Süper bir Mehdi Hayal Ediyorum, Bilincim Kapalı
Bir ramazan gecesiydi. Ortalık zifiri karanlıktı. O esnada sanırım uyuyordum.
Doğu tarafından aniden bir gürültü koptu. Sandım ki mutfaktaki, banyodaki, odadaki ve kömürlükteki tüpler patladı. (Evde bu kadar tüpün olması iyiye işaret değildi biliyordum). Tüpleri kontrol edeyim diye fırladım yatağımdan. Bir de ne göreyim, tüplerde hiçbirşey yoktu.
Evdeki tek ses; buzdolabının, televizyonun, açık kalan bilgisayarın, müzik setinin ve çamaşır makinesinin gürültüsüydü. Evde çıt yoktu. O an anlamıştım “bu ses dışardan geliyor”. Hemen pencereye fırladım, acaba gökyüzünde bir değişiklik var mı diye. Bir de ne göreyim! Hiçbir değişiklik yok. Geçen akşam saydığım 2 küsür milyon yıldız yerinden bile oynamamış. Ama kutup yıldızının biraz sola çektiğini fark ettim.
Sonra da arkasından mavi, yeşil ve kırmızı ışık saçarak kayan bir gök taşı kümesi farkettim. Bu bir işaretti. Evet evet bu bir işaretti. O an anladım ki bu gece beklenen geceydi. O gelmişti. Şölenlere, kutlamalara, sevinç çığlıklarına ve şenliklere hazır olmalıydım.
O ara bizim ufaklık yanıma yanaştı ve “baba” diye seslendi. “Şehrin göbeğinde bugün konser var herhalde, havai fişekler gökyüzünü ne güzel aydınlatıyor değil mi” dedi. O an bütün umutlarımı yitirmiştim. Hayallerim mahvolmuştu. Bizim 6,75 yaşındaki bücür hayallerimin üzerinden adeta bir kamyon gibi geçmişti.
Aha geldi aha gelecek, gözünüz yollarda kaldı biliyorum. Hasretlik zor iş. Bilin bakalım güneyden mi yoksa kuzeyden mi zuhur edecek? “Mehdi” yaz 6666’ya gönder nereden zuhur edeceğini öğren.
Peki herkesi razı edebilir mi kahramanımız? Karada kaçanı, havada uçanı, gariban solucanı, sırt üstü dönmüş tosbağayı, emekliyi, dulu ve yetimi? Ne dersiniz?.. Memnun edebilir mi? Eder niye etmesin? Adı üstünde “Süper Mehdi.. Hem de 100 oktan”.
Acaba nasıl bir donanıma sahip. Özellikleri ne? Eminim merak ediyorsunuz.. Bugüne kadar onun hakkında ne söylendiyse az ve eksik söylendi. Ben tamamlamaya niyet ettim. Onun tam ve kusursuz olmasını istiyorum. Hesabı sıkı tutmasını istiyorum. Bir oturuşta bir buzağıyı yemesini, kürdan ve peçete kullanmasını istiyorum. Karşısına dağlar, taşlar, kuşlar ağaçlar bile dikilse hepsini ezip geçmesini istiyorum. Işınlanmasını, bir an burada bir an New Zelanda’da olabilmesini istiyorum. Kuru bir ağacı söküp başka bir yere diktiğinde ağacın hemen karpuz vermesini istiyorum. Karpuz ağacını yetiştirebilen tek kişi olmasını istiyorum. Kuru bir kamış ağacını eline aldığı zaman, ağacın aniden “NEY veya Obua” olmasını istiyorum.
Onun da bir ışın kılıcının olmasını istiyorum. USA kahramanlarından neyi eksik. Hatta yeşil bir taytının olmasını ve o taytın üzerine don giymesini istiyorum. Leb demeden nohutu anlamasını istiyorum. Dünyanın öbür ucundaki bir kadının dırdırını işitebilmesini ve kocasının yerine “yeter artık ulan” deyip kapıyı çarpar gibi yapmasını istiyorum.
Bol bol gizli güçlerinin olmasını, bir oturuşta yediyüz kitap okumasını, hamur açmasını, zeytinyağlı dolma yapmasını, engelli koşu yapmasını, bir de sigara içmesini istiyorum. (Tiryakisi olup nasıl sigara bırakılırmış herkese öğretsin diye. Zayban meretinden de kurtarır bizi)
Bütün püsürüklü işlerin girift tarafını bilmesini ve çözüm bulmasını istiyorum. Organik tarımı yaygınlaştırıp milleti hormondan kurtarmasını, “stokçuluk yapan bizden değildir” anlayışını yeryüzüne hakim kılmasını, yeni doğan her bebenin gönlüne “sevgiyi” aşılamasını, baktı olmuyor kızamık, hepatit B, C, D aşısı yapmasını istiyorum.
Kayıp kaseyi bulmasını, sır namına ne varsa hepsini ortaya dökmesini, ebced, matematik, fizik, kimya, biyoloji, antropoloji, kısaca ne kadar “loji” varsa hepsini bilmesini istiyorum.
Erzincan’ı dünyanın başkenti yapmasını, İstanbul’u nahiye haline çevirmesini, hatta mümkünse özgürlük anıtını bulunduğu yerden kaldırıp Irak’a dikmesini istiyorum.
“Savulun uleyn” demesini, bir yayla 200 ok fırlatmasını, ata ters binebilmesini, bir bakışıyla dağ ve çam devirmesini istiyorum.
Bir tıkla herkesin elektrik, su, telefon, doğalgaz ve vergi borçlarını ödeyebilmesini istiyorum. Bankacılığı kaldırmasını bunun yerine “MFK” (Mehdi finans kurumları) kurumunu yaygınlaştırmasını istiyorum.
Ortaya çıktığı vakıt bir daha kaybolmamasını, kaybolsa bile ara sıra cep telefonuyla “nerde olduğunu bize söylemesini istiyorum.
Biraz da fiziksel özelliklerinden bahsetmek istiyorum.
Metre cinsinden 1.30’dan küçük, 1.90’dan büyük olmamalı. Kivi tenli, lila saçlı yeşil gözlü, body building vücutlu, iki omuz arası mesafenin en az 2 metre olmasını, alnının geniş burnunun parlak, 45 numero palet giymesini, yarım metre çapında bir de elinin olmasını istiyorum. Şaplaaa godummu uzatsın diye. Kirli sakallı gezen, gözünden ışık, burun deliklerinden de ateş saçabilmesini istiyorum.
130 erkeğin cinsel gücüne sahip olmasını ve Cengizhan’ı aratmamasını istiyorum. Ondan bin yıl sonra dünyanın %80’inin onun torunu olmasını istiyorum.
Sağ yanağına gözünün hemen alt kısmına da bir tane ben istiyorum. Benin rengiyle ilgili de kararsız kalmak istiyorum. Omzunda mühür, kolunda dövme, burnunda hızma, göbeğinde pirsing, kulağında da gümüş bir küpe olmasını istiyorum.
Onun bir sürü kardeşinin olmasını istiyorum. Hayır vazgeçtim az kardeşi olsun. Olmadı bundan da vazgeçtim onun hiç kardeşi olmasın. Hatta anasız babasız olsun. Ama halası dayısı da olsun.
Evet farkındayım çok şey istiyorum. Hatta ve hatta zopa istiyorum.
Sonuç olarak, bu beklentimin boşa çıkacağını ve avucumu yalayacağımı bilmiyor muyum?! Eşşek (bal mıydı yoksa) gibi de biliyorum. “Niye o zaman fantezi kurup duruyorsun” diyenleri de duyar gibi oluyorum. (Bana mı zuhur etti ne?) Başlıktan da mı anlamıyorsunuz kardeşim, şu an bilincim kapalı. Gayet normal değil mi? Bilincim açılana dek fantezi kurma hakkım saklıydı kullandım. Hadi ben fark ettim bilincimin kapalı olduğunu ve hatamı anladım. Ya asırlardır bilinci kapalı olup da insanları hayal aleminde bir oraya bir buraya koşturan işgüzarlara ne demeli? Gücünüz bu garibana mı yetiyor?
Aha geldi aha gelecek diye asırlarca kandırılmadınız mı? Uyutulmadınız mı? Ben kandırır gibi yapınca niye içinizdeki ışın kılıcını çekmeye kalkıyorsunuz?
En tehlikeli oyun “umut” oyunudur. İnsanlara boş umutlar vaat edersiniz ve o umutlar gerçekleşmez ise, müthiş bir hayal kırıklığı meydana gelir. Sonucunda ne olur biliyor musunuz? Pasifize edilmiş, nötr hale getirilmiş insan görünümlü androitler meydana gelir. Bilinçleri sürekli kapalıdır bu androitlerin. Küçük bi çip takarsınız müsait bir yerine, çipin içine ne yerleştirirseniz ona göre hareket eder. Düşünmez ve akletmez. Çipli sonuçta.
Nasıl olsa ağa gelecek onu bu durumdan kurtaracak. Umut oyunu oynuyoruz ya sonuçta. Bu kuruntuyla avunur/avutulur ve bu dünyadan göçer gideriz. Tabi bilinçsiz göçtüğümüz için de hesabımız çetin olur. Zannederiz ki hesabımızı da ağa verecek. Çipine öyle yerleştirilmiş çünkü. Sen dert etme, iki cihanda da garantörün biziz. Sevsinler. Babanın oğula, ananın kızına garantörlüğünün sökmediği bir mecrada kim takar seni, sizi ve onları.
Son bir anektotla bitirmek istiyorum. Biraz da siz hayal edin. Bir hasta vardı. Böbreklerinden rahatsızlandı ve hastaneye kaldırıldı. Doktor dedi ki: “Böbrekler iflas etmiş diyaliz makinesine girmek zorunda. Tutturdu girmem diye. Kızı buna umut verdi. Dedi ki: “Anne bir kere giriyorsun ve başka girmiyorsun, hepsi bu”. Kadıncağız umutlandı ve kabul etti. Makineye girdikten iki gün sonra taburcu oldu. Doktor taburcu olurken diyordu ki, haftada üç gün getireceksiniz hastayı, artık o bir diyaliz bağımlısı. İlk diyaliz günü geldiğinde yine aynı kızı dedi ki: “ anneciğim hastaneye gidiyoruz”. Annesinin cevabı: “Niye?” Hadi bakalım ayıkla pirincin taşını. Kızı bunu 1 ay oyalamış, bugün son yarın son öbür gün son. Son son son. Sonu yok. Ölene kadar girecek. Kadın artık kızına inanmıyor. Umutlarını kaybetti. Androit oldu. Böbreklerinin yanı sıra şuurunu da kaybetti onca yalandan sonra. Şimdi kızının yediği haltı temizlemekle meşgulüz.
İnsanlara acı da olsa doğruları söylemek gerekiyor. Tebliğ denilen kavramın temeli doğruluktur. Kendi aleyhimize olsa bile doğruları söylemek zorundayız. Yoksa Allah, şahdamarımızı koparıverir. Buna da kimse engel olamaz.
(
si bu yazıyı bilginiz dogrultusundamı yazdınız burda anlattıgınız insan gerçekmi güç ve ilim bakımından
Selam Muhammet,
Google’a gir. Mehdi yaz. Karşına çıkanları oku… Sonra diyeceksin ki, adam az bile yazmış…
Selam ve dua ile…
Mehdi süper kahramandan ziyade sade bir insandır. Onu diğer insanlardan ayıran özelliği ise metaryalistleri bile şaşırtacak bir şekilde ALLAH’ın varlığını somut olarak ispat etmesi olucaktır.
Bu mehdi’nin süper zekalı olması falan değil ALLAH’a hiç bir şüphe duymadan inanarak; bana bir yol göster, gösterki bu dünyanın kime ait olduğunu tüm insanlığa göstereyim diye dua etmesi ve bu samimi dua nın kabulu neticesinde ona verilen bir lütuftur. Mehdinin mehdi olmasıda zaten bu yüzdendir. Hiç bir insandan üstün değildir. Her kim olursa olsun bütün gayretiyle ALLAH’a inanan her insanın duası mutlaka kabul olur.
umarım tanıyacak kadar ömrün olur
Yukardaki yazıyı okudum..
“yorumcu Diyor:
12 Apr 2007 9:39 pm
Mehdi süper kahramandan ziyade sade bir insandır. Onu diğer insanlardan ayıran özelliği ise metaryalistleri bile şaşırtacak bir şekilde ALLAH’ın varlığını somut olarak ispat etmesi olucaktır.
Bu mehdi’nin süper zekalı olması falan değil ALLAH’a hiç bir şüphe duymadan inanarak; bana bir yol göster, gösterki bu dünyanın kime ait olduğunu tüm insanlığa göstereyim diye dua etmesi ve bu samimi dua nın kabulu neticesinde ona verilen bir lütuftur. Mehdinin mehdi olmasıda zaten bu yüzdendir. Hiç bir insandan üstün değildir. Her kim olursa olsun bütün gayretiyle ALLAH’a inanan her insanın duası mutlaka kabul olur.”
Bir de bu yazıyı okudum…
Kısa ama üsttekinden daha uçuk.. Mega Mehdi yani?.
Yorumcu bekleyedur sen, belkim bir gelen olur..
İster gelsin ister gelmesin benim için fark etmez.
Eğer gelirse de Ali Aksoy gibi kendi görüşlerini ortaya koymaz bence. Her kezin bi görüşü var tabi. Ancak, herşeyin tek sahibi olanın, herşeyi yoktan var edenin görüşü dururken ben kalkıp Ali Aksoy veya başkasının görüşlerini kabullenmek gafletine düşmediğim için kendimi şanslı görüyorum. İnsanları hayvandan ayıran en mükemmel özelliği akıl sahibi olması. E öyle ise başkasını taklit etmek kabullenmek niye. Kabullenicek biri varsa oda Peygamberimizdir. O bize yaradanın görüşünü bildirmiştir. Bende mehdiyi yapacağı görevlnde kendine ait bi meselesi olmadığını, sadece
ALLAH’ın varlığını ispat etmesi için bütün gayretiyle bir mücadele vereceğini sanıyorum. Buda benim görüşüm. Sakın kabul etme.
mehdi tabbiki bizler gibi normal özelliklere sahip bir insandır fakat günahsızlık bakımından meleğe yakın derecede olan bir insandır ben şimdi sizlere soruyorum gece sabaha kadar allahı anan ve günahı yok denecek kadar az olan bir insan neden üstün özelliklere sahip olmasın birde günümüz çağında bunun ne kadar zor olduğunu düşündüğümüzde allah bu durumda olan birisini neden diğer insanlardan üstün tutmasın peygamber olmadıkları halde diğer insanlardan üstün özelliklere sahip nice insanlar gelip geçmiştir allah şeytana dahi bazı üstünlükler veriyorda niçin mehdi[as]vermesin fakat inancınız zayıfsa tabiiki bu konular hakkında bilgisizlik yüzünden yanlış ve lakayıt sözleri söyleye bilirsiniz siz mehdinin geleceğine inanmayan birisine ne söylerseniz boştur
Yahu Mustafa bey, sanki Mehdi’nin yakın arkadaşı gibi konuşuyorsunuz, dayanağınız nedir?
ben onun asrında cahil cimri korkak olan ve kısa zamanda alim cömert ve cesur olacak kişiyim her türlü bilgim kurana ve hadise dayanan zamanın alimlerinin bilmedikleri sırlara vakıf olan bu mesajlarıda sizi haberdar etmek için yollayan birisiyim
vay be.. mükemmel… kutlarım sizi.. göreviniz de başarılar…
( Açık açık ben Tanrı’yım desenize, niye lafı uzatıyorsunuz???!!! )
eğer bu iddaada olan birisiysem allah canımı şimdi alsın söz dokuz boğumdur nereye gideceğini düşünerek konuşsak daha iyi olur her boğum insanı boğacak özelliktedir benim hakkımda böyle zanda bulunulmasından allaha sığınırım pek acele etmeyin zaman çokmu çok yaklaştı sizde bekleyin bende bekliyorum ben allahın en günahkar kullarından birisiyim dilerimki allah sizide benide affeder eğer benim bu yazılarım sizi bu düşüncelere sevkediyorsa burda noktayı koyalım ben kimsenin benim yüzünden günaha girmesini istemem
Gaybı Allah’tan başka kimse bilemez. Siz gelece(k)ğiniz ( gaybınız ) hakkında kesin bir tanıda bulunuyorsunuz ve “ben şu şu olacağım” diyorsunuz.
Günaha kimin girdiğini biraz düşünün…
sanırım sizi bazı şeylerden kabul etsenizde etmesenizde haberdar etmişimdir yani maksat hasıl olmuştur takdir size kalmıştır bana kabul etmediğim şeyleride lütfen isnat etmeye ve ima etmeye çalışmayın ayrıca benim bu yazılarımı dikkatlice titiz bir şekilde okumanızı tavsiye ederim ayrıca size yazdıklarım devede kulak kalır ayrıca o kişi olmam için illa ismimin söylenmesimi lazım bu özellileri taşıyorsam kafi gelmezmi ilerki zamanlarda benim o kişi olup olmadığımı sizde bütün dünyada elbette öğrenecektir benim bundan hiçmi hiç şüphem yok günahkar kulun dahi duasını kabul eden allaha şükürler olsunki ben seni bilgilendirdim herşey gaybın anahtarlarını elinde bulunduran allahu taalanın duamı kabul etmesiyle başladı ***dua odurki suyu durdura dua odurki 270 kiloluk mermiyi kadırta dua odurki görmeyen gözlere nur duymayan kulakları duyurta lailahe illalah olmayan kainat helak ola*** sanırım duayıda küçümsemezsiniz selam üzerinize olsun
Bu özellikler nerede yazıyor ki, siz o özellikleri taşıdığınızı düşünüyorsunuz?
Meşhur bir atasözü vardır, ben biraz bu sözü hafifleştireyi…
“Atın duası kabul olsaydı, gökten saman yağardı” sizinki de o hesap…
Selam;
85.108.54.74 IP.
Lazım olan yere iletildin.
Bak bakalım kim kimin peşindeymiş…
Bakın sevgili kardeşlerim; Kur’an-ı kerimde hz .isanın geleceğine dair ayetler vardır. geleceği zaman ise mehdi aleyhisselamın zamanında zuhur edecek olmasıdır. bunun hakkında hadisler vardır. sahih buharide vardır. Sahih buhari isimli hadis kitabı icma-i ümmet ile sabittir yani islam ulemalarının tasdik etmesiyle olmuştur. hz mehdinin geleceğini kuran ve sünnete dayanarak İmam Gazalide haber vermektedir. imam gazali ise çok büyük bir müçtehiddir yani islam konusunda her detayına kadar bilen ve fetva veren kişi demektir mü.tehid. Bütün alimler Hz. mehdinin geleceği konusunda hem fikir olduklarıhalde kendi aklıyla bir kişi çıkıp insanları yoldan saptırmayı düşünüyor. O kadar alimmi Allahın yakın dıstlarımı daha zeki yoksa mehdi gelmeyecek diyen bir kişimi?
Selam;
Nasıl bütün alimler ittifak etmiş ?
Bak bu hadisçilerin alimi;
Mehdi İnancı Nedir – Prof.Dr. Hayrettin Karaman
Merhaba;
Mehdi gelecek diyenler ve gelmeyecek diyenler ayrılsın.
Ali aksoy site sahibi sanırım. Buraya bi anket bölümü açarsan iyi olur Ali bey. Ama siteyi sadece kendi görüşlerimde olan kişiler ziyaret etsin dersen tabi o başka.
İmam Hafız b. El-Eskaf indinde beğenilen ve Hz. Cabir (RA)a isnad olunan rivayete göre;
Resullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kim Deccali yalanlarsa kafir olur. Yine kim Mehdi’yi yalanlarsa kafir olur.”
Görmez misin ki! Şeriat sahibinin bizzat kendisi, onu haber vermiş ve rivayetlerde sabit olduğu gibi müjdelemiştir. 6
* Bu hadisi Ruyani, Huzeyfe’den rivayet etmiştir;
“Mehdi, benim çocuklarımdan birisidir. Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir.” 7
* Hz. Huzeyfe (RA) ın Resullah (SAV) den rivayet ettiği bir Hadis-i Şerifte;
Efendimiz (SAV) şöyle buyurmuştur:
“Ey Huzeyfe! Dünya hayatı sona ersede geriye sadece bir gün kalmış olsa bile, benim Ehl-i Beytimden bir adam, hakimiyetini kuruncuya kadar Allah (c.c.) o günü muhakkak uzatır. Onun vasıtası ile kahramanlıklar cereyan eder ve İslamiyet açığa çıkar. Allah (c.c.) vadinden dönmez ve O hesabı çabuk görendir” -Bu Hadis-i Şerifi Ebu Nuaym El-Isfahani tahric etmiştir- 8
* Ebu Abdullah Nuaym b. Hammad’ın Hz.Galiye’den rivayetine göre, Resulullah (SAV) şöyle buyurmuştur:
“O (Mehdi) benim neslimden bir kişidir. Benim vahiy üzere savaştığım gibi o da benim sünnetim üzere savaşacaktır.” 9
* Ahmed ve İbn Mace Hz. Ali efendimizden rivayet etmiştir;
“Mehdi, ehl-i beyttendir. Allah (c.c.) onu bir gecede ıslah eder.”
…Bir gecede Mehdi’nin ıslah edilmesi sözü ise Cenab-ı Hakkın kendisine kutup mertebesinin verilmesine işarettir. Bu dereceyi çalışmakla, uğraşmakla kazanamaz. Yüce Mevla’nın Kur’an-ı Kerim’de belirttiği gibi Hz. Peygamber’e verilen bu lütuf Mehdi’ye de verilmiştir. Yüce Mevla, Kur’an-ı Kerim’de Şura Suresi 52. ayette Peygamberimize şöyle demiştir: “Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu (kitabı) kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru yolu göstermektesin.” Mehdi, dini meselelerde zamanındaki müçtehitlerin en faziletlisi ve en mükemmelidir. Bu da onun büyüklüğünü, mertebesinin yüksekliğini, makamının yüceliğini gösterir. 10
* Kays b. Cabir’den, o da babasından, o da dedesinden rivayet ettiğine göre;
Resullah (SAV) şöyle buyurmuştur: “Benden sonra halifeler (devri) olacaktır. Halifelerden sonra Emirler olacak, Emirlerden sonra zalim hükümdarlar olacaktır. Sonra benim Ehl-i Beyt’imden Mehdi çıkacaktır. O, daha önce zulümle doldurulan dünyayı adaletle dolduracaktır.” -Ebu Nuaym’Fevayid’in de, Tabarani de “Mucem”in de tahric etmişlerdir.- 11
* Ebu Hureyre (RA) dan rivayete göre;
Resullah (SAV) şöyle buyurmuştur: “Ehli Beytimden bir adam (dünyaya) sahip oluncaya kadar kıyamet kopmaz. O, İstanbul’u ve Cebel’i fethedecektir” 12
* Ebu İshak’tan rivayete göre;
Hz. Ali (RA) oğlu Hz. Hasan (RA) a baktı ve şöyle dedi: “Bu benim oğlum, seyyiddir. Nitekim Resullah (SAV) onu böyle isimlendirmiştir. Allah (c.c.) onun sulbunden bir adam çıkaracaktır. O sizin peygamberinizin ismi ile isimlendirilecektir. O’na (Hz. Peygamber) yaratılış bakımından benzemez, fakat huy itibariyle benzer. O dünyayı adaletle dolduracaktır” – bunlar yetermi
Selam Hamzat;
Şu sorunun cevabı sende var mı?
Madem ki mehdi gelecek… Bu bütün dünyanın ve müminlerin kaderini / geleceğini etkileyen mühim bir olaydır. Hatta bir müjdedir. Dine ilişkin bir bilgidir.
Şu halde neden Kuran bundan hiç bahsetmemiş ?
Allah -haşa- unutmuş mudur ?
Allah -haşa- söylemekten üşenmiş midir ?
Allah kuranı göndermiştir. Kuranın tam manasını sadece peygamber efendimiz bilir. Kuran da “Resulüme itaat edinki bana itaat etmiş olursunuz” buda gösteriyorki her hareketimiz ve fiillerimizle ona uymamızı emrediyor Allah(c.c) bu ayetinde. Örnek olarak Allah kuranı kerimde “Namazı , kılın, zekatı verin” buyuruyor. Ama namazın nasıl kılınacağını yazmıyor. İnsanlar namazı neye göre kılıyorlar peki. Peygambere göre. Hadisler ise Kuranın açıklamasıdır. Yukarıda söylediğim hadislerin hepside sahih hadistir. Bütün müctehitler, alimler ve islam dünyası bu hadisleri kabul ederken kalkıp bir kaç kişi bunları kabul etmez şaşarım. Peki nerde kaldı resule tam itaat. Allah öyle buyurmuyormuydu. Allah peygamberin sözlerine muhalefet edin mi diyor. “Şüphesiz o size ne getirirse muhakka alın, nedende alıkoyarsa ona yaklaşmayın demiyormu Allah kuranı kerimde. Bize sadece Allah resulünün tüm söylediklerine, hareketlerine, fiillerine tam itaat lazım gelir.
Bide şu ayeti okumanızı tavsiye ederim. umulurki doğruyu bulursunuz.
De ki: “Ey kitap ehli! Gerçeği görüp bildiğiniz hâlde niçin Allah’ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah’ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir”. Ali İmran Süresi 99.
katrina kasırgasının delili olan hakka 7.ayeti Mehdi as şu an yeryüzünde olduğnunda delilidir benim yazdıklarımı tüm insanların kamil manasıyla araştımasını istiyorum
Merhaba;
Hamzat isimli kişiye katılıyorum. Peygamberimizin bize miras bıraktığı hadisleri değerlendirmemiz lazım. Birde aklıma şöyle bişiy geldi, Neden ALLAH insanlara görünüp ben sizden şunları yapmanızı istiyom demedi Kuran’ı Kerimi peygamberimiz aracılığıyla gönderdi.
Haşa ALLAH herşeye kadir. İstese bize ayetlerini başka yollarlada bildirebilirdi. Ancak bu dünya imtihan için yaratılmış ve bizde
bu imtihanın içindeyiz. Elbette bir insan aracılığıyla olması gerekiyodu ayetlerin bize bildirilmesi. İşte burda bu sorunun cevabıda ortaya çıkıyor. Mehdi nasıl biranda gelip herşeyi düzeltecek heryerde adaleti sağlıyacak? Tabiki mehdinin asla insan üstü bir gücü olmayacak. ALLAH madem ayetlerini bi insan aracılığyla gönderiyor ozaman koyduğu kurallara uymayan toplumuda bir insan aracılığı ile bir anda düzeltebilir. Bu nasıl olur
diyenler var. Şimdi düşünün bir savaşlar nasıl oluyor günümüzde?
Biri bir yerden sadece bi düğmeye basarak istediği yere bomba gönderebiliyor. 1-2 dk da milyonlarca insan ölebiliyor. Mehdininde zeka seviyesi çok yüksek olabileceğine göre birkaç savaş sistemini kontrol etmesi okadarda zor değil. Hemde tek başına olmadığı söyleniyor hadislerde. Bir ordusu olucak deniyor.
E ozaman mehdi nasıl bi anda dünyayı düzeltecek denirse kötü niyetli insanları temizleyerek bunu yapabilir. Tabi bu benim görüşüm.
Selam Yorumcu;
Allah’ın selamı üzerine olsun. Hamdolsun Allah’a ki, her birimize nice nimetler ihsan etti. İmkan verdi ki, biz / hepimiz O’nun kelamından öğreniyor, hakikati arıyoruz.
Peygamberler göndermek ve insanları bu suretle güzel bir istikamete çağırmak Allah’ın sünnetidir. Allah’ın sünnetinde hiç bir değişiklik olmaz. Allah’ın; sadece bir kısım kelimeleri göstermek, sadece kitap göndermek yerine Peygamberlerini bu hayra aracı kılmasında elbette büyük hikmetler vardır. O, her işinde hikmet sahibidir.
Allah şu hakikati açıkladı ki, hidayet yalnız Allah’tandır. Peygamberleri elçidir. Elçi, aldığı mesajı iletir. Elçi’nin görevi tebliğden ibarettir. Tebliğ; tebliğe mani olan hallerin kaldırılmasını, gerektiğinde bu yolda cihat etmeyi / savaşmayı da kapsar.
Peygamberler gönderildikleri toplumun her anlamda önderidir. Hem din ilmini öğretmek, hem dünyevi düzenlerini sağlamak görevleri vardır. Aralarında hakemdirler.
Kim, onlara tabi olursa Allah, bu suretle onları karanlıklardan aydınlıklara çıkarır. Çünkü hidayetin tümü Allah katındandır. Peygamberlerin, hidayet etme anlamında en yakınlarına dahi güçleri yetmez. Biz bunu, Nuh A.S., Lut A.S., İbrahim A.S. kıssalarından ve Allah’ın Peygamber efendimize Kuran’daki bir kısım hitaplarından anlayabiliyoruz. Nuh peygamberin oğlu ve karısı, Lut peygamberin karısı, İbrahim peygamberin babası kafir olarak ölmüşlerdir. Demekki, hidayet Peygamberden değil, Allah’tandır.
Din işlerinde hüküm verme yetkisi de Allah’a aittir. Hiç bir peygamber, Allah’ın helal kıldığını haram kılamayacağı gibi, haram kıldığını da helal kılamaz. Allah’ın zatında ortağı olmadığı gibi hükmünde de ortağı yoktur. Peygamberler toplumlarına bir kısım yasaklar, düzenlemeler emredebilir. Bu, onların aynı zamanda o toplumun idarecisi olmalarındandır. Düzenleyici işlemleri, emirleri sebebe bağlıdır. Nasıl ki, her ülkenin, halkın kendi iç nizamı / toplum düzeni vardır, bu şekilde Peygamberlerin de gönderildikleri toplumda bu iç nizamı tesis etmeleri zaruridir. Şu var ki, bunlar Allah’ın haram ve helal kıldıkları kapsamında değildir.
Allah Kuran’da pek çok ayette, “maruf” tan bahseder. Maruf, örf adet demektir. Arayanlar, Kuran’da bunun pek çok örneğini bulurlar. Örf, toplumdan topluma zaman içerisinde ve “ihtiyaca” göre değişir. Halbu ki, Kuran’ın Allah’ın sınırları diye tanımladığı şeylerde böyle bir değişmenin olması mümkün değildir. Onlar, her zaman ve yerde uyulması zaruri sınırlardır. Bu sınırlarda, Peygamberler dahil hiç kimsenin düzenleme yapma yetkisi yoktur.
Biz, Kuran’a muhatap kılnan kimseler, zaman ve mekana bağlı olmayan mutlak haram ve helalleri Kuran’dan öğreniriz. Kuran’ı bize ileten, tebliğ eden de Peygamberimizdir.
Peygamberler gaybı bilmezler. Allah, kimseyi gaybına muttali kılmaz. Beğenip seçtiği peygamberleri müstesna… Onlara gaybın bildirilişi de “vahiy” ile olur. Peygamberimize bildirilen gayb haberleri Kuran’da yazılıdır.
Bu sebeple Allah peygamberine şöyle bir misal getirmesini emretmiştir.
“De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?” (Enam,50)
“De ki: «Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.»” (Araf,188)
Eğer bir kimse gaybı bilse bunu kendi lehine daha çok hayır elde etmek için kullanabilir.
Örneğin bu gün bir kısım kimseler, emirlerinde cinlerin olduğunu, bunlar vasıtası ile gaybi konuları bilebildiklerini söylemektedirler. Kuran’ın bunlara cevabı açıktır. Eğer gaybı biliyorsanız haydi kendinize daha çok hayır sağlayın. Yani mesela, gidin spor toto, loto, kumar vs. oynayın da gaybı bildiğinizden kazandıkça kazanın
Bu müthiş bir misaldir. Ne onlar, ne başkaları gaybı asla bilemezler.
“De ki: Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” (Neml,65)
Şimdi tüm bu açıklamalardan sonra Peygamberimize iftira edilip te, gayptan haber veren “hadis” adı altındaki bir kısım sözlere nasıl itibar edebiliriz ? Bunların “hadis” adı ile tanımlandırılması sakın sizi şüphelendirmesin.
“Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra,36)
Şimdi; Peygamberimizin vefatından sonra yani yokluğunda, uydurma bir kısım sözlerle din üretmek nedir ? Bu hususu güzel bir şekilde açıklayan bir yazı var.
Diyor ki; Samirilik pegamberin yokluğunda onun adını kullanarak din üretmektir.
Siz önce Peygamberimizin yokluğunda bir kısım sözleri ona iftira edip uyduracak, Kuran’ı neredeyse devre dışı bırakacak ve bu suretle ümmeti Muhammedi doğru yoldan ayıracaksınız, ondan sonra da yine iftira ettiğiniz sözlere dayanarak kurtarıcı bir “mehdi” bekleyeceksiniz. Kendi bekleşmeniz yetmiyor gibi, ümmeti de bekleteceksiniz.
Halbu ki; ihtiyaç duyduğunuz mehdi hemen elinizin altında ve bir de beyninizin içinde beklemektedir. Biri Kuran, diğeri de bu Kuran’ı akledip düşünecek bir beyin…
Son Nebi, Hz. Muhammed Mustafa (SAV), gelmiş ve beraberinde bütün zamanların kurtarıcısı, mürşidi olan Kuran’ı tebliğ etmiştir.
Bizim bu husustaki görüşerimiz bu şekildedir.
Selam ve dua ile…
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
siz mehdinin hale gelmeyeceğinimi iddaa ediyorsunuz net bir bilgiye sahip olayım yani ağızdan duyayım
bir cevap yazın
Selam Mustafa doğan;
Hakkında zandan uzak bir bilgimizin olmadığı bir konuda karanlığı / gaybı taşlamayı bırakıp Kuran’da bize açıkça bildirilmemiş olan bu gayp haberini doğrulamıyoruz.
Selam ile…
Selam Mustafa Doğan..
Rüyalarını kendine sakla….
Selam keşke sizin gibi bende zan duyabilsem Allah yardımcımız olsun görüşmek üzere saygılarla
Ali Aksoydan alıntı:
Siz önce Peygamberimizin yokluğunda bir kısım sözleri ona iftira edip uyduracak, Kuran’ı neredeyse devre dışı bırakacak ve bu suretle ümmeti Muhammedi doğru yoldan ayıracaksınız, ondan sonra da yine iftira ettiğiniz sözlere dayanarak kurtarıcı bir “mehdi” bekleyeceksiniz. Kendi bekleşmeniz yetmiyor gibi, ümmeti de bekleteceksiniz.
Halbu ki; ihtiyaç duyduğunuz mehdi hemen elinizin altında ve bir de beyninizin içinde beklemektedir. Biri Kuran, diğeri de bu Kuran’ı akledip düşünecek bir beyin…
Yorumcu:
Merhaba Ali Aksoy ve diğer arkadaşlar;
Sayın Ali Aksoy dediklerinize katılmamak mümkün değil
ancak kurtarıcı yakıştırması mehdi için kullanılacak kelimelerden belkide en sonuncusu olabilir.Neyi kimden kurtaracak? Sizin söylediğiniz gibi kurtulmak isteyen varsa Kuranı Kerim kurtarıcının ta kendisidir. Ancak Kuranı Kerim’i her okuyanın anlayabilmesi mümkünmü? Evet herkezin beyni var anlaması gerek.
Ama Ayetlerin manasını çözmek için sadece beyin oması yetmiyo.İlk önce ALLAH’a inanmak gerek. Samimi bir inanç gerek. Dini bilgisi olduğunu sandığım bir arkadaşım bi gün bana öyle bi soru sorduki şaşırdım. Sorusu şuydu, Madem ALLAH herkezin kaderini biliyo neden bizi dünyada sınava tabi tutuyo? Neden cehennemlikleri ve cennetlikleri hemen seçip yollamıyo. Yaşamaya ne gerek var?
Ben dedim ki ozaman ahirette sen demiycekmisin ben ne yaptımki beni cezalandırıyon yada beni mükafatlandırıyon diye. İşte ALLAH okadar merhamet sahibidir ki herşeyin sonunu bildiği halde bizi yinede yaşatıyor herşeyi hakla adaletle yapıyor.Bu gibi daha bir çok örnekle karşılaşmıştım ama bu soruyu soran arkadaşım gerçekten dini konularda bilgi sahibi biriydi yada kendini öyle sanıyodu. Günümüzde bu tip çok insan var.Şimdi şu soruyu sormak lazım. Eğer günümüzde bu tip üstelik dini konularda bilgi sahibi varsayılan insanlar bu şekilde düşünüyorsa herhangi biri Kuranı Kerim’i eline aldığında ayetlerden bir mana çıkarabilirmi?
Dünyanın dörtbir yanında Kuran okuma yarışması düzenliyolar en güzel kim okuycak diye. Ama nedense ayetlerin manasını araştırmıyolar. Şarkı sözü gibi okunacak bir kitap değil bu.
Arapça okuyup hatim etmeyi marifet sanıyolar. Ama bişey soruyosun biliyo diye şu ayetin manası nedir diye ben bilmiyom diyolar. E sen hatim etmiştin deyince efendim ben sadece arapça okuyom…
Yok arkadaşım oturduğun yerden kurtarıcı bekleme seni kimse kurtaramaz. Ben buraya kadar Ali beye katılıyorum; Ancak Mehdi
nin kurtarıcı adıyla anılması yeni bir din değil yeni bir boyut değil modern islam gibi…Yeni bir bakış ama peygamber efendimiz dönemindeki bir bakış. Bir anlamda eskideki Asrı saadet dönemini yaşatırcasına bir bakış. Ayetlerin manasını bilmesi ve insanlığa öğretmesi mehdiyi kurtarıcı yapmıyo Kuranı Kerim’in manasını bilen insan ,anlayan ,kavrayan insan günahlardan sakınarak kendini kurtarmış oluyo.Şimdi kalkıpta mehdi yalandır falan filan demek
mehdinin gelmesini engellemiyor. Eğer benim karnım açsa yemek yerim açlığım geçer. Susadıysam su içerim olur biter. Pekiyi neden bu islam ülkeleri savaşlara maruz kalıyo yıkılıyo dağılıyo ölüyo yaralanıyoda biri çıkıp yaw siz bizim din kardeşimizsiniz deyip yardım edemiyo. Neden çekiniyo neden korkuyo. Ambargodan vs.. İşte bu ortam mehdinin ortamı işte bu dönem mehdinin dönemi işte bu yardım mehdinin yardımı olucakki az önce yemek yerim su içerim açlığım susuzluğum geçer örneğindeki gibi bu sıkıntılı dönemi bu inançsızlık vahşetini durdurabilecek bir kişi lazım. Ha mehdi olmuş ha hasan ha mehmet. Adı ne oursa artık.Siz inanıyomusunuz ALLAH’ın varlığına? Evetse durma çık dışarı söyle
kapkaççıya, hırsıza,dolandırıcıya ,hak yiyene ,cinayet işleyene,fuhuş yapana söyle,konuş. Baktın olmuyo engelle. Nasıl olsa inancın var. Neden çekiniyon neden korkuyon.ALLAH var yanında. Kimin gücü yeter o seninle birlikteyken sana karşı durmaya? İşte mehdi budur, Ali bey inancı %100 olan. 6 milyar insanı topla bir kişi çıkarsa böyle ben ona mehdi derim. Mehdi gelecekmiş gelmeyecekmiş konuşmaları beni bağlamaz. Ben inanıyorum ki geldi.İnanıyorum ki yaşamakta. Ama nerde şuan ne yapıyor bilemem. İnanıyorum ki ALLAH’ın varlığını tüm sıfatlarını
hakkıyla bilen mehdi bize ALLAH’ın emri ile güzel günler yaşatmaya
vesile olucak. İyi geceler.
Selam Yorumcu kardeşim;
Söylediklerinizin tamamına katılıyorum.
Müminlerin kurtuluşuna gelince;
Allah diyor ki;
“Eğer siz mümin iseniz gerçekten çok üstünsünüzdür”
Allah ne güzel söylemiş değil mi ? Bu ayetten çıkarılacak ders, bunun tersinin de doğru olacağıdır. Yani, mümin / inanıp teslim olmuş değilseniz muhtemelen üstün de değilsinizdir.
Allah Kuran’da şu anlamda cümleleri sıklıkla kullanır:
“Allah fasıklar güruhuna hidayet etmez”
“Allah kafirler güruhuna hidayet etmez”
“Allah zalimler güruhuna hidayet etmez”
Söze dikkat ediniz, Allah, başında zalim hükümdar, lider, başbakan vs. olan güruha hidayet etmez denmiyor. Mesele ve özellik güruhun kendisi ile ilgili. Yani bir başka ayetin de işaret ettiği gibi, bir toplum kendi bünyesinde olan özelliklere göre Allah’tan muamele görür. Esas olan toplumun / güruhun kendi öz sıfatıdır.
Kuran’ı anlama meselesine gelince;
Size hitaben yazdığım yazıda verdiğim link esasen bu işin hakikatini açıklıyor. Fakat, esas olan şu;
“Andolsun ki biz bu Kuran’ı öğüt alsınlar diye kolaylaştırdık, o halde var mı bir öğüt alan ?”
Bu bir ayettir ve içerdiği anlamın reddi problem doğurur
Bu nezih cevabınızdan dolayı tekrar teşekkür ederim.
Selam ve dua ile…
Allah ın Selamı ve Bereketi üzerinize olsun..
Mesih/Mehdi İnancı
Herhangi bir toplumda mitosların varlığı iki şekilde açıklanabilir; biri oraya yayılma yolu ile gelmiş olmalarıdır; ötekisi; benzeri durumlarla karşılaşan toplumlarda/halklarda, düş gücünün öteki toplumlardan bağımsız çalışmasının ürünü olarak oluşması yoludur. Biraz daha açmak gerekirse; halkların göç hareketleri, istilalar, geziler, alış-veriş amaçlı gidiş-gelişler, mitosların bir ülkeden ötekisine taşınmasını sağlayan yayılma yollarıdır, demenin akla yatkın temellere dayandığı yargısı yanlış bir yargı olmasa gerektir. Taşınan bu mitoslar, yerli halkın düş gücü yüksek kişilerince revizyondan geçirilip yeniden biçimlendirilmişlerdir.
Bu bölümde üzerinde durmaya çalışacağımız mitos veya fenomen hemen bütün dinlerde, özellikle Mecusilik/Zerdüştizm, Yahudilik ve Hıristiyanlıkla önemli bir yer işgal eden Mesih/Mehdi inancıdır. Bu işi yaparken yine önce İslam dışındaki rivayetlere sonra islam kültüründekine yer verip konuyla ilgili Kur’ani bakış açısını ortaya koymaya çalışacağız.
Önce Mehdi ve Mesih kelimelerinin kelime ve ıstılahi anlamlarını vermek olumlu olacaktır.
Mehdi, Arapça’da ‘heda’ doğru yolu bulmak, yol göstermek mastarından ismi mefuldur. Cahiliyye’de de doğru yolu göstermek şeklinde kullanıldığı gibi İslam’ın gelişiyle de, kıyametten önce gelmesi beklenen ‘kurtarıcı’ anlamında kullanılmaya başlanmadan önce de aynı anlamda kullanılmıştır.2 Lisanu’l-Arab’da da Allah’ın hakka yönelttiği kimse anlamındadır.
Yahudilikle ve daha sonra Hıristiyanlıktaki Mehdi tasavvurunu ifade eden ‘Mesih’ kelimesine gelince; kelime, İbranice ‘Maşlah’ ve Aramice ‘Mesiha’ kelimelerinin Arapça şeklidir; meshedilmiş, temizlenmiş gibi anlamlara gelir ve Kuıan’da da İsa b. Meryem’in sıfatı olarak kullanılmaktadır (3/45, 4/157, 5/17).
Kelime kaynağı itibarıyla beklenen kurtarıcıya verilen bir sıfat durumundadır. Bu özelliği ile Mehdi kelimesiyle birlikte yerleşik terim olarak aynı anlamda kullanılır haldedir. Bu kelimelerin ayrı ayrı olarak İslam geleneğine yerleşmesi, (farklı kişiler olarak telakki edilmeye başlanmasıyla birlikte olmuştur.
Beşiği Eski Mezopotamya olan, hemen her büyük zulüm ve işkence devrinde yabancıların çizmeleri altında ezilen mazlum bütün halkların sarıldıkları bir can simidi olan Mehdi inancının ortaya çıkışının temelinde yatan gerçek şudur: Mazlum halklar zulüm ve işkencelerin şiddetinden gözlerini açtıkları, sarhoşluklarından kurtulup kendilerine geldiklerinde, hakikati görünce hayretler içinde kalmışlar, durumlarını gözden geçirmişler, ne yazık ki zalim yöneticilerine başkaldıracak kuvveti kendilerinde görememişlerdir. Bundan dolayı acı hakikatten kaçmayı tercih etmişler, hakikatin iç burkan insafsızlığından kendilerini kurtarıp rahat nefes aldıran hayallere sığınmışlar, dağlar gibi gamlarını, kederlerini, bütün şikayet ve arzularını bu hayallere serpmişlerdir. Bu güzel rüyalar onlara uzak veya yakın bir gelecekte ilahi bir lütufla gönderilecek Mehdi eliyle içinde bulundukları cehennemi hayattan kurtulabileceklerini ilham etmiştir.
Bu düş gücünün ürünü Mehdi tasavvurunu Mecusi/Zerdüşt dininden başlayarak gözler önüne sermek yerinde bir başlangıç olacaktır. Zira ilk ve en geniş tasavvura sahip din Zerdüştizm’dir.
Mecusi kaynaklarına göre Zerdüşt’ün soyundan geleceğine inanılan ve ‘Saoşyant’ diye tabir olunan Mehdi ile ilgili haberler Zerdüşt’ün açıklamalarına dayanır. Kutsal kitapları Avesta’nın çekirdeği sayılan Gaîhalar’da saoşyant kelimesi genellikle kurtarıcı anlamında kullanılmaktadır.
Saoşyant dünyaya gelmeden önce, dünyaya yalan ve kötülükler hakim olacak, küfür ve ahlaksızlık yayılacaktır. O, şeriatın yasaklarını tutup Avesta’yı rehber edinerek yalan ve kötülüklerle mücadele edecektir. Tabiat değişecek, yıllar, aylar ve günler git gide kısalacak, toprak verimsizleşecek. ekinler büyümez olacaktır, Güneş kararacak, zelzeleler birbirini takip edecek, ülkeye fakirlik ve felaket yayılacaktır. Saoşyant gerçek bir hükümdar olarak dünyayı hakimiyeti altına alacak, ülkesini ilahi kanunlara göre idare edecek, zamanın bitimine (kıyamete) 57 yıl kala iki ayaklı cinsin bütün şeytanlarını yok edecek ve sonuçta hakimiyeti Tanrı Ahura Mazda’ya devredecektir. Daha sonra bunu umumi haşir ve hesap günü takip edecektir.
Mecusi kültürü coğrafi ve tarihsel olarak en yüksek kültürlerin tam ortasında olduğu için mekan ve zaman olarak en yüksek kültürlerle ilişkide olabilecek tek noktadadır. Bu sebeple Mecusi/Zerdüşt dinindeki Mehdi tasavvurunun İran üzerinden Hindistan’daki Budizm ve Hinduizm’e geçtiği ve bu dinlerin kendi özelliklerine göre geliştiği görülmektedir.
Mecusi/Zerdüşt dinindeki Mehdi inancının tarihen Babil Esareti (M.Ö. 586-538)’nden sonra Yahudiliğe de geçtiğini görmekteyiz. Pek çok Tevrat müfessiri de bu iddiayı doğrulamaktadır.
Hz. Süleyman’dan bir süre sonra ikiye bölünen, daha sonra da Asur ve Babil krallarınca krallıklarına son verilen Yahudiler M.ö. 538′e kadar süren bir esaret dönemi yaşamışlardı. Bu dönemlerin peygamberleri kendilerini zulüm, işkence ve esaretten kurtaracak bir ‘Mesih’in geleceğini haber veriyorlardı. Aslında başlangıçta Mesih tabiri İsrail kralları için kullanılıyorken, sonradan haham sınıfı için kullanılır olmuş, Babil esaretiyle birlikte, ahir zamanda Tanrı Yehova tarafından yeryüzüne gönderilecek bir peygamber veya dini bir lider için kullanılmaya başlanmıştır.
M.Ö. 538′de Pers/İran kralı Keyhüsrev III. (Kyros, Koreş) tarafından Babil Krallığına son verilmesiyle yurtlarından sürülmüş Yahudiler’e özgürlük tanınmış, böylece Filistin, ikiyüzyıl (M.Ö. 538-333) boyunca bir Pers eyaleti olmuştur. Keyhüsrev’in bu davranışı Yahudilerce ‘Mesih’ ilan edilmesine bile sebep olmuştur.Bu devir siyaset bakımından Ezra/Üzeyr ve Nehemya öncülüğünde Yahudiler için bir restorasyon ve dini-milli hislerle meşbu bir cemaatleşme devri olmuştur. Bu münbit ortamda Yahudilik iran’ın resmi dini Zerdüştizm’den büyük ölçüde etkilenmiş, mesih telakkisine son şeklini veren bu dindeki mehdi tasavvuru olmuştur.
Bu yeni anlayışa göre, zamanın ilerlemesiyle yeryüzünde dinsizlik ve ahlaksızlık yayılacak, tabii ve sosyal felaketler birbirini takip edecektir, insanları harb ve hastalık saracaktır. Dünyanın verimi azalıp ülke çöle dönüşecektir. Mesih’in gelmesi yaklaştığında güneş kararacak, Ürdün nehrinin suları kana dönüşecek ve bir cihan harbi olacaktır.
Mesih, Davud’un soyundan gelecek, Kudüs’ün güneybatısında bir kasaba olan Betlehem’de doğacaktır. Onun gününde çöllerden sular fışkıracak, steplerden dereler akacaktır. Çöller Aden bahçelerine dönecek, ağaçlar devamlı meyve verecek, yeryüzü, bitkilerin aromatik kokularıyla dolacaktır. Tanrı’nın yeryüzündeki vekili olarak, Yahudi olan ve olmayan (goyim) herkese hükmedecektir. Bir dünya kralı olarak Yahudiler’e Tanrı’nın rahmetini, Yahudi olmayanlara da lanetini ulaştıracaktır. Adil bir hükümdar olarak Davud’un tahtından ülkeyi yönetecek, ülkesinin sınırlarını denizlere ulaştıracaktır. Tevrat’ı tüm milletlere öğretecek, insanların kalplerini imanla dolduracak, yeryüzünde mutlak bir barış sağlayacaktır. Tanrının evi Süleyman Mabedi’ni Kudüs’te Sion Tepesi üzerinde kuracaktır. Yeryüzünde 40 veya 70 ya da 3 nesil kalacak, saltanatı sona erince kıyamet kopacak, sonra da haşir ve hesap günü gelecektir.
Yahudiler M.Ö. 631e bu sefer Roma zulüm ve esareti altında inlemeye başladıklarında mesih beklentileri git gide daha da önem kazanmış, farklı ortamlarda değişik grupların değişik vurgularla benimsediği ahiret öğretilerinin odağı haline gelmiştir. Şöyle ki: Mesih’in Davud soyundan gelmesi bekleniyordu. Böyle bir prens/mesih Roma hegemonyasını kaldıracak, İsrailoğulları’nın dünya hakimiyetini kuracaktı. Siyasi ve dini istiklal taraftarları, kurtarıcının her ferdi ayrı ayrı kurtacak bir mesih olmasını arzuluyorlardı. Gerek Hz. Isa ve gerekse havarileri ikinci yolda yürüdüler ve Yahudilik hudutlarından çıkmaksızın ferdi kurtarmak istediler.Siyasi istiklal taraftarları ise Mesih İsa’ya inanmadıkları gibi öldürme teşebbüsünde bile bulunmuşlar, hatta öldürdüklerini iddia etmişlerdi. Onların bu iddialarının aksine Allah onu düşmanlarından tertemiz ayırmıştı (3/55)
Yahudiler bu beklentilerinin gerçekleşmediğini görünce, aynı durumla karşılaştıkları her dönemde mesih beklentileri devam etmiştir. Nitekim XII. yüzyıla gelindiğinde Yahudilikteki Mesih’e intizar akidesini Endülüslü Yahudi bilgin İbn Meymun (M.S. 1135-1204), formüle ettiği 13 maddelik amentü ilkelerinden biri olarak şöyle zikretmektedir: iman ederim ki, Mesih gelecektir, her ne kadar gecikebilirse de ben onun gelişine her gün intizar ederim.
Yahudilerin Mesih/Meşiah dediklerine Grekler/Yunanlılar Christ derler. Christ/Mesih’e inananlara da Christiens/Hıristiyanlar denmektedir.
Yahudiler, Mesih olarak yeni bir şahsın geleceğine inanırken ve onu Tanrı olarak telakki etmezken Hıristiyanlar aynı şahsın/isa’nın, ricati/dönüşü ve tanrılığına inanmaktadırlar.
ilk Hıristiyanların ahlakı hemen hemen, sürekli bir zulümle ve dünyanın sonunun yakın olduğu ümidiyle coşturulmuş Yahudi ahlakı idi. Bu ahlaki, siyasi, içtimai fikirlere mucize kabilinden inançları ilave ediliyordu. IV. yüzyıla gelindiğinde Hıristiyan itikad sisteminin ikinci kısmı bir Romen formülüyle şöyle ifadesini bulmuştu: Ben Baba/Tanrı’nın biricik oğlu Rab, Mesih İsa’ya, Bakire Meryem ve Kutsal Ruhtan doğmuş olduğuna, Pontus Plate zamanında çarmıha gerilmiş, gömülmüş olduğuna, üçüncü gün (Pazar) ölüler arasından dirilmiş olduğuna, göklere yükselmiş olduğuna, Baha’nın sağında oturmuş olduğuna, oradan ölüleri ve dirileri yargılamak için ineceğine inanırım.Bu akidenin başından beri Yunan mitolojisinin motiflerini alarak şekillendiğinde şüphe yoktur.
Hıristiyanlara göre, Mesih, fenalık üzere parlak zafer kazanacak ve adaleti bu dünyaya yeniden geri getirecek olan beklenen ve vadedilen Mesih İsa’dır. O’nun ölümü Tanrı’nın Krallığının kurulmasını geciktirmiştir, fakat bu gerçekleşmekte gecikmeyecektir.Yine Hıristiyan kıyamet telakkisine göre; incil’in talimatı bütün milletlere anlatıldıktan sonra, dinden dönme olayları, savaşlar, hastalıklar, sahte mesih/peygamberler, tabii afetler, ahlaki dejenere gibi haller zuhur edecektir. Deccal/antimesihin çıkıp harika bir takım hallerle bir çok insanı saptırmasının ardından Mesih Isa, bulut içinde büyük bir ihti samla gökten inecek ve bu durum insanlar tarafından müşahade olunacaktır. Hayallerdeki Kudüs gökten yere inecek, Mesih, Deccali/Şeytan’ı zincire vuracak ve bin yıl boyunca taraftarlarıyla birlikte hüküm sürecek, Tann’nın melekutu/krallığını gerçekleştirecektir. Yeryüzü her türlü maddi ve manevi kötülüklerden temizlenince yerle gök birleşecek, artık gece olmayacak, ay ve güneşe ihtiyaç kalmayacaktır. Her taraf bağlık, bahçelik olacak bitki ve hayvanlar mükemmel şekilde olacaklardır.
İslam kültüründeki Mesih inancına gelince; islami telakkiye göre insanlar git gide imandan uzaklaşacaklar, bunun üzerine Allah onları kendi hallerine terk edecektir. Kabe kaybolacak, Kur’an nüshaları alelade kağıt haline gelecek ve ayetleri insanların hafızalarından silinecektir, işte bu zaman dünyanın sonu olacaktır. Kıyametin geldiğinin habercisi olan bir takım alametler meydana gelecektir. Bunlar; hemen bütün insanları saptıracak Deccal’in çıkması, ardından Mesih/Isa veya Mehdi yahut hem Mesih hem de Mehdi’nin gelip Deccal’i öldürmesi, güneşin Batı’dan doğması, Yecuc-Mecuc ve Dabbetul Arz’ın çıkması ve Duman’dır.
Mesih inancıyla ilgili ehli sünnet hadis kitaplarındaki rivayetlerin özeti kısaca şöyledir; Meryemoğlu Mesih mutlaka adil bir hükümdar olarak gelecek, haçı kıracak, cizyeyi kaldıracak/kabul etmeyecek ve domuzu veya hem domuzu hem maymunu öldürecektir. Devrinde mallar öyle bollaşacak ki, bunları kabul eden bulunmayacak, mutlak bir barış hakim olacaktır. Müslümanlar Deccal ile savaşmaya hazırlanırken, sabah veya ikindi namazına durulmak üzere iken, Şam’ın doğusunda iki meleğin kanatları üzerinde yeryüzüne inecek, müslümanlara imamet edecek veya mehdiye uyacaktır. Görüldüğünde tanınabilecek, orta boylu, pembe tenli, sarı renk elbise giymiş, saçları su damlayacakmışcasına ıslak olacaktır. Zamanında İslam’dan başka bütün dinleri ilga edecek, Muhammed ümmetinden biri olarak onun şeriatiyle hükmedecek, dünyada yedi, kırk veya kırk beş yıl kalacak, evlenip Musa ve Muhammed adında iki çocuğu olacak, sonra vefat edecek, müslümanlar cenazesini kılarak Hz. Peygamberin yanına defnedeceklerdir.
Mesih İsa’nın kıyametten önce nüzulü/inişi meselesine hemen bütün islam alimlerince mutlak olarak bakılmış ve bakılmaktadır. Bu sebeple Mesihe intizar, kıyametle ilgili rivayetlerin vazgeçilmez unsuru olarak karşımızda durmaktadır. Ehl-i Sünnet İsa’nın nüzulü olduğu gibi gerçekleşecektir, isa sağ değil, ölmüştür, kıyametten önce dünyaya inmeyecektir. diyen dalalettedir inancındadır.
İslam alemindeki Mesih beklentisine ait rivayetlerin kaynağı incelendiğinde, bunların, amaçlarını gerçekleştirmek üzere İslam’a girmiş Yahudi ve Hıristiyanlar olduğu apaçık görülecektir. Vehb b. Münebbih, Temimü’d-Dari, Kabu’l-Ahbar bunların başlıcalarıdır. Bunlar isimlerinin ebediyete intikalini bu çeşit rivayetlere medyundurlar.
Vehb, Iran asıllı Yemen Yahudilerindendir. İslam’ı kabullenmiş, Hıristiyanlığı bilen, Yunanca bilen biridir, İsa’nın çarmıha gerildikten sonra dirilmesi, havarilerine görünmesi, bedeniyle semaya kaldırılışı gibi rivayetlerin İslam’a girdiği kaynaktır, İran fethedilince faaliyetlerini daha rahat sürdürebilmek için oraya yerleşmiştir. Temim ise, Yemen Hıristiyanların-dandır. Hıristiyan mitolojisini İslam’a sokma görevini üstlenip, çırayı ilk tutuşturması ve kıssa anlatımına başlaması gibi özellikleriyle tanınır. Tebük Gazvesi’nden sonra İslam’a girmiş, Hz. Osman’ın ölümünü müteakip Şam’a göçmüştür. Cessas, Şeytan, Deccal vs. hakkındaki kıssalarıyla ortalığı doldurmuştur. Kab da Yahudi bilginlerinin büyüklerinden olup, Ömer döneminde Yemen’den gelerek İslam’a girmiş, amacını gerçekleştirmek için giriştiği faaliyetleri Hz. Ömer engellemiş, kendisini adeta göz hapsinde tutmuştur. Hz. Osman döneminde ilminin çokluğundan (!) dolayı, Muaviye’nin danışmanı olmak üzere Şam’a göçmüştür. Şam diyarında kendisine kıssalar okumayı emreden bizzat Muaviye’nin kendisidir. Bir çok Talmud/Yahudi sözlü geleneğine dair kıssaları islam sözlü geleneği hadislere doldurmakla temayüz ettiği cümle alemin malumudur.
Bu kılavuzların rivayetleriyle Kur’an’a yaklaşanlar, İsa’nın ref’i ile ilgili ayetleri (3/55, 4/158) maddi anlamda anlamışlar, İsa (a)’yı hatta (19/57)’den hareketle İdris peygamberi bedenen Allah katma yükseltmişlerdir. Bazıları da (4/158)’deki ref’e bir de ’sema’ kelimesini ekleyerek İsa’nın canlı olarak, bedeniyle ’sema’ya kaldırıldığına ve halen orada canlı olduğuna hükmetmişlerdir. (3/55)’deki inni mütevveffike ve râfiuke ileyye kelimelerinin yerlerini değiştirmişler ve böylece Kur’an’ın Yahudiler’e yönelik Onlar, kelimeleri yerinden oynatarak değiştirirler.. (5/13) ayetinin muhatabı olmuşlardır. Yapılan bu değişiklikle ayet, Seni kendime kaldırıp sonra eceline yetireceğim şeklinde anlamlandırılmıştır. Oysa ayetteki kelimelerin diziliş biçimi, önce vefat ettirildiğini, sonra da manen yüceltildiğini ifade etmektedir, iş onların dediği gibi olsaydı, Allah ayeti onların dediği gibi gönderirdi.
Değerli ilim adamı Mahmud Şeltut’un İsa’nın ölümü ve refi ile ilgili şu tesbitleri, Kur’an’ın bu husustaki bakış açısını net bir şekilde ortaya koymaktadır: Ali İmran 55 ve Maide 117′deki teveffeyteni’ ve ‘müteveffike’ kelimelerinin başlıca anlamı herkesin bildiği ve Arapça konuşanların gerek söz ve gerekse konuşmaları sırasında anladıkları ‘ölüm’dür. Kelime buralarda ‘Isa’ semada canlıdır ve oradan ahir zamanda inecektir görüşüne hiç mi hiç delalet etmemektedir.
Ben seni vefat ettireceğim (müteveffike) ve kendime yükselteceğim (rafiuke) (3/55) ve Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti (rafea) (4/158) ayetlerine gelince; buradaki ikinci ayet, birincide vaadedilen şeyin ihbarını ve gerçekleşmesini bildirir. Bu sebepten ayetin anlamı, Allah’ın İsa’yı vefat ettirdiği, sonra kendi katına yücelttiği ve böylece onu inkar edenlerden temizlediği şeklindedir. Şurası açıktır ki, ölümden sonra olan ref (yükseltme) cesedin yükseltilmesi değil, derece bakımından yükseltmedir. Özellikle bu hükmün hemen ardından Allah’ın inkar edenlerden seni ter temiz ayıracağım (3/56) ayeti gelmektedir. Bu da, meselenin manevi bir şeref ve yüceltme olduğunu göstermektedir.
Öyleyse bir kimseye falan kimse yüce Rabbine kavuştu*** denilince ne anlaşılıyorsa, Seni kendime yükselteceğim (rafiuke ileyye) (3/55) ve Allah onu kendi katına yükseltti (rafeallahu ileyhi) (4/158) ifadelerinden de sığınma, koruma, onun himayesine girmeden başka bir şey anlaşılmaz. O halde, Ona (ileyhi) kelimesinden nasıl oluyor da, ’sema’ (gökyüzü) kelimesi anlaşılıyor? Allah bilir ya, bu, apaçık olan Kur’ani ifadeye bir zulümdür.29
Kur’an’ın Yahudilere yönelik Oysa onu öldürmediler ve asmadılar; fakat onlara öyle göründü… Bu husustaki bilgileri ancak zanna uymaktan ibarettir. (4/157) ithamının kapsamına o gün, bugündür İsa’nın bedeni ile semaya kaldırıldığına ve ahir zamanda oradan ineceğine inananların girdiğini görmekteyiz. Zira bunların bu hususlardaki bilgileri de, ancak zanna uymaktan ibarettir. Halbuki zann hakikatten hiç bir şey ifade etmemektedir (53/28). Yüce Rabbimiz zandan başka bir şey ifade etmeyen bir yolla hiç bir akideyi mükellef kılmamıştır.
Artık Müslümanım diyenler şunu iyice bilmelidirler: Akidenin sübutu/inancın oluşumu için tek yol Kur’an-ı Kerim’dir. Ancak akidenin sübutu için, getirilen Kur’ani delillerin de kafi delalete sahip olmaları, iki veya daha fazla anlama gelmemeleri gerekir. Delalet-i kafi olmayan (zanni), iki ve daha fazla anlama gelen ayetler akidenin oluşmasına kafi değildir. Dolayısıyla bu tür ayetleri haklı olarak kabul etmeyen herhangi bir insanın kafir olarak nitelenmesi mümkün değildir. Falanca ayetin zahiri veya rivayet edilen bir hadisin delaleti ya da akaid ve kelam kitaplarında mevcut diyerek herhangi bir şeyin inanılması zorunlu bir akide olduğunu söylemek, akidenin ne olduğunu bilmeyenlere yakışır.
Şu hususlara da dikkatleri çekmekte yarar görüyoruz: İsa normal bir insansa -ki öyledir- ve şu an yaşıyorsa, yaşamını nasıl sürdürmektedir? Bedenli bir insan yemek yeme ve nefes alma ihtiyacı hissedecektir. Bu ise ancak bu dünyada/yerküre üzerinde mümkündür. Yoksa Müslümanlar da Hıristiyanlar gibi İsa’nın insan üstü bir varlık olduğuna mı inanıyorlar? Halbuki İsa, Adem’in benzeri ve yemek yiyen biri (3/59,5/75) değil midir?
Eğer İsa, gelecek ve haçı kırıp, domuzu öldürecek; yani Hıristiyanlara karşı ben haça gerilmedim, bu sebeple haçın kutsallığı yoktur; ayrıca domuzu size ben helal etmedim diye fiilen gösterecek, cizyeyi kabul etmeyecek, yani insanları imtihan açısından inanıp inanmamada muhayyer bırakmayacaksa, kıyamete 40 yıl kala dinde zorlama yoktur (2/256) ayetinin hükmü yürürlükten kaldırılmış olmayacak mıdır? Hani o/İsa islam ahkamıyla hükmedecekti? Hani, Kur’an kıyametin kopuşuna kadar baki idi?
Hz. İsa’nın haçı kırması ve domuzu öldürmesi, kendisini temize çıkarmasıdır şeklinde bir yorum31 bu dünya için doğru mudur? Hz. İsa, bu işi hesap günü ümmetinin üzerine şahit olarak getirilmek suretiyle yapacak değil midir (5/116-117)?
İsa gelecekse, gelişinden bir iki gün önce inanmadan ölmüş bir kimse, hesap günü Allah’ın huzurunda: İsa’yı bir iki gün önce göndermiş olsaydın, ben de zor karşısında inanmış, kurtulmuş olurdum. deme hakkına sahip olmaz mı? Allah kullarını böyle mi imtihan etmektedir? O’na bu mu yakışır? Haşa, Rabbimiz bu tür nitelemelerden yücedir.
İsa gelecekse peygamber olarak mı gelecektir? Peygamber olarak gelecekse, Hz. peygamberin Hatemü’l-Enbiyalığına aykırı olmaz mı? Hayır, Muhammed ümmetinden bir fert olarak gelecekse, Allah’ın yasasında hangi peygamberin vazifesinin bitimi/ölümüne kadar peygamberliğini bırakıp başka bir peygambere ümmet olduğu görülmüştür?
Hz. İsa, sadece kendinden sonra adı Ahmet olacak bir elçinin geleceğini müjdelemiştir (61/6). Yoksa Ya Rabbi! Beni Ahmet’in ümmetinde kıl! dediğine dair Kur’an’da, bir ayet veya işaret mi vardır? Asla!
Bu yazı alıntıdır.Umarım açıklayıcı olmuştur.Mesih ile bölümü bağlantılı olduğu için kesmedim.
Allah ın Selamı ve Bereketi üzerinize olsun..
Allah Yanlışları doğru göstermesin, doğrularınızı yanlış çıkartmasın.
arkdaşlar internete araştırma yapınca sitenizle karşılaştım
ve mehdi konusunu duyunca bende bu konuda bildiklerımı sızlerler paylaşmak istedim
mehdi bulunmuştur ama sadece fiziksel olarak keşfedilmiştir
ayetlerde geçen bütün işaretler fiziksel yapısından mevcutur
bu işaretleri sayacak olsam bunlar
kolundakı peygamber efendimizin muhru
sırtının sağ ve sol tarafından iki benın olması
benın bir tanesi siyah bir taneside yaprak şeklındedir
sağ bacağında yara izi vardır
yüzünde yine ben
alnında iç bukeyli bir yara izi
kafası buyuk esmer orta boylu siyah ve gur saçlı
esmere çalar beyaz tenli geniş omuzlu yuzunde yıldızı andıran uçtane
benın yan yana bulunması
kaşlarının arasında çukur olması
uyluklarının genış olması
beni ve dediğim kişyi korkutu
hadislerden geçen işaretler
fazlası var eksiği yoktur
ve karekterine gelince
kendını akılı zaneden bir deli
yuruyusu çok tuhaf
22 23 yaşlarındadır
ve kendısıde çok tedirgin
sadece ne yapacagını kıme danışacagını bılmıyor
sizlerden fikir almak istiyorum lutfen fikri olan
varsa söylesin
Mehdi’ as.i kimse tanimaz, merak etmeyin gelsede ilk yalanlayacak kisiler cami hocalari ve cemaati olacak.., Mehdi as. Cile ve acilarin insanidir. Hayati cilelerle gecen bir insandir kendini kitmir yerine bile koyacak dermani yoktur..,Mehdi gelsede kendinin mehdi oldugunu bilmez…belki omrunun sonuna dogru acaba diyebilir..,metafizik anlamda gelismis olabilir hatta baba ismi Abdullah olsa bile kendi ismi baska olabilir.. Mesela fetih suresinde bir ayette gecer ismi kapali manada..,peygamber efenfimiz demis benden sonra peygamber gelseydi o omer olurdu. Belki bu bir mujdedir ha!ne dersiniz? Islam aleminde ilk defa mehdi lakabi omer bin abdulazize verilmis omer-ul mehdi diye…ha! Belkide bu sahis $edid dir..zaman gelir ebubekirler gelir zaman gelir $edid gelir..,zaten $edid’in ebced hesabida hz omeri verir..,belki buhari muslimde olmayan hadislere veya yanlis algilanmis hadislerde vardir..,neden bir mehdi ‘ Kel’ olmasin bence? Allah c.c demiyor mu Ben kulumun kalbine bakarim.boy pos mezara kadar mezarda boceklere ziyafet degil mi?isterseniz calvin clein model gibi bir genc mi bekliyoruz cok yakisikli canim….:) karni genis deniliyor hadislerde belkide gobeklidir..,alni acik deniliyormus:) belki saci dokuktur onden ortadan vs.sorun mu? Son soz Mehdiyi kimse tanimaz..,kendi bile acaba der ama bilmeyebilir…, gorevi ne ise yapar giderler. Ya Sen? Cennet ucuz degil,cehennem luzumsuz degil!