2007, 9:28 pm üzerinde | #26

    çünkü ben bir yazı okudum aşağıda vereceğim siteye isterseniz bir bakın huriye hanım ,yazı isanların transa geçirilerek yönlendirilmesi ile ilgili nakşilikte rabıta yanihttp://feridaydin.tripod.com/rabita.htm ile ilgili ve ister istemez kafa karışıklığı oldu– saygılar

  27. özgür
    Haziran 18, 2007, 9:36 pm üzerinde | #27

    http://feridaydin.tripod.com/rabita.htm adresi tekrarlıyorum yanlış yazmışım teşekkürler

  28. Haziran 19, 2007, 4:39 pm üzerinde | #28

    Bakın şunu söyliyim artık,

    Sizin fikirleriniz batıldır inanmammın imkan ihtimali yok.Salavat konulu yazıda size yalancı demiştim bazen öğle kızıyorumki ama yinede belkide böyle kızgınlıkla konuşmamak lazım.
    O Kadar barizki gerçek aslında yapılan hata şu türkçe mealden olmaz bu iş arapçadan olabilir ancak.Sadece bunu söylemek istiyorum.

  29. Haziran 25, 2007, 9:14 am üzerinde | #29

    Özgür bey,

    Belirttiğiniz adrese baktım.Hemen şunu belirteyim ki,islam ve tarikatlerle ilgili derinlemesine bilgi sahibi olmayan,araştırma ihtiyacı dahi duymayan bir yazarın,ön yargılı ve ön fikirli bir yaklaşımla kaleme aldığı bir kitap olduğu görülüyor.adresteki bilgileri dikkate alırsak,islamdaki ibadetleri de hemen uzakdoğu kültürlerdeki ayinlerden alındığını söyleyiveririz.Örneğin namazı,meditasyon ve yoga ayinlerinde ki hareketlere benzetirsek,namazıda,orucuda,zekatıda hep uzakdoğu din ve inançlarına bağlarız.Böyle bir yaklaşım bize ne kazandırır?doğrumudur?

    Tarikatlerin farklı kültür ve inançlardan belli şekil ve ölçülerde etkilenmesi olasıdır.Çünkü islam dini farklı kültür,inanç ve milletlerin müslüman olmalarıyla yayılmıştır.Bu gelişme ve yayılma sırasında elbette farklı kültür ve inançlara sahip toplumlar islam değerlerini alıp hayatlarına uygularken kendilerindende katkı sağlamışlardır ancak ve ancak bunlar yine islamın kabul edebileceği ölçüler çerçevesinde gerçekleşmiştir.Bunun yanı sıra çok azda olsa yanlış ve batıl olan inanış ve uygulamalar da varlığını sürdürmüş olabilir.Ama bunlar sınırlıdır.Sapkın tarikatlerde zaten hemen anlaşılır ve bilinir.Bunlar hep problem olagelmiştir.İslam tarihi boyunca da bu problemlerin çözümüne yönelik önlem ve tavsiyeler kitaplarda yer almıştır.
    Kısaca bu yazarın kitabındaki iddialar akıl ve inanç sınırlarının üzerinde bir takım zorlamalar ve asılsız iddialar üzerine kuruludur.Zaten kullandığı üslup ve kullandığı kavramlar onun bu alanda ne kadar acemi ve bilgisiz olduğunu göstermektedir.Tıpkı doktorluktan anlamayan bir şahsın bir doktora doktorluk dersi vermeye çabalaması gibi örneğin islami kavramlara ve leteratüre az dahi olsa alışık bir kimse “aptes”
    ifadesini kesinlikle kullanmaz “abdest”der.Bu en basit ve hemen göze çarpıveren bir örnek.

    Bu konuda duyarlılığınız ve araştırma çabasına girmenizi takdir ve tebrik ediyorum.Dilerim bu konuda kendinizi yeterli seviyede bilgi ve kanaatle donatabilirsiniz.Tasavvuf ve tarikatleri iyi anlayabilmek için doğru bilgi alabileceğiniz kitaplar okumanızı tavsiye edebilirim.Allah yardımcınız olsun.

    saygılar..

  30. özgür
    Temmuz 5, 2007, 3:17 pm üzerinde | #30

    Öncelikle huriye hanım a çok teşekkürler saygılar yazılarla ilgilenip yazdığı için çoktandır siteye girmiyordum bir bakayım dedim ve yazılarıma gelen cevaplardan ötürü çok sevindim huriye hanım işte asıl karışık konuda bu zaten ben kesinlikle taraflı değilim yani bir sürü yollar var bunların hangisi doğruysa onu bilelim o yolda gidelim gerçeğe doğru yani ben sadece bilgilenmek istiyorum bu konuda sanal dünyada yaşadığımız kesin olarak biliniyor günümüzde kuantum fiziği bile kabul etti evren içinde evren olduğunu paralel evren kuramıyla bunları düşünmek bile heyecan verici allahın yaratma sanatını düşündükçe insan korkuyor ve bu dünyayı bırakıp manevi olarak kendini yöneltmek istiyor allahın istediği de bu sanırım neden hep başımız sıkışınca anarız allah ı benim takıldığım konu şeytanın hileleri tabiki yani asıl yol nedir .. ilginize teşekkürler

  31. Yunus Emre Gündoğdu
    Temmuz 6, 2007, 2:47 am üzerinde | #31

    En doğru yolu merak eden arkadaşlar, buyrun işte size dosdoğru yol.

    FÂTİHA SÛRESİ
    (7) Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.

    BAKARA SÛRESİ
    (2) Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.

    BAKARA SÛRESİ
    (5) İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.

    BAKARA SÛRESİ
    (119) Doğrusu Biz seni [ey Peygamber,] hakikat ile gönderdik: bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak; yakıcı ateşe mahkum olanlardan sen sorumlu değilsin.
    (120) Sen onların (yoluna) inanç sistemine uymadıkça ne Yahudiler ne de Hristiyanlar senden memnun olmayacaklar. De ki: “Dinleyin! Allah’ın rehberliği tek doğru rehberliktir”. Ve doğrusu, sana ilim geldikten sonra onların sapık görüşlerini takip etmeye devam edersen ne seni Allah’ın elinden alacak bir kimse bulursun, ne de bir yardımcı.

    BAKARA SÛRESİ
    (170) Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?

    BAKARA SÛRESİ
    (186) Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.

    ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
    (51) “Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse ona ibadet edin. İşte bu, doğru yoldur.”

    ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
    (103) Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.

    MÂİDE SÛRESİ
    (49) Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.

    EN’ÂM SÛRESİ
    (82) İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.

    EN’ÂM SÛRESİ
    (55) Suçluların yolu da açığa çıksın diye âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.

    EN’ÂM SÛRESİ
    (153) İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.
    (Önceki ayetlere de bakmanızı tavsiye ederim )

    A’RÂF SÛRESİ
    (146) Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.

    A’RÂF SÛRESİ
    (1) Elif Lâm Mîm Sâd.
    (2). Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü’minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
    (3) Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
    ( Surenin tamamını okumanızı tavsiye ediyorum )

    YÛNUS SÛRESİ
    (57) Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi.

    YÛNUS SÛRESİ
    (108) De ki: “Ey insanlar, size Rabbinizden gerçek (Kur’an) gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizden sorumlu değilim.”

    İBRÂHİM SÛRESİ
    (2) Elif Lâm Râ. Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye layık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Şiddetli azaptan dolayı vay kafirlerin haline.

    .
    .
    .
    .
    Ve (10)onlarca ayet daha var. Hidayetten yararlanmak istemiyor musunuz? “İstiyoruz” dediğinizi duyar gibiyim. E o zaman niye başkaca yollar arıyorsunuz ki? Uyun Kur’an’a…

  32. Temmuz 6, 2007, 4:21 pm üzerinde | #32

    ÖZGÜR BEY,
    Ne söylemek istediğinizi anladım.Bana size ulaşabileceğim bir adres verirmisiniz görüşücem sizinle.

  33. Temmuz 6, 2007, 5:41 pm üzerinde | #33

    Yunus kardeşim Allah razı olsun.

    Öğütlerin en güzeli elbette Kuran’dır.

    Allah layıkı ile dinleyip gereğince amel edenlerden eyler inşaallah…

    Selam ile…

  34. özgür
    Temmuz 9, 2007, 9:15 pm üzerinde | #34

    Huriye hanım bana ulaşabileceğiniz adresi vereyim msn adresimi vereyim ozguraksoy1979@hotmail.com bunu eklerseniz sevinirim –çok teşekkürler

  35. HAMZAT
    Ağustos 10, 2007, 12:19 pm üzerinde | #35

    Tarikat arapça yol demektir. tarikatın amacı yükselmektir. nakşibendiliğin kurucusu Muhammed Bahaüddin nakşibenddir. hocası İmam caferi sadık hz.leridir. İmam caferi sadık hz.leri Peygamber efendimizin torunudur. Sonra Alaaddin attar ve İmam rabbani hzleri gelir beyazıdi bistami ve Abdulkadiri geylani hz gelir. şimdi bu Allah dostları yanlışmı yaptı. bunlar doğruyumu söylüyor. tarikatın amacı Kuran, fıkıh, hadistir. bunda yanlış olan nedir. islamın 5 şartını yerine getirene cennet vaciptir buyuruyor Allahın resulü (s.a.v). tarikatlerin hiç birinde böyle yapmazsanız cennete girmezsiniz diye bir şey yoktur. sadece islamı çökertmek için ilim, kuran, fıkıh öğretiilen yerlerden müslümanların uzak kalmaları, batıya uymaları, onlar gibi yani kafirler gibi yaşanmaları isteniyor. Kuran da Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır. “siz onların dinine girmedikçe hrisityanlarda yahudilerde asla sizden razı olmayacaktır.” bunu Allah buyuruyor. Allahın sözünde yalan olurmu. peki siz hiç bir sitede okudunuzmu şu kız mini etekli, şunun şöyle boyu, güzelliiği falan var diye. ama islam olunca her taraftan saldırılır. yok başörtü yoktur, sakal yoktur diye. peki sorarım camiye gittiğiniz zaman hiç imamın başında sarıksız namaz kıldırdığını gördünüzmü. yahudilerneden sakal bıtrakıyorlar hiç düşündünüzmü çünkü hz .musa sakallıydı, hrisityanlar papazlar neden asa elinde ve sakallı dolaiıyorlar çünkü hz isada öyleydi. şimdi ben sakal neden bırakamıyorum neden sarıkla dolaşamıyorum diye sorrdunuzmu kendinize. dikkat edin kardeşlerim oyunlara gelmeyin. tarikatlar ehli sünnet vel cemmattir yani Allah resulüne tam uymaktır. bunu neden her kes yanlışalgılıyor. lütfen bir şeyi gidip görmeden karar vermeyin kardeşlerim gidin korkmayın bakın neler yapılıyor oralarda kimse orda kimseyi yemez. Çünkü ordakilerde Allah korkusu vardır, islama tam uymak vardır, haramdan zinadan, yalandan kaçmak vardır. sizce bunların hangisi yanlış. Allah (c.c) bütün müslümanları bunların yalanlarına uymaktan muhafaza etsin. onlarıda ıslah etsin demiyorum kahhar ismiyle kahretsin cehennemden azad olmayacak insanlar bunlardır. çünkü şirk üzereler. Allahın kanunlarına muhalefet etmek kafirliktir. Seni yaradana, senin rızkını verenin nasıl olurda sözünü inkar edersin. hamzat-36@hotmail.com

  36. Ağustos 10, 2007, 2:00 pm üzerinde | #36

    Selam Hamzat;

    Tarikat meselesini şu aşağıdaki yazıyı OKUYARAK değerlendirmeni tavsiye ederim.

    Duada evliyayı aracı koyma ve şirk

  37. HAMZAT
    Ağustos 10, 2007, 2:35 pm üzerinde | #37

    Duada kimse evliyayı aracı koymaz. Benim kendim çeçenim. Nakşibendi cemaatindenim. fatihteyim. öyle bir şey olsaydı ben yaklaşmazdım. Allahla kul arasına kimsenin girlmeyeceğini her kes bilir. sizin dediğiniz tasavvufla ilgilidir tasavvuf çok farklı bir şeydir. Bunu anladıktan sonra konuşun. tasavvufun farklı şeyleri vardır, maneviyat içiriği çok yüksektir. Mürşidin Allah yalvararak müridini tasavvuf yönünden ilerletmesi içindir. siz bunu farklı algılıyorsunuz.

  38. Ağustos 10, 2007, 3:18 pm üzerinde | #38

    Onu bana anlatma, mesela bir hayır yap

    Bu link üzerinde anlat.

  39. HAMZAT
    Ağustos 11, 2007, 10:51 am üzerinde | #39

    Size tasavvuf yolunun Allah’ yaklaştıran yollar yükselme yolu olduğunu söylemişdim. tarikatler demiştiniz amacı tasavvuf demiştim yakınlaşma diye. Bunların en üstününden öğretenden, Müridlerine kadar aktarayım. İnşaallah bunada bir kılıf uydurmazsın. (TASAVVUF)anladınız umarım.
    1.Hazret-i Muhammed Mustafâ SAS

    2.Hazret-i Ebû Bekir-i Sıddîk RA

    3.Hazret-i Selmân-ı Fârisî RA

    4.Hazret-i Kâsım İbn-i Muhammed Rh.A Hazretleri

    5.Câfer-i Sâdık Rh.A Hazretleri

    6.Bâyezîd-i Bistâmî Rh.A Hazretleri

    7.Ebu’l-Hasan-ı Harkânî Rh.A Hazretleri

    8.Ebû Aliyyini’l Fârmedî Rh.A Hazretleri

    9.Yûsuf Hemedânî Rh.A Hazretleri

    10.Abdülhâlık-ı Gucdüvânî Rh.A Hazretleri

    11.Ârif-i Revgirî Rh.A Hazretleri

    12.Mahmûd İncir-i Fağnevî Rh.A Hazretleri

    13.Ali-i Râmitenî Rh.A Hazretleri

    14.Muhammed Baba es-Semmâsî Rh.A Hazretleri

    15.Emir Külâl Rh.A Hazretleri

    16.Şâh-ı Nakşibend Muhammed Behâeddîn-i Buhârî Rh.A Hazretleri
    nakşibendi tarikatının kurucusu.

    17.Alâeddîn Attâr Rh.A Hazretleri

    18.Yâkûb-u Çerhî Rh.A Hazretleri

    19.Ubeydullah-ı Ahrâr Rh.A Hazretleri

    20.Muhammed Zâhid Parsâ Rh.A Hazretleri

    21.Muhammed Derviş Rh.A Hazretleri

    22.Hâcegî Muhammed Emkenekî Rh.A Hazretleri

    23.Muhammed Bâki Billah Rh.A Hazretleri

    24.İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fâruk Serhendî
    Rh.A Hazretleri (batın ilmi sahibi)

    25.Muhammed Ma’sûm Serhendî Rh.A Hazretleri

    26.Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Rh.A Hazretleri

    27.Nur Muhammed Bedvânî Rh.A Hazretleri

    28.Şemseddin Cân-ı Cânân Mazhâr Rh.A Hazretleri

    29.Abdullah ed-Dehlevî Rh.A Hazretleri

    30.Mevlânâ Hàlid-i Bağdâdî Rh.A Hazretleri

    31.Ahmed İbn-i Süleyman el-Ervâdî Rh.A Hazretleri

    32.Ahmed Ziyâüddîn-i Gümüşhânevî Rh.A Hazretleri

    33.Kastamonu’lu Hasan Hilmi Rh.A Hazretleri

    34.Safranbolulu İsmâil Necâti Rh.A Hazretleri

    35.Ömer Ziyâüddîn-i Dağıstânî Rh.A Hazretleri

    36.Tekirdağlı Mustafa Feyzi Rh.A Hazretleri

    37.Hacı Hasib Efendi Rh.A Hazretleri

    38.Abdülaziz Bekkine Rh.A Hazretleri

    39.Mehmed Zâhid Kotku Rh.A Hazretleri

    40.Mahmûd Es’ad Coşan Rh.A Hazretleri

    41.Muharrem Nureddin Coşan Hocaefendi
    42.Mahmut Ustaosmanoğlu Rh.A Hazretleri

  40. RIZA
    Kasım 6, 2007, 10:20 am üzerinde | #40

    EEyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyN Ali aksoy yanlış yoldasınız içerisine girmediğin ve onları yakinen tanımadığın ap açık belli onlarki dinini hakkıyla yaşamak isteyen vatanını,milletini,şanlı BAYRAĞIMIZI seven şehit olmak isteyen insanlara haksız yere itham ediyorsun o zararsız insanlarla uğraşacağına yurdumuzu bölmeye çalışan devletimizi hiçe sayıp hergün canlarımıza kast eden gencecik askerlerimizi şehit eden namazımızla alay eden o ŞERFEFSİZ PKK İLE UĞRAŞ Açmış olduğun siteni bu konuda yönlendir O Büyük OSMANLI CEDDİMİZ SENİN YAPTIĞINI YAPMIYORDU.Gerçekten insanlara faydalı olmak istiyorsan arşivlerimizi iyi araştır.hakkınıda helal et

  41. kahraman sakarya
    Haziran 20, 2009, 2:51 pm üzerinde | #41

    Anliyamadigin ve onları yakinen tanımadığın ap açık belli onlarki dinini hakkıyla yaşamak isteyen vatanını,milletini,şanlı BAYRAĞIMIZI Kurani ve Sünneti tatbik eden o zararsız insanlarla uğraşacağına insanlari inanctan uzak tutup,yaraticisini tanimayan ve yanliz bayram namazlarina giden sizin gibi insan yetistirmekmi istiyorsun.isiniz gücünüz medya gibi hep ortaligi karistirmak.

  1. No trackbacks yet.