Arşiv

Archive for the ‘Ali Aksoy’ Category

Yeni dosya: Muhammed Parlak “Düşlerle Gelen” Albümü

Mayıs 20, 2008 Yorum yapın

Albümün tanıtımını daha önce yapmıştık. Albümde yer alan söz ve müziği bana ait bir parçayı da yayınlamıştım.

Muhammed kardeşimin verdiği izin ile şimdi albümündeki diğer parçaları yayınlıyorum. İyi dinlemeler…

01 - Muhammed Parlak - Düşlerle Gelen 01 – Muhammed Parlak – Düşlerle Gelen (5.2 MB, 0 hits)

02 - Muhammed Parlak - Yalan Dünya 02 – Muhammed Parlak – Yalan Dünya (4.1 MB, 0 hits)

03 - Muhammed Parlak - Bana Seni Gerek 03 – Muhammed Parlak – Bana Seni Gerek (4.1 MB, 0 hits)

04 - Muhammed Parlak - Menzil 04 – Muhammed Parlak – Menzil (3.3 MB, 0 hits)

05 - Muhammed Parlak - Kainatın Türküsü 05 – Muhammed Parlak – Kainatın Türküsü (4.2 MB, 0 hits)

06 - Muhammed Parlak - Yemin 06 – Muhammed Parlak – Yemin (4.9 MB, 0 hits)

07 - Muhammed Parlak - Deli Gönül 07 – Muhammed Parlak – Deli Gönül (4.3 MB, 0 hits)

08 - Muhammed Parlak - Dostum 08 – Muhammed Parlak – Dostum (3.7 MB, 0 hits)

09 - Muhammed Parlak - Seni Düşündüğüm Zaman 09 – Muhammed Parlak – Seni Düşündüğüm Zaman (3.9 MB, 0 hits)

10 - Muhammed Parlak - Özlem 10 – Muhammed Parlak – Özlem (3 MB, 0 hits)

11 - Muhammed Parlak - Deli Gönül Ethnicvers 11 – Muhammed Parlak – Deli Gönül Ethnicvers (4.3 MB, 0 hits)

12 - Muhammed Parlak - Yemin Remix 12 – Muhammed Parlak – Yemin Remix (4.9 MB, 0 hits)

1 SMS 5 YTL, 1923′e boş mesaj at, sen de bir fidan dik !

Mayıs 20, 2008 1 yorum

Yeşil Bir Türkiye İçin
Ağaçlandırma Seferberliğine
Sen de Katıl..


 

Ağaçlandırma Seferberliği Başladı!..
Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberliği yurt genelinde başlatıldı. Eylem planı kapsamında 5 yılda 2 milyon 300 hektarlık alanda erozyon kontrolü, ağaçlandırma ve ormanların iyileştirilmesi çalışmaları (rehabilitasyon) yürütülecektir.

 

Kampanyaya destek verecekler için;

SMS: 1923 (Tüm Operatörler için 1 SMS 1 Fidan: 5 YTL)

Hesap No: T.C. Ziraat Bankası, 1923

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı

Kuran’ı Anlamak

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Konu Kuran olunca biz de “mesel” üzerinden yürüyelim. Bir an için “kim beşyüz milyar ister” yarışmasında yarışmacı koltuğunda oturduğunuzu hayal edin.

Hiç alışık olmadığınız makyajlar yapılmış, tanıdığınız, tanımadığınız insanların bakışları altında başlamışsınız yarışmaya…

Bütün soruları gâh öyle, gâh böyle geçmişsiniz. Sıra son soruya, en büyük ödüle gelmiş. Hiç joker de kullanmamışsınız üstelik.

İzleyenlerin tebrik ve hayranlık dolu bakışları yüzünüzü ışıldatıyor. Kolay mı, kimseciklerin kolay kolay gelemeyeceği bir noktaya gelmişsiniz.

Sakallı amca sorar: Evet, hazır mısınız ? Devamını okuyun…

Eylemler Güzeli

Nisan 28, 2008 3 yorum

Ziyaretçilerimden, dostlarımdan gelen istek üzerine “Eylemler Güzeli” adlı bestemi amatör bir seslendirme ile sunuyorum.

Keyifli dinlemeler…

Mp3 formatında indirmek için bu linki kullanabilirsiniz.

Gamzelerin şahidin,
Yalan yok sözlerinde,
Işıl ışıl bir bahar,
Militan gözlerinde…

Türküler yaktım sana,
Öylece övdüm seni,
Gör ki nasıl tutuldum,
Gör nasıl sevdim seni…

***

Kumrular her baharda,
Biz gibi bakışırmış,
Sevdiğimin üstüne,
Maviler yakışırmış…

Kampüste gezinirim,
Bir karşıma çıksana,
Bu yürek yangın yeri,
Bu gönül aşık sana…

***

Vurgunun oldum senin,
Sen beni süzeli yar,
Asiyeler tutkulu,
Eylemler güzeli yar…

Söz – Müzik : Ali Aksoy

Bütün hadis rivayetleri uydurma mıdır ?

Nisan 28, 2008 2 yorum

Bazı kimseler bizlerin hadislerin tümünü toptan ve peşinen İNKAR EDİP, UYDURMA olduğuna inandığımızı zannediyorlar.

Hadis kitaplarındaki rivayetlerin tümü uydurmadır diye bir hükmümüz, yargımız, görüşümüz yoktur.

Fakat şöyle bir görüşümüz vardır:

Hadis kitaplarındaki bir takım çelişkili / Kuran’a apaçık aykırı rivayetler nedeni ile bütün rivayetler ŞÜPHELİDİR.

Dikkat ediniz ! Hepsi uydurmadır demiyoruz. Hepsi ŞÜPHELİDİR.

Ne şüphesi ? Bunu gerçekten Peygamberimiz söylemiş de olabilir, şöylememiş te olabilir.

Mesela, bir ravi düşünün, bir rivayeti var. Bakıyorsun rivayet ettiği hadis diğer ravilerin rivayetleriyle yahut Kuran’la apaçık bir çelişki içerisinde… Şimdi bu raviden rivayet edilen bütün sözler sırf bu rivayeti nedeni ile şüpheli hale gelir.

Yine bir hadis bilgininin “sahih” diye derlediği kitabında bu türden şeylerle karşılaşılırsa, o ravinin “sahih” dediği tüm rivayetler bizim için ŞÜPHELİ hale gelir. Yani sahih olabilir de olmayabilir de…

Burada önemli olan husus şudur: Devamını okuyun…

İyiliğin Pusulası: Zekat, İnfak

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Kuran’da kendisine yeterince atıf yapılıp gündeme getirilmesine rağmen insanların gündeminde bir türlü yer alamayan bir ibadettir zekat…

İnsanı, Allah’tan gayrısından vaz geçmeye teşvik eden, bunu öğreten zekat…

Din direği / temeli deyince insanların çoğunun aklına şu gelir: “Namaz dinin direğidir”

Namaz dinin direğidir de zekat dinin neyidir ?

Zekat; ne şekilsel, bilinmeyen söz dizilerinde kurgulanmış namaz dininde,
ne de başörtüsü dininde kendine hak ettiği yeri bulamamıştır.

Hatta Kuran’a yönelme çabasında olanların da gündeminde Kuran’daki yerini bulamamıştır.

Namaz, kişiyi ihya eder. Topluma katkısı ise ihya edilmiş kişi üzerinden olması nedeniyle ancak dolaylı yoldan olabilmektedir. Ama zekat, hem kişiyi hem de toplumu doğrudan ihya eder.

“En sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça asla iyiliğe ermiş olmazsınız” diyor Allah…

Ne bir oran söylemiş, ne de “hangi şeylerin sevilmekte olduğunu” …

Çok sevdiği oğlunu dahi harcamaya azmeden bir Peygamberi de övdükçe övmüş…

Mutlak iyiliğe ermek isteyenlere de, ihtiyaç fazlasını harcamayı tavsiye buyurmuş… Devamını okuyun…

Esma-ül Hüsna – Ali Aksoy – Grup Akran

Nisan 28, 2008 1 yorum

Grup Akran – “Sisler içinden” albümü lisanslı olarak piyasaya sürülmemiş, 1997 yılında kopyalanarak dağıtılmıştır.

Milli Piyango, İddaa vs. “şans” oyunlarının getirdikleri, götürdükleri…

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Son günlerde “şans” oyunlarının dindeki yeri tartışılmakta, kimi cenahça “dinen haram olduğu” , kimilerince de “bunun kumar olmadığı, kimsenin yuvasını batırmadığı, hatta toplanan paralarla ilgili idarenin okul vs. hayır işleri yaptığı” söylenmektedir.

Kanımca, bu meselenin en zararlı yönü insanların hayatı algılamasında “şans – tesadüf” gibi kavramlara inanmalarını pekiştirmesidir.

Kazananların çoğu, “şansım yaver gitti” diyecek, kaybedenlerin çoğu da “şansım yok” diyecektir.

Halbuki hayatta tesadüfe yer ve imkan tanımak Allah’ın alemler üzerindeki mutlak kontrolünü / gözeticiliğini inkar etmek demektir.

İşin nasıl gerçekleştiği hususundaki tartışma ayrı bir konu olmakla birlikte, Yunus’un kura meselesi de işin şansa değil, takdire bağlı olduğunu göstermektedir.

Rızkın dağıtım ve takdiri de Allah’a aittir. Şanş veya tesadüf gibi kavramlar rızkın dağıtımında etkin değildir. Bu türlü yaklaşımlar, rızkın talep edilebileceği örnek yahut uygun yollar da değildir.

Milli Piyango idaresinin elde ettiği gelirle yaptığı güzel işler de gözden kaçırılmamalı. Sonuç olarak , birilerinin bu türlü etkinlikler sebebiyle yuvası batmıyor ama asli görevlerini yerine getirmekte zaafa düşmüş bir devlet şu veya bu şekilde bu işler sayesinde bir kısım hayra vesile oluyor. Hayrı gerçekleştirmeye yarayan bedel de bu çekilişe katılanlardan elde ediliyor.

Bu işe katılanların ne kadarının böyle bir hayrı doğrudan doğruya niyet ettiği hususu ise tartışmalıdır. Bir nevi, kastedilmeksizin oluşmuş bir hayır diyebiliriz.

Fakat, her ne kadar bir hayra sebep olunsa da rızkın ne şekilde dağıtıldığı bilincinde ve şans-tesadüf gibi kavramların pekişmesi sebebiyle inançta oluşan hasar elde edilen faydadan daha fazladır.

İnsan psikolojisinin deneysel gözlemlere dayalı tespitlerine göre tutumlar şu şekilde oluşur:

Bilgi / veri , duyguyu, duygular davranışları, davranışlar tutumları oluşturur.

İnsan, tutarlı olmak, tutarlı görünmek eğilimindedir. Bazen, oturaklaşmış bir tutuma dayanmayan hareketler de sergileriz. Bu defa, iş tersine çalışır. Davranışımızı haklı ve tutarlı gösterecek inanışlar geliştiririz. Bunun en yalın ifadesi, “İnandıkları gibi yaşamayanlar, yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar” sözünde anlam bulmaktadır.

Bir insan, her ne kadar şans-tesadüf gibi kavramlara inanmıyorum dese de, insanların genel algısında şans veya tesadüf sonucu ortaya çıktığına inanılan bir sonucu umud ederek böyle bir oyuna katılır, bunu sürekli hale getirirse, davranış kendisi ile tutarlı bir inanış doğuracaktır.

Yeterli bir koruma sağlayacak inanışa sahip olmayan insanlarda davranışın oluşturduğu bu inanç arızalı bir derecede görünüm arzedebilir.

Şans ve tesadüfe inanan bir insan başına gelen her musibeti yahut nimeti de şans ve tesadüfe bağlamaya başlayabilir.

Musibetleri şans ve tesadüfe bağlayanlar; Devamını okuyun…

HANİFLER PROTOKOLÜ

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

HANİFLER PROTOKOLÜ / BEYATI

01 – Allah’tan başka hiçbir ilah tanımamak, Allah’tan başkasını herhangi bir anlamda kutsallaştırmamak. Şirkin açığından da gizlisinden de uzak durmak.

02 – Kuran’a iman etmek, vahye tabi olmak. Kuran’a ve akla aykırı, şüpheli, çelişkili inanışlardan uzak durmak.

03 – Ahiret gününe, ölümden sonra hesaba çekilmeye inanmak.

04 – Son Peygamber Hz. Muhammed’e ve ondan önce gönderilen tüm Peygamberlere ve getirdiklerine iman etmek, hiçbir Peygamber’i bir diğerinden ayırd etmeksizin sevmek.

05 – Tüm eylem ve sözlerimizde adaleti gözetmek, kendi aleyhimizde de olsa adaletle muamele etmek, ahitleri yerine getirmek. Her kim için olursa olsun, her tür ve seviyedeki adaletsizliğe karşı çıkmak, direnmek.

06 – Daima hayra ve barışa yönelmek, hayır ve barış yolunda işi ehline teslim ederek, iş yapıp değer üretmeyi, güzel düşünüp güzel davranmayı en büyük ibadet olarak görmek.

07 – Tavır ve sözlerimizde çelişkili tutumlardan uzak durmak, özü – sözü doğru olmak.

08 – Mutlak iyiliğe erişmenin tek yolunun ihtiyaç fazlasından, en sevilen şeylerden harcamak olduğuna inanmak ve bu eylemi her koşul ve şartta ihtiyaç sahipleri için yerine getirmek.

09 – İnsanların inançlarından dolayı onlara baskı yapan, onları yurtlarından süren, işkence ve eziyet eden her zorbaya kati olarak ve ebediyen düşmanlık ve kin beslemek.

10 – Allah’ın indirdiğini tüm insanlara ulaştırmak, anlatmak, tebliğe mani olan her engele karşı düşmanlık ve buğz beslemek. Tebliği zaman ve zeminin imkan ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak en güzel yolla, Kuran’la yapmak

11 – Allah’ın ihsan ettiği nimete, onu gereği gibi kullanarak şükretmek.

12 – İman edenlerle din muharebesi yapmamış, zorbalara aktif olarak destek vermeyen her insanla iyi ilişkiler kurmak, iman edenleri ise mutlak kardeşlerimiz olarak görmek.

13 – Tebliğ ettiğimiz şeylerde bize biat edenlerle, biat ettikleri iş hususunda hiçbir kınayanın kınamasından korkmadan, yalnız Allah’a güvenip dayanarak çalışmak, müşavere ile iş ve değer üretmek.

14 – Kendi içimizden çıkan idarecilere itaat etmek, doğrularını tasdik etmek, yanlışlarını düzeltmek.

15 – Üstünlüğün herhangi bir şeydeki çoklukta değil, Allah’ın beğeneceği ve destek vereceği bir inançta ortaya çıkacağına inanmak. Allah hakkında asla ümitsizlik beslememek.

16 – Başımıza gelen her musibette önce kendimizi hesaba çekmek, kendimizdeki kusurları arayıp düzeltmeye çalışmak. Allah’ın yazdığından başkasının vukuu bulmayacağına inanarak zorluklara sabır ve tahammül göstermek.

17 – Örfü / güzelliği emretmek, kötülüğe engel olmaya çalışmak.

18 – Sünnetullah kaidelerini araştırmak, araştırılmasına katkı sağlamak, bu yolda her türlü tabu ve tutuculuktan uzak durarak bilimsel verilere değer vermek.

19 – Elde edilen / elimizde bulunan her türlü kolaylaştırıcı hayrı tüm insanlığın hizmetine sunarak, din, dil, ırk, sınıf gibi hiçbir ayrım gözetmeksizin, tüm iş ve söylemimizde bütün insanlar için en hayırlı bir topluluk olmayı hedeflemek.

Kuran Okumak…

Nisan 28, 2008 1 yorum

Sorulan soru şu: İnsanların Kuran’ı Arapça okumasında ne mahsur var ? Yahut, anlayacağı şekilde Arapça öğrenmesinde…

Bir insan Kuran’ı daha iyi anlamak için Kuran Arapçasını (okumasını değil / dilini) öğrenme gayretinde olursa ona kim ne diyebilir ? Onu kim kötüleyebilir ? Bu elbette azmedilecek en zahmetli, güzel işlerden olur. Artık bu kişinin işi yabancı dil öğrenmek değil, bir nevi ibadet olur. Çünkü Kuran en büyük ibadetten de büyüktür. Onunla meşkul olanlara ne mutlu…

Ancak, Kuran Arapçası “dilini” öğrenme gayretinde olmayıp ta, Arap alfabesini öğrenen, Kuran’ı anlamadığı bir dilde, anlamadığı bir vaziyette okuyup ta, iş ve değer ürettiğini, Kuran okuduğunu zannedenlerin vay haline…

Aynı namazlarından gafil kimseler gibi onlar da Kuran’dan gafil kalanlardır.

Allah, “Andolsun ki bu Kuran en mühim bir haberdir” buyurdu. Şimdi Arapça bilmeyen biri Suud radyosundan haber dinlese ne anlarsa, Kuran’dan da onu anlamış olur.

Bu halde Kuran ne işe yarar ? Şu işe yarar: Orada duyduğu herhangi bir kelimeden çocuğuna bir isim verir ve soranlara “Kuran’da var” der. :)

Yahut gider ölüsüne okur. Halbuki okuduğu şeyin için de “… diri olanları uyarman için indirdiğimiz bu Kitap” tabiri yer alır. Yahut ondan bazı kelimeleri alır da nuska diye takar. Yahut, ondan bazı kesitler okur, tılsımlı sözlerin koruyuculuğuna sığınır. Bunu da Allah’a sığındığını zannederek yapar. Devamını okuyun…

ÖNCELİKLER ÇATIŞMASI

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Her insanın hayatında, davranışlarında, söylediklerinde öne çıkan şeyler onun öncelikleridir. Kimi şeyler vardır, olsa da olur olmasa da… Ama bazı şeyler onun için olmazsa olmazlardır.

İnsanların önceliklerinin olması gibi Allah’ın da öncelikleri vardır. Allah’ın önceliklerini de ancak Kuran’dan öğrenebiliriz.

Kuran altıbin altıyüz küsur ayetinde neyden bahsediyor ? Neyi emredip, neyden sakındırıyor ? Hangi konuları üstüne basa basa vurguluyor yahut hangi konulara üzerinde fazlaca durmadan değinip geçiyor ?

Kuran öncelikler hususunda, ilginç veriler sunar. Mesela, Ashab-ı Kehf’in kaç kişi olduğu hususunda Yahudilerin giriştiği münakaşayı eleştirir. Bunu gaybı taşlamak olarak nitelendirir. Normalde bizlerin tarihi bir merak içerisinde öncelediğimiz şeylere hiç değinmez. Hz. İbrahim’le tartışmaya girişen kişinin adını vermez. Ama biz, Tevrat’tan, Hadislerden onu Nemrut diye tanırız. Bu hadiseyi anarken, anlatırken Nemrut adı ağzımızdan dökülür. Halbuki, onun kim olduğu çok önemli olsa idi elbette Allah onu ismiyle vasıflandırırdı. Devamını okuyun…

Kuran Devrimi… Uydurulmuş dinden, Kuran dinine…

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Bu gün günlerden Pazar… Oturduğum binada iki üç kat yukarıda bir ölünün ardından mevlüt okunuyor. Bir hoparlör, hoparlöre rağmen bağıran bir imam, bu gün için kapanmış gözü yaşlı insanlar…

İnsanlar…

İnsanlar, dinde asla yeri olmayan bir ayin için bir “din adamı” önderliğinde toplanmışlar…

Rablerinden, dinde yeri olmayan bir usulle, dinde yeri olmayan bir şeyi talep ediyorlar…

Kuran, Mevlüt aralarına anlaşılmamak için Arapça olarak sıkıştırılmış… Hatta, dualarının dahi önemli bir kısmı Arapça… İnsanlar, Rablerinden telafuzunu dahi bilmedikleri bir şeyi talep ediyorlar… Devamını okuyun…

Sınırlar ve ülkeler

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Bir ülke, bir Türkiye düşünün, devlet olmanın gereklerinin tümünü yerine getirmiş. Açı doyurmuş, çıplağı giydirmiş. Vatandaşları, hiç bir zorlama ve baskı altında kalmadan, tamamen gönülden hissederek, Allah bu devlete zeval vermesin diyor.

Bu öyle bir devlet ki, halkının hem dünyevi hem uhrevi mutluluğu için çalışmış. Eğitmiş, eğitmek için araştırmış… Öğretmiş, denetlemiş. İyiliği emretmiş, kötülükten men etmiş.

İnsana ve aklına değer vermiş. Ehiller yetiştirmiş te iş ehline teslim etmiş. Kimsecikleri kayırmamış. İnsanın ırkına kökenine değil de yapıp ürettiklerine, pozitif hayata katkılarına önem vermiş. Türkçe veya Kürtçe, şu dilde bu dilde konuşmaya değil de, doğruyu ve güzeli söylemeye önem vermiş.

Adalet üzerinde tir tir titremiş. Demiş ki, Allah varlığını birliğini dahi adalet üzere açıklamış, kim adaletten yüz çevirirse asla iflah olmaz.

Dinde zorlamaya gitmemiş. Var olan bütün putları / tabuları yıkmış. Kendisi de yeni yeni putlar, tabular icad edip dayatmamış.

Bir problemle karşılaştığında önce kendisini sorguya çekmiş. Ve demiş ki, başımıza gelen her musibet kendi ellerimizin üretip kazandıkları yüzündendir. Biz, neyi yanlış yaptık ki, böyle bir iş başımıza geldi.

Kindar olmamış. Kin gütmemiş. Söyleyenin kimliğine, uyruğuna bakmamış. Ne söylediğine bakmış. Doğru mu söylüyor, yanlış mı ? Kendi aleyhinde olmuş, olmamış değer vermemiş. Demiş ki, Allah adalet yapanları sever. Yılmamış, hiç bir şeyden korkmamış. Demiş ki; eğer inanmış bir kavim isek çok üstünüzdür.

Dostluğu da, düşmanlığı da Allah için… Hiç bir kınayanın kınamasından çekinmemiş. Yahu bütün dünya ne der dememiş, Allah bize nasıl muamaele eder demiş.

Tüm dünya ülkeleri içerisinde, suçluları ihya etmek için çalışmak kaydıyla suçları en çok örtüp bağışlayan, ama azgınlara da göz açtırmayan o olmuş.

Allah neyi araştırın dediyse bunu devlet işi kabul etmiş. Kaynak ayırmış.

Dışarıda söylediği ile ülke içinde söylediği hiç şaşmamış. Özünde sözünde doğruluğu prensip edinmiş.

Ahitlerine sadakat göstermiş. Bölünmekten, yıkılmaktan değil, Allah’tan korkmuş. Demiş ki, Allah zalimler güruhuna asla hidayet etmez.

Hiç bir beladan korkmamış. En buhranlı günlerinde, Allah ne güzel vekildir, O’nun yazdığından başkası başımıza gelecek değil. Biz ancak Allah’a dayanıp güvendik demiş…

Öyle bir ülke ki, topraklarında Allah en büyük adı ile anılmış. Demişler ki, bizler insanlık için en hayırlı bir topluluğuz.

Şimdi böyle bir Türkiye’nin, Türk – Kürt diye bir sorunu olur mu ?

Böyle bir ülkenin terör diye bir sorunu olur mu?

Böyle bir ülke kıyısında kurulmakta olan herhangi bir devletten çekinir mi ?

Böyle bir ülkenin “sınır” diye bir derdi olur mu?

Böyle bir ülkenin sınırları neresidir ?

Beni bu yazıyı yazmaya iten en temel ayet şudur:

“Ey iman edenler ! Siz ilkin kendinizi düzeltmeye bakın. Kendiniz doğru yolu buldunuz mu sapanlar size zarar veremez.”

Allah daha ne desin ?

Bundan daha önemli olan ise, bizlerin bunları birer tatlı hayal olarak görmemizdir.

Kim bunu hayal olarak görürse, Allah’ın rahmetinden kesin olarak ümit kesmiştir.

Allah’ın kendisine / müminlere yardım edeceği hususunda kesin olarak ümitsizlik içerisindedir.

Peki sizler ne düşünüyorsunuz ? Bunlar pembe hayaller midir ?

Böyle bir devlet kurma hedefi sadece peygamberlere özgü müdür ?

Eğer bu işi inanmış insanlar yapmayacak ise, gökten inecek melekler mi yapacak ?

Ali Aksoy, 13.11.2007

Allah’ın emri; “Çelişkisiz ve delile dayalı bilgiye tabi olmak”

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Allah şöyle buyurmuştur;

“(Dişi ve erkek olarak) sekiz eş yarattı: Koyundan iki, keçiden iki… De ki: O, bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram etti? Eğer doğru iseniz bana ilimle söyleyin.” (Enam,143)


“Deveden de iki, sığırdan da iki (yarattı.) De ki: O bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı? Yoksa Allah’ın size böyle vasiyet ettiğine şahit mi oldunuz? Bilgisizce insanları saptırmak için Allah’a karşı yalan uydurandan kim daha zalimdir! Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Enam,144)

Koyu harfle yazılı kısımlar hadis dinin delilidir diyenler için bir anlam ifade ediyor mu?

Bu soru, yani, “Peygamberiniz böyle söylerken sizler şahit mi idiniz ?” sorusu; onların “sahihtir” dediği şeyler için onlara sorulduğunda ne cevap verecekler ?

İnsan şöyle bir soru sorabilir:

“İyi ama ben Kuran’ın indirildiğine de şahit olmadım. Peki bu nasıl olacak?”

Buna da Allah cevap vermiştir:

“Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın.” (Bakara,23)

Bir cevap daha;

“Hâla Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.” (Nisa,82)

Bu nedenle; Haniflik, en kısa tanımı ile her türlü çelişki ve dayanaksız bilgiden arınmaktır.

İşin özet ve net anlatımı budur.

Yorumlarınız

Nisan 27, 2008 Yorum yapın

WordPress.com sunucularına Türkiye’den erişim yasağı kaldırıldığı için artık bu sitede yapılan yorumlar yayınlanacaktır.

Erişim yasağı boyunca gönderilen yorumlardan hakaret, tehdit içermeyen yorumlar yayınlanmıştır.

Siteme gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim.

Yeni yazılara www.aliaksoy.net adresinden ulaşabilirsiniz.

Saygılarımla.

Ali Aksoy

T A Ş I N D I K

Eylül 13, 2007 Yorum yapın

Selam;

Adnan Hoca ve Harun Yahya lakaplı Adnan Oktar’a bazı wordpress.com sitelerinden hakaret edilmiş diye bütün wordpress.com siteleri yasaklanınca sitemi bağımsız bir alana nakletmek zorunda kaldım.

Bundan böyle yorum ve görüşlerinizi;

www.aliaksoy.net

ve

www.aliaksoy.org

adresleri ile ulaşabileceğiniz yeni sitemizde de dile getirebilir, yeni yazılara, bestelerime buradan ulaşabilirsiniz.

Siteme gösterdiğiniz ilgi ve duyarlılığınız için teşekkür ederim.

Ali Aksoy, 14.09.2007

Yeni Sayfa: Kuran Meali Dinle

Ağustos 1, 2007 2 yorum

Kuran – ı Kerim mealini artık sitemizden dinleyebilirsiniz.

Prof.Dr. Hamdi Döndüren

Okuyan: Ahmet Deniz

01 FATİHA SURESİ

İndir

Dinle

 

 

02 BAKARA SURESİ

İndir

Oku / Dinle

03 ALİ İMRAN SURESİ

İndir

Oku / Dinle Devamını okuyun…

Duyuru

Temmuz 26, 2007 3 yorum

Dostlarım;

Bu günden itibaren (26.07.2007) internet sitemde bestelerim ve şiirlerim ile kişisel bir kaç yazı müstesna olmak üzere bütün siyasi mülahazaları terkediyorum.

Ziyaretçilerimiz arasında her görüşten insanın bulunabileceği ve siyasi görüşlerdeki ayrılıkların bu sitede yazılı hususların ön yargılı yahut daha az okunmasına sebebiyet verebileceği ihtimali aşağıda belirtilen husus ve prensiple birlikte beni böyle bir karar almaya itmiştir.

Sosyal çalışmalarımda tatbik etme kararlılığında olduğum husus aşağıdaki ayeti kerimede özetlenmiştir.

“… benim tehdidimden korkanlara sadece Kur’an’la öğüt ver.” (Kaf,45)

Şiir ve beste çalışmalarım müstesna olmak üzere, bundan başka her yöntemi terkediyorum.

Bu nedenle, bundan böyle internet sitemde siyasi içerikli hiç bir yazı yazılmayacağı gibi, yorumlar da yayınlanmayacaktır.

Siyaset ve toplum adına konuşulabilecek hiç bir mesele bu sitede “Kuran” kategorisinde anlatılan meselelerden daha önemli olamaz.

Çünkü Allah; “… bu Kur’an en mühim bir haberdir” (Sad,67) buyurmuştur.

Peki, “sadece Kuran’la öğüt vermek” yeterli midir ? Bunun da cevabı Allah tarafından verilmiştir:

“Yemin olsun, biz bu Kur’an’da, insanlar için her örnekten nicelerini sıraladık.” (İsra,89)

Demekki, Kuran tebliğ konusu ve verilen misaller bakımından tamdır.

Siyasi kimliğimi bilerek bu siteye gelen dostlarıma bu anlamda hiç bir şey veremeyeceğim için şimdiden özür diliyorum.

Saygılarımla.

Ali Aksoy

Kuran Meali dağıtmak isteyenler için…

Temmuz 16, 2007 1 yorum

Kuran meali dağıtmak isteyen kardeşlerimiz için…

Fiyatlar halen daha geçerli imiş.

Cep boy, 1.00 YTL, orta boy 2.00 YTL. Elmalılı meali.

İzmir merkezli bir firma…

http://www.akitpazar.com/pinfo.asp?pid=1

Benzer bir alternatif te, Şaban Piriş meali için var. Bu firma da Kayseri’den…

http://www.arz.com.tr/eserlist.htm

“Biz onların neler söylediklerini çok iyi biliyoruz. Sen onların üstüne bir zorba değilsin. O halde, benim tehdidimden korkanlara sadece Kur’an’la öğüt ver.” (Kaf,45)
Allah hayırlarınızı şimdiden kabul etsin.

Selam ve dua ile…

Hanif Dostlar

Nisan 20, 2007 3 yorum

HANİF DOSTLAR

Yıllarca hücrede kalmışım sanki,
Önüm karanlık, arkam karanlık,
Ruhum karanlık, aklım karanlık…
Şimşek gibi parladı ayetler…
Yaratan Rabbinin adıyla oku.
Oku da son bulsun karanlığa sultanlık.

Onlar bir garip insanlardı,
Bu nasıl cesaretti böyle,
Ashab-ı Kehf gibi diklene diklene,

Bin dört yüz sene uyumuşlar da,
Yenice uyanmışlar gibi,
Yoksa mehdi yerine bunlar mı geldi beklene beklene…

Yoksa bu bir tuzak mı?
Komplo mu kuruldu müminlerin üstüne,
Ya değilse bildiğime uydurma diyenlerin kastı ne ?

Bir başka okuyorlardı bildiğim / okuduğum şeyleri,
Silivermişler hocaları şeyhleri,

Korkulacak şeyler söylüyor bunlar,
“Tövbe tövbe” dedirtecek,
Kahretsin, bu bir çaresizlik !
Kuran’a dayanıp hep haklı çıkmalarıysa kafayı yedirtecek !

Seviniyor muyum ne bunlar haklı çıktıkça,
Üzerime yüklenmiş ciltler dolusu günahım azalıyor mu ne yoksa ?

Yoksa şeytan işi mi bu ?
Ya Rabbi ! Ayetlerin beni delirtecek !

Hem öyle sabırlılar ki,
Hem öyle güçsüzler, öyle azlar ki,
Sanki Kuran yenice inmiş,
Sahabe olmuş üç beş adam Kuran’a,
Haykıra haykıra ilan ediyorlar,
“La ilahe illallah”
“Allah’tan başka ilah yoktur”
“Onun sözü doğruluk ve adalet bakımından tam kemalindedir”
“O’ndan başka dost yoktur”
“Rabbinizden size bir Nur gelmiştir”

Müşrikler taşlıyor Kuran’ı,
Onlarsa siper olmuşlar Peygamber’in dini üzerine…

Allah’ım ne tarafta yer alsam ?
Yaş doldu gözlerime…

Ah, aklım ah ! Sen ne inatçısın !
Kim Allah’ı birliyorsa,
Kim tevhide yönelmişse ona yöneltiyorsun beni…
Yoksa azınlık psikolojisi mi bu yöneliş…
Ayet ayet bu söyleyiş.

Hücreme mi dönsem ne,
Dışarısı uçsuz bucaksız aydınlık,
Dışarısı Rahmet,

Bense kapı eşiğinde kaldım.
Burası muhasebe,
Burası muharebe !

Nerde kaldı “Heykellere tapmıyorum” diye sevindiğim günler…
Hani şu, hükmüne ortaklar katıp,
Ciltler dolusu fetva ile avunduğum günler…

Burası hesap, burası kitap,
Ölüp ölüp dirilmek gibi,
Gidip gidip geliyorum şirk çukurunda…

Dualar etmiştim halbuki.
“Allah’ım Kuran’dan konuşan arkadaşlar ver” demiştim.
Meğerse “bana acı” diyecekmişim de bilememişim.

Onlarsa kılıçlarını çekmiş,
Yetmiş kişi bilinmeze ilerleyen,
“Allah ne güzel vekildir” diyenler gibi…

Bilseler ki ölecekler,
Azraile bile gülecekler…

Bir baktım ki, karşımda İbrahim,
Yıkılmış bütün putlarımız,
Baltalı bir put dikilmiş tepeme…
Artık cevap vaktidir…

Gidip gidip gelen bu kalp,
Çağlar ötesinin sesidir.

Hani atalarım nerdesiniz ?
Güçlü, kuvvetli, derin alimlerim…
Nerdesiniz ?

Gün cevap vaktidir…
Evet bekliyorum, soruyorum !
Hala cevap veremediniz…

Ne hücreme dönerim, ne eşikte beklerim,

Dışarısı Kuran,
Dışarısı aydınlık,
Dosdoğru beyan,
Gerisi tam çılgınlık…

Yıllarca hücrede kalmışım sanki,
Önüm karanlık, arkam karanlık,
Ruhum karanlık, aklım karanlık…

Şimşek gibi parladı ayetler…
Yaratan Rabbinin adıyla oku.
Oku da son bulsun karanlığa sultanlık.

Onlar bir garip insanlardı,
Bu nasıl cesaretti böyle,
Ashab-ı Kehf gibi diklene diklene,

Bin dört yüz sene uyumuşlar da,
Yenice uyanmışlar gibi,
Yoksa mehdi yerine bunlar mı geldi beklene beklene…

20.04.2007

Hidayetin tek sahibi, Alemlerin Rabbi’ne hamd olsun.

Yazı ve yorumları ile cahillikten ve gizli şirkten arınmama vesile oldukları için “Hanif Dostlar” sitesindeki tüm dostlarıma bu vesile ile tekrar teşekkür ederim. Bu şiiri, internet sitemde son zamanlarda artan tehditler üzerine yazdım. Mesleğim / avukatlık gereği çok zaman türlü türlü tehditler alırım ama dinim yüzünden hiç tehdit almamıştım şimdiye kadar…

Allah dosdoğru yolundan ayırmasın.
Selam ve dua ile…

ELLİ YIL SONRA…

Nisan 9, 2007 Yorum yapın

Hani bir gün, elli yıl önce…

Ateşlemiştik aşkımızı bir akşamüstü,

Gözlerimizde kavrulup,

Ellerimizde tutuşmuştuk…

 

Ve bu gün, elli yıl sonra…

Gömdüler bizi bir sabah vakti,

O yangından kalan yanık kokusuyla kalbimizdeki…

 

Demek hiç sönmemişiz…

Yıllara,

Hırçın kavgaların büyüsüne inat…

 

Demek hiç üşümemişiz,

Ayrılığa karar verdiğimiz günlerde,

Kalplerimizin haberi bile olmamış…

 

Biz hiç üşümemişiz,

Sırılsıklam sarılmışız gözlerimize,

Bir çocuk gibi büyütmüşüz aşkımızı,

Mezuniyet törenlerinde alkışlar gibi alkışlamışız…

 

Ve nikâhlamışız yıllarla,

Düğün bayram etmişiz.

 

Hiç kıskanmamışız yıllardan,

Yılları da sevmişiz,

Ayrı ayrı da olsa yaşlanmayı…

 

Ve o çocuklaşan aşkımız hep taze kalmış gönlümüzde,

İlk doğduğu an gibi…

 

Demek, biz hiç üşümemişiz,

Toprak ta üşütemez…

 

“Irak ırak gülüşürüz,

Böyle böyle alışırız,

Bu dünyada olmadıysa,

Ahirette buluşuruz…”

 

Ali Aksoy

Resimleri sakladım

Nisan 8, 2007 4 yorum

Resimleri sakladım,

Anıları yokladım,

Umut özlem içinde,

Dönüşünü bekledim…

 

Ayı gökten indirdim,

Işıkları söndürdüm,

Hayalinle dans ettim,

Yıldızları döndürdüm…

 

* * *

 

Olmaza inandırma,

Oyalama, kandırma,

Beni burada bırakıp,

Hasret ile yandırma…

 

Gönlümün yadı sensin,

Hayatın tadı sensin,

Gülüşünü gördükçe,

Huzurun adı sensin…

2003

 

Söz – Müzik: Ali Aksoy

Yaban Gülü

Nisan 8, 2007 4 yorum

Sen, doğru söyle,

Sevmedin mi yaban gülü,

Uzak uzak anılarda,

Gecelerin öpücüğü…

 

Sen, dolu dizgin,

Rüyaların gerçeğisin,

Gecelerin ay ışığı,

Gündüzlerin çiçeğisin…

 

Haydi, doğru söyle,

Bu aşk bitmez böyle…

 

* * *

 

Sen gittiğinde,

Yollarını gözlemişim,

Anlatılmaz, anlatamam,

Seni nasıl özlemişim…

 

Sen istiyorsan,

Çaresi yok, ayrılalım,

Güzel günler hatırına,

Son bir defa sarılalım…

 

Haydi, doğru söyle,

Bu aşk bitmez böyle…

 

Gitme yaban gülü,

Gitme yaban gülü…

2006

 

 

Söz – Müzik: Ali Aksoy

Şiir kitabı: Aşık Sefai – Badal

Nisan 3, 2007 17 yorum

Aşık Sefai’nin yeni kitabı: Badal

“Badal yaylalara çıktığım yerdir,

Oradan aleme baktığım yerdir”

Kitaptan besteleyip okuduğum bir şiir:

 

 

DAĞLAR

Açmışta kolunu bekler sevdiğim,

Sar diye diye yaslanır dağlar,

Düşte gördüm nazlı yari giderken,

Dur diye diye seslenir dağlar.

Bir muhabbet, bir acayip an gelir,

Karlar erir, damarına kan gelir,

Bahar çiçek açar özge can gelir,

Yar diye diye süslenir dağlar.

Yiğit anlar yiğitlerin halinden,

Garip Sefai’nin tutun elinden,

Yaylacı mı gelip geçen belinden,

Sor diye diye seslenir dağlar…

Dinlemek için tıklayın.

Ve… En sevdiğim şiiri; Devamını okuyun…

Yeni Albüm: Muhammed Parlak – “Düşlerle Gelen”

Mart 30, 2007 12 yorum

muhammed_parlak_4.jpg

Sevgili meslektaşım, sanatçı dostum Muhammed Parlak, “Düşlerle Gelen” isimli albümünü çıkardı. Sağolsun, bir parça da bana ayırdı ve “Kainatın Türküsü” isimli bestemi okudu. Gayet te güzel bir albüm yapmışlar.

Muhammed Parlak’a gerek avukatlık hayatında gerekse sanat hayatında başarılar dilerim.