Arşiv

Archive for the ‘Kuran’ Category

Sana Neyi İnfak Edeceklerini Sorarlar – Recep İhsan Eliaçık

Ekim 25, 2009 Yorum yapın

aclik2

Günümüzde hidayete eren birisi için “Bir görsen baştan aşağı değişmiş; sakal bırakmış, cübbe ve sarık giymiş, saçının telini göstermiyor, kadınların elini sıkmıyor, haremlik selamlık uyguluyor” vs. dendiğini çok duymuş ve görmüşsünüzdür.

Demek “hiyadet coşkusu” böyle yaşanıyor.

Vatandaş müzikle uğraşıyorsa muziği, sinemayla uğraşıyorsa sinemayı, tiyatroyla uğraşıyorsa tiyatroyu ve dahi her ne şeyle uğraşıyorsa onu bırakıyor. Bunların hepsini “cahiliye dönemim” diyerek kestirip atıyor. İçki, zina, kumar vs.’yi anlarım da bunları niye bırakırlar hala anlayabilmiş değilim. Öteden beri bu işte bir terslik var diye düşünmüşümdür… Devamını okuyun…

1 SMS 5 YTL, 1923′e boş mesaj at, sen de bir fidan dik !

Mayıs 20, 2008 1 yorum

Yeşil Bir Türkiye İçin
Ağaçlandırma Seferberliğine
Sen de Katıl..


 

Ağaçlandırma Seferberliği Başladı!..
Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberliği yurt genelinde başlatıldı. Eylem planı kapsamında 5 yılda 2 milyon 300 hektarlık alanda erozyon kontrolü, ağaçlandırma ve ormanların iyileştirilmesi çalışmaları (rehabilitasyon) yürütülecektir.

 

Kampanyaya destek verecekler için;

SMS: 1923 (Tüm Operatörler için 1 SMS 1 Fidan: 5 YTL)

Hesap No: T.C. Ziraat Bankası, 1923

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı

Nelerden sorguya çekileceğiz ?

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

1-İftiralardan,Düzmece İddialardan
Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, mahiyetini bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, iftira etmekte olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz!16/Nahl-56
Kafirler, hem kendi günah yüklerini ve hem de bu yüklerin yanında başka birçok günah yüklerini taşıyacaklar ve kıyamet günü düzmece iddiaları konusunda kesinlikle sorguya çekileceklerdir.29/Ankebut-13


2-Yaptıklarımızdan
Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı; fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız.16/Nahl-93
O yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.21/Enbiya-23


3-Nimetlerden
Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.102/Tekasür-8


4-Kuran’dan
Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.43/Zuhruf-44


5-Allah’a Verilen Ahitten
Halbuki bundan evvel Allaha ahid vermişlerdi: arkalarını dönmeyeceklerdi, Allah’ın ahdi ise mes’uliyyetlidir, mutlak sorulur.33/Ahzab-15

Kuran Nesli

Kuran’a Abdestsiz Dokunmak

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Soru: Vakıa Suresi’nin 79. ayetinde bahsedilen dokunma nasıl bir dokunmadır. Kur’an’a abdestsiz dokunamazsınız diyenler bu ayeti delil gösteriyorlar. Ezbere ayet okuyabilirmişiz de onun yazılı olduğu kağıda dokunamazmışız. Bu nasıl bir anlayış kağıdı mı kutsuyoruz, ayeti mi ? Bunu gerçekten böyle mi anlamalıyız. ? Bu ayetin çerçevesinde olayı açıklar mısınız.?

Cevap: Vakıa Suresi’nin 79. ayeti söylendiği gibi Kur’an’a dokunmakla veya abdestli olmakla ilgili değildir.

Ayetin ifâde ettiği anlam, vahyi Hz.Muhammed’e kimlerin getirdiği ile ilgilidir.

Bu konuda müşrikler peygamberimizin cinlenmiş biri olduğunu (mecnun) ağzından çıkan bu hikmetli sözleri de ona cinlerin getirdiklerini söylüyorlardı.
Bu nedenle Allah:

“Biz Kur’an kovulmuş şeytanın sözü olamaz. O halde siz nereye gidiyorsunuz?” (81/25-26)

“Yıldızların battığı yerler üzerine yemin ederim ki bilirseniz bu büyük bir yemindir. Şüphesiz bu korunmuş kitapta bulunan şerefli bir Kur’ân dır. Ona ancak günah kirine bulaşmayan (Melekler) erişebilir. (ve Muhammed’e melekler getiriyor.) O alemlerin Rabbi’nden indirilmiştir. Şimdi siz bu sözümü küçümsüyorsunuz?” (56/75-81)

Cinlerin niçin bu kitaba erişemeyeceğini ise şu ayetler ifade etmektedir: Devamını okuyun…

Kuran ve Mecaz

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Kuran’ı doğru anlamada mecazi kullanımların farkında olmak ne kadar önemli ?

1. Mecaz nedir ?:

‘Mecaz’, bir sözcüğü gerçek anlamından başka bir anlamda kullanma sanatıdır. Sözü daha canlı, çarpıcı ve etkili kılmak amacıyla kullanılır. Mecazın zıddı ‘hakikat’tır.

2. Kuran’daki Kullanımı:

1-Genel olarak kullanılan mecaz.

Örnekler:

“Şu dünyada kör (a’ma) olan kimse, ahirette de kördür, yolu daha sapıktır.” (17/72)

Bu ayette geçen ‘kör’ sözcüğü hakiki manasıyla değil mecazi anlamda kullanılmaktadır. Buradaki körlük bedensel bir özrü değil, ‘dalalet’i (şaşkınlık, doğru yolu bulamama) ifade etmektedir.

“Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak, size helal kılındı. Onlar sizin elbisenizdir. Siz de onların elbisesisiniz…” (2/187)

Burada ‘elbise’ (libas) sözcüğü gerçek manasının dışında mecazi olarak kullanılmıştır.

2- Tabiatla ilgili:

1. Nefes alıp verdiği zaman sabaha andolsun. 81/18 Devamını okuyun…

En küçük gezegen

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

(İnternetHaber) Dünyaya 30 ışık yılı uzaklıkta, Güneş Sistemi’nin dışındaki en küçük gezegen keşfedildi.

İspanyol gök bilimciler tarafından keşfedilen, kayalıklarla dolu gezegenin yarıçapı, Dünya’nınkinden yüzde 50 daha büyük. Aslan takımyıldızından 30 ışık yılı uzaklıkta, küçük kırmızı bir yıldızın çevresinde dönüyor.

İspanya Bilimsel Araştırmalar Yüksek Konseyi, GJ 436c olarak anılan gezegenin, 100 yılı aşkın bir süre önce Neptün’ün keşfinde kullanılan bir teknik olan, GJ 436c yıldızı etrafında dönen daha büyük bir gezegenin yörüngesindeki çarpıklıkların incelenmesi sırasında keşfedildiğini açıkladı.

İspanyol gök bilimci Ignasi Ribas, GJ 436c’nin, Dünya’nın 5 katı büyüklüğünde bir kütleye sahip olduğu, bunun GJ 436c’yi, şimdiye kadar güneş sistemi dışında bulunan 300 civarındaki gezegenin en küçüğü kıldığını söyledi.

Gezegenin, etrafında döndüğü yıldızla arasındaki mesafe nedeniyle yaşam için elverişli olmadığı, kendi ekseninde 4.2, yıldızı çevresinde de 5.2 dünya gününde döndüğü kaydedildi.

İngiliz gökbilimcilerin üç gün önce Güneş Sistemi’nin benzeri olan ve uzak bir yıldızın etrafında dönen gezegen sistemi keşfettiği açıklanmıştı.

Balığın Karnında Namaz! – Ahmet Baydar

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Kur’ân-ı Kerîm, Yunus (a.s) ın kıssasını üç bölümde tamamlar. Özet mahiyetindeki ilk bölüm Sâffât suresindedir. Burada, toplumuyla öfkeleştiği, risaletle görevlendirildiği yeri terk ettiği, kalkmak üzere olan bir gemiye kaçtığı, gemideki yolcuların çok kalabalık olduğu, başları dara düşünce aralarında kura çekildiği, kuranın ona isabet ettiği, ardından denize atıldığı, tam yaptıklarından pişman olduğu sırada tesbih ettiği, bunun üzerine bir balığın onu ağızlayıp sahile çıkardığı anlatılır:

“Eğer tesbih edenlerden olmasaydı, diriliş gününe kadar karnında bekleyecekti.” (Sâffât 37/143-144)

Bir peygamber, hatasından dönüp “tesbihe” sarılınca boğulmaktan kurtuluyor. Acaba müminler de sıkıntılı zamanlarında yaptıkları tesbih sayesinde, kendilerini maddi sıkıntılardan kurtarabilirler mi? (Yunus 10/103) Allah’ı “tesbih” etmekle boğulmaktan kurtulmak arasındaki bu ilişki nasıl izah edilebilir? Kıssadaki bu anlatımın altında acaba simgesel bir derinlik mi vardır? Yoksa elçiler ve müminler, vahye ihanet edecek olurlarsa sıkıntıya düşürülür, pişman olup tesbihe sarıldıklarında da kendi güçlerini aşan, hiç beklemedikleri bir vesile ile kurtarılırlar mı? Hz. Yunus’un başına gelenler, evrensel bir “kader” midir? Devamını okuyun…

Kuran mucizeleri: Üç karanlık bölge

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Salavât getirmek salat etmek midir? – Ahmet Baydar

Nisan 28, 2008 1 yorum

İzleyen memur, amirine uymaktadır. İzleyen çocuk annesinden yardım istemektedir. Ama izleyen amir, memurunun sorunlarına eğilmekte, izleyen anne ise çocuğunu tehlikeden korumaktadır.

Yani astın üstü izlemesi ile üstün astı izlemesinde anlam, kuvvet ve işteşlik değişir. Fiiller çıkış yerlerine ve yönlerine göre anlam, ağırlık ve işteşlik imkanı kazanır.

Kur’ân’daki “Salat etme” fiili de böyledir. Kuşlar Allah’a, Melekler de Peygambere salat eder. Ancak Allah kuşlara, Peygamber de meleklere salat etmez. Allah, Peygamber ve müminler ise birbirlerine salat ederler:

“Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Ona salat edin.” (Ahzâb 33/56)

Bu ayetteki salât etmek, genelde Peygambere “salavat getirmek” şeklinde anlaşılmış, buna dayanılarak Allah’tan bir hacet isterken Peygambere salavat getirmeyi gerekli görenler olmuştur. Ancak bu, sahabe zamanında örneği bilinmeyen garip bir tevessül türüdür. Bundan daha garip olanı ise yine bu anlamdan doğan şu inançtır: “Hz. Peygambere salât, ibadetlerin en üstünüdür. Çünkü bunu bizzat Allah ve melekleri de üstlenmiştir.” (Nakleden, Kurtubî)

Son zamanlarda, salat sözcüğüne hemen herkes istediği anlamı veriyor. Dilediği yere çekiyor. Bu tür çalışmaların saikleri üzerine söylenmesi gereken çok şey var. Ancak bu, başka bir yazı dizisinin konusu. Devamını okuyun…

Kuran mucizeleri: Kemikler ve kaslar

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

“Salât”ı zayi etmeyin! – Ahmet Baydar

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

İlk müfessirlerden kimileri, vahiy bağlamında zikredilen bazı “salât”ların Kur’ân demek olduğunu açıkça beyan etmişlerdir. (İsrâ 17/107-110, Ankebût 29/45, Bkz. Taberî)

Bu ayetlerde Kur’ân yerine salât denmiş olmasının sebebi ise, izlenmesi gereken özelliğini öne çıkarmaktır. Aslında bu, tıpkı kuşların kevni vahyi izlemelerine salât denmiş olması gibi, nebevi vahyi izlemeye de salât demekten ibarettir.

Meselenin daha iyi anlaşılması için vahyin, Kitab, zikir ve Kur’ân” yakınlaştıran, bunlara bir de salâtı ekleyen ve hatta birini diğerinin yerine kullanan genel üslubunu hatırlamak yeterlidir.

Çünkü dinde izlenmesi gereken elçiler olsa da, onların da izlediği vardır ve bu sadece vahiydir. Zikir, kitap, ilim, hüda, sebil, din ve millet de bu cümledendir. (En’âm 6/50, Mü’minûn 23/71, Kasas 28/49, Bakara 2/38,120, Ra’d 13/37, Gâfir 40/7, Âl-i İmrân 3/73, Nisâ 4/125) Devamını okuyun…

Ressam Fil

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Kuran’ı Anlamak

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Konu Kuran olunca biz de “mesel” üzerinden yürüyelim. Bir an için “kim beşyüz milyar ister” yarışmasında yarışmacı koltuğunda oturduğunuzu hayal edin.

Hiç alışık olmadığınız makyajlar yapılmış, tanıdığınız, tanımadığınız insanların bakışları altında başlamışsınız yarışmaya…

Bütün soruları gâh öyle, gâh böyle geçmişsiniz. Sıra son soruya, en büyük ödüle gelmiş. Hiç joker de kullanmamışsınız üstelik.

İzleyenlerin tebrik ve hayranlık dolu bakışları yüzünüzü ışıldatıyor. Kolay mı, kimseciklerin kolay kolay gelemeyeceği bir noktaya gelmişsiniz.

Sakallı amca sorar: Evet, hazır mısınız ? Devamını okuyun…

Bir Ayet Bir Yorum veya Kur’an’ı Anlamanın İmkanı

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Kur’ân-ı Kerim müslümanlar için hem bilim hem de iman objesi; müslüman olmayanlar için ise bilgi objesidir. Kendisini İslâm kimliği içerisinde gören bir ferdin, gerek fizik gerekse metafizik sahaya ilişkin epistomolojisini Kur’ân’a dayandırmadan oluşturmaya çalışması ancak anakronizm, paradoks veya patoloji gibi ödünç kelimelerle izah edilebilir bir nitelik arzetmektedir. Peki aradan geçen bu kadar asırdan sonra; dil, anlayış, algılayış ve her şeyden daha önemlisi dünya neredeyse tamamen değiştikten sonra; bugün yediden yetmişe bütün müslümanlar olarak bizim, Kur’ân’ı anlamamız veya Kur’ân’dan yararlanmamız mümkün müdür?

Bu soruya verilecek hazır cevaplar olduğunu bilmiyorum zannedilmesin. Neredeyse herkes, “Tabîî ki, alimler ilmî seviyelerine göre; halk da alimlerin açıklamalarına göre Kur’ân’ı anlarlar.” diyecektir. Keşke her şey temennilere göre gerçekleşse ama bu cevabın acele ile olmasa da fazla iyimserlikle verildiğini şu ayeti tahlil ederken hep birlikte göreceğiz. “İnananların hepsi toptan sefere çıkacak değillerdi. Ama her kabileden bir cemaatin dini iyice öğrenmeleri ve dönüp kavimlerine geldiklerinde, sakınmaları umuduyla onları uyarmaları için sefere çıkmaları gerekmez miydi?” Tevbe suresindeki bu ayetle ilgili olarak Süleyman Ateş bakınız neler söylüyor: Devamını okuyun…

Bilim ve Din – Toprak Erdem

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Mevcut duyu ve organlarımızla Allah’ı göremiyoruz, ancak Allah yarattıkları ile bize varlığını bildiriyor. İşte burada akıl devreye giriyor.

Yani inanma körü körüne bağlanmak değildir. Eğer körü körüne bağlanmak olsa idi, inançlar yüzyıllar boyu devam etmezdi.

Aslında bilim ile dinin sağlamasını yapmak çok basit. Dünyada sebepsiz olan hiçbirşey yok, rüzgar esmezse yaprak kımıldamıyor, fabrikalarda üretim yapılmazsa arabalar ortaya çıkmıyor. Birisi çıkıp şu şey durup dururken patladıda hayat ortaya çıktı derse bende, patlayan şey nereden oldu diye sorarım, bu mevzu matematik dili ile n üzeri n’e kadar seri olarak devam eder, ama yine sonuç olması için başlangıcın olması gerektiğine gelip dayanır.

Böylelikle Allah’ta aklımıza yaratılışın ve dinin delillerini sunuyor ,bize düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Aslında bilim bir nevi kaybolanı bulmakla uğraşıyor. Çünkü yerçekimi kanunu koyan, oksijene yakıcı özelliğini veren, demirin ilk halini oluşturan vs. bilim değildir. Bu kurallar Allah tarafından koyulmuştur.

Bilim varolan fakat, gizlenmiş şeyleri günyüzüne çıkarmaktadır. Devamını okuyun…

Bu hesabı kim verir ?

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Hani nerde müminler,

Hayır yarışlarında koşuşturanlar nerde ?

Taa en önde olmak,

Rablerinden en büyük selam ve esenliği almak için,

Güzel düşünüp güzel davrananlar nerede ?

Bu gün, Musa ile Harun’un yalnızlığı kadar yalnız dünya !

Eyyub kadar dertli,

İbrahim kadar ahlı !

Bir tek Lut kavmi mi azap sabahlı ?

Ya Tufan paklar,

Ya ateş yoklar insi.

Diri diri toprağa gömülen çocuğun hesabını soran Rabb,

Acından öleni izleyene de sorar…

Bizim kafirlerimiz öncekilerden daha mı hayırlı ?

Peki ya biz ???………

Hadislerin Kuran’a arz edilmesi – Mustafa İslamoğlu

Nisan 28, 2008 1 yorum

Bütün hadis rivayetleri uydurma mıdır ?

Nisan 28, 2008 2 yorum

Bazı kimseler bizlerin hadislerin tümünü toptan ve peşinen İNKAR EDİP, UYDURMA olduğuna inandığımızı zannediyorlar.

Hadis kitaplarındaki rivayetlerin tümü uydurmadır diye bir hükmümüz, yargımız, görüşümüz yoktur.

Fakat şöyle bir görüşümüz vardır:

Hadis kitaplarındaki bir takım çelişkili / Kuran’a apaçık aykırı rivayetler nedeni ile bütün rivayetler ŞÜPHELİDİR.

Dikkat ediniz ! Hepsi uydurmadır demiyoruz. Hepsi ŞÜPHELİDİR.

Ne şüphesi ? Bunu gerçekten Peygamberimiz söylemiş de olabilir, şöylememiş te olabilir.

Mesela, bir ravi düşünün, bir rivayeti var. Bakıyorsun rivayet ettiği hadis diğer ravilerin rivayetleriyle yahut Kuran’la apaçık bir çelişki içerisinde… Şimdi bu raviden rivayet edilen bütün sözler sırf bu rivayeti nedeni ile şüpheli hale gelir.

Yine bir hadis bilgininin “sahih” diye derlediği kitabında bu türden şeylerle karşılaşılırsa, o ravinin “sahih” dediği tüm rivayetler bizim için ŞÜPHELİ hale gelir. Yani sahih olabilir de olmayabilir de…

Burada önemli olan husus şudur: Devamını okuyun…

İyiliğin Pusulası: Zekat, İnfak

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Kuran’da kendisine yeterince atıf yapılıp gündeme getirilmesine rağmen insanların gündeminde bir türlü yer alamayan bir ibadettir zekat…

İnsanı, Allah’tan gayrısından vaz geçmeye teşvik eden, bunu öğreten zekat…

Din direği / temeli deyince insanların çoğunun aklına şu gelir: “Namaz dinin direğidir”

Namaz dinin direğidir de zekat dinin neyidir ?

Zekat; ne şekilsel, bilinmeyen söz dizilerinde kurgulanmış namaz dininde,
ne de başörtüsü dininde kendine hak ettiği yeri bulamamıştır.

Hatta Kuran’a yönelme çabasında olanların da gündeminde Kuran’daki yerini bulamamıştır.

Namaz, kişiyi ihya eder. Topluma katkısı ise ihya edilmiş kişi üzerinden olması nedeniyle ancak dolaylı yoldan olabilmektedir. Ama zekat, hem kişiyi hem de toplumu doğrudan ihya eder.

“En sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça asla iyiliğe ermiş olmazsınız” diyor Allah…

Ne bir oran söylemiş, ne de “hangi şeylerin sevilmekte olduğunu” …

Çok sevdiği oğlunu dahi harcamaya azmeden bir Peygamberi de övdükçe övmüş…

Mutlak iyiliğe ermek isteyenlere de, ihtiyaç fazlasını harcamayı tavsiye buyurmuş… Devamını okuyun…

Kuran’da “Hadis” kelimesi – Ahmet Mert Erdem

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

1) Yuce Allah hz. Muhammedin (a.s.) uzerine en guzel bir “hadis” (= dini soz) olarak sadece Kurani indirdigini ve bunun disinda Resulune (a.s.) hicbir “hadis” (= dini soz) indirmedigini su ayetlerde bizlere acikca isaret etmis olmalidir:

********************

(ey Muhammed), Allah (sana) en guzel “hadisi” (= dini soz) iki yolu gosteren bir Kitap olarak indirdi.. (Zumer 23)

(ey Muhammed), iste bunlar Allahin ayetleridir, bunlari sana hak olarak okuyoruz.

o halde, onlar Allah’tan ve Onun (bu) ayetlerinden sonra hangi “hadise” (= dini soz) iman ediyorlar?

yaziklar olsun butun bu iftiraci gunahkarlara. (Casiye 6-7)

********************

bu ayetlerden acikca anliyor olmaliyiz ki, hz. Muhammedin (a.s.) vefatindan cok sonra tureyen ve Allah Resulune (a.s.) Kuranin yaninda –hasa– bunun bir misli kadar daha “hadis” verildigini beyan eden bazi kimseler yuce Allahin gozunde

gercekte adi “iftiraci gunahkarlar” olmalidirlar. (39/23 & 45/6-7) ve Allah Resulune (a.s.) bu Kuranin disinda bunun bir misli kadar daha “hadis” (= dini soz) verildigi sefil yalanini asla kabul etmeyen tum salih muminleri “dinden cikmis olmakla” ve “peygambere ihanet etmis olmakla” itham eden bu tip bazi sarlatanlarin ve suursuzca bunlara uyanlarin dunya ve ahirette karsilasacaklari korkunc akibetlerini yuce Allah daha sonraki ayetlerinde bizlere soylece isaret edip bildirmis olmalidir: Devamını okuyun…

Milli Piyango, İddaa vs. “şans” oyunlarının getirdikleri, götürdükleri…

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Son günlerde “şans” oyunlarının dindeki yeri tartışılmakta, kimi cenahça “dinen haram olduğu” , kimilerince de “bunun kumar olmadığı, kimsenin yuvasını batırmadığı, hatta toplanan paralarla ilgili idarenin okul vs. hayır işleri yaptığı” söylenmektedir.

Kanımca, bu meselenin en zararlı yönü insanların hayatı algılamasında “şans – tesadüf” gibi kavramlara inanmalarını pekiştirmesidir.

Kazananların çoğu, “şansım yaver gitti” diyecek, kaybedenlerin çoğu da “şansım yok” diyecektir.

Halbuki hayatta tesadüfe yer ve imkan tanımak Allah’ın alemler üzerindeki mutlak kontrolünü / gözeticiliğini inkar etmek demektir.

İşin nasıl gerçekleştiği hususundaki tartışma ayrı bir konu olmakla birlikte, Yunus’un kura meselesi de işin şansa değil, takdire bağlı olduğunu göstermektedir.

Rızkın dağıtım ve takdiri de Allah’a aittir. Şanş veya tesadüf gibi kavramlar rızkın dağıtımında etkin değildir. Bu türlü yaklaşımlar, rızkın talep edilebileceği örnek yahut uygun yollar da değildir.

Milli Piyango idaresinin elde ettiği gelirle yaptığı güzel işler de gözden kaçırılmamalı. Sonuç olarak , birilerinin bu türlü etkinlikler sebebiyle yuvası batmıyor ama asli görevlerini yerine getirmekte zaafa düşmüş bir devlet şu veya bu şekilde bu işler sayesinde bir kısım hayra vesile oluyor. Hayrı gerçekleştirmeye yarayan bedel de bu çekilişe katılanlardan elde ediliyor.

Bu işe katılanların ne kadarının böyle bir hayrı doğrudan doğruya niyet ettiği hususu ise tartışmalıdır. Bir nevi, kastedilmeksizin oluşmuş bir hayır diyebiliriz.

Fakat, her ne kadar bir hayra sebep olunsa da rızkın ne şekilde dağıtıldığı bilincinde ve şans-tesadüf gibi kavramların pekişmesi sebebiyle inançta oluşan hasar elde edilen faydadan daha fazladır.

İnsan psikolojisinin deneysel gözlemlere dayalı tespitlerine göre tutumlar şu şekilde oluşur:

Bilgi / veri , duyguyu, duygular davranışları, davranışlar tutumları oluşturur.

İnsan, tutarlı olmak, tutarlı görünmek eğilimindedir. Bazen, oturaklaşmış bir tutuma dayanmayan hareketler de sergileriz. Bu defa, iş tersine çalışır. Davranışımızı haklı ve tutarlı gösterecek inanışlar geliştiririz. Bunun en yalın ifadesi, “İnandıkları gibi yaşamayanlar, yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar” sözünde anlam bulmaktadır.

Bir insan, her ne kadar şans-tesadüf gibi kavramlara inanmıyorum dese de, insanların genel algısında şans veya tesadüf sonucu ortaya çıktığına inanılan bir sonucu umud ederek böyle bir oyuna katılır, bunu sürekli hale getirirse, davranış kendisi ile tutarlı bir inanış doğuracaktır.

Yeterli bir koruma sağlayacak inanışa sahip olmayan insanlarda davranışın oluşturduğu bu inanç arızalı bir derecede görünüm arzedebilir.

Şans ve tesadüfe inanan bir insan başına gelen her musibeti yahut nimeti de şans ve tesadüfe bağlamaya başlayabilir.

Musibetleri şans ve tesadüfe bağlayanlar; Devamını okuyun…

HANİFLER PROTOKOLÜ

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

HANİFLER PROTOKOLÜ / BEYATI

01 – Allah’tan başka hiçbir ilah tanımamak, Allah’tan başkasını herhangi bir anlamda kutsallaştırmamak. Şirkin açığından da gizlisinden de uzak durmak.

02 – Kuran’a iman etmek, vahye tabi olmak. Kuran’a ve akla aykırı, şüpheli, çelişkili inanışlardan uzak durmak.

03 – Ahiret gününe, ölümden sonra hesaba çekilmeye inanmak.

04 – Son Peygamber Hz. Muhammed’e ve ondan önce gönderilen tüm Peygamberlere ve getirdiklerine iman etmek, hiçbir Peygamber’i bir diğerinden ayırd etmeksizin sevmek.

05 – Tüm eylem ve sözlerimizde adaleti gözetmek, kendi aleyhimizde de olsa adaletle muamele etmek, ahitleri yerine getirmek. Her kim için olursa olsun, her tür ve seviyedeki adaletsizliğe karşı çıkmak, direnmek.

06 – Daima hayra ve barışa yönelmek, hayır ve barış yolunda işi ehline teslim ederek, iş yapıp değer üretmeyi, güzel düşünüp güzel davranmayı en büyük ibadet olarak görmek.

07 – Tavır ve sözlerimizde çelişkili tutumlardan uzak durmak, özü – sözü doğru olmak.

08 – Mutlak iyiliğe erişmenin tek yolunun ihtiyaç fazlasından, en sevilen şeylerden harcamak olduğuna inanmak ve bu eylemi her koşul ve şartta ihtiyaç sahipleri için yerine getirmek.

09 – İnsanların inançlarından dolayı onlara baskı yapan, onları yurtlarından süren, işkence ve eziyet eden her zorbaya kati olarak ve ebediyen düşmanlık ve kin beslemek.

10 – Allah’ın indirdiğini tüm insanlara ulaştırmak, anlatmak, tebliğe mani olan her engele karşı düşmanlık ve buğz beslemek. Tebliği zaman ve zeminin imkan ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak en güzel yolla, Kuran’la yapmak

11 – Allah’ın ihsan ettiği nimete, onu gereği gibi kullanarak şükretmek.

12 – İman edenlerle din muharebesi yapmamış, zorbalara aktif olarak destek vermeyen her insanla iyi ilişkiler kurmak, iman edenleri ise mutlak kardeşlerimiz olarak görmek.

13 – Tebliğ ettiğimiz şeylerde bize biat edenlerle, biat ettikleri iş hususunda hiçbir kınayanın kınamasından korkmadan, yalnız Allah’a güvenip dayanarak çalışmak, müşavere ile iş ve değer üretmek.

14 – Kendi içimizden çıkan idarecilere itaat etmek, doğrularını tasdik etmek, yanlışlarını düzeltmek.

15 – Üstünlüğün herhangi bir şeydeki çoklukta değil, Allah’ın beğeneceği ve destek vereceği bir inançta ortaya çıkacağına inanmak. Allah hakkında asla ümitsizlik beslememek.

16 – Başımıza gelen her musibette önce kendimizi hesaba çekmek, kendimizdeki kusurları arayıp düzeltmeye çalışmak. Allah’ın yazdığından başkasının vukuu bulmayacağına inanarak zorluklara sabır ve tahammül göstermek.

17 – Örfü / güzelliği emretmek, kötülüğe engel olmaya çalışmak.

18 – Sünnetullah kaidelerini araştırmak, araştırılmasına katkı sağlamak, bu yolda her türlü tabu ve tutuculuktan uzak durarak bilimsel verilere değer vermek.

19 – Elde edilen / elimizde bulunan her türlü kolaylaştırıcı hayrı tüm insanlığın hizmetine sunarak, din, dil, ırk, sınıf gibi hiçbir ayrım gözetmeksizin, tüm iş ve söylemimizde bütün insanlar için en hayırlı bir topluluk olmayı hedeflemek.

Risale-i Nur’da tehlikeli sözler !

Nisan 28, 2008 8 yorum

Said-i Nursi; 3 aylık kısa bir ilim tahsiliyle nasıl “Allame-i cihan” olup ulaşılmaz bir makama çıkmıştır?

Şuâlar, 542, Onbeşinci Şua’da geçen; “Evet o zât (Said Nursî) daha hal-i sabavette iken ve hiç tahsil yapmadan zevahiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhîrine ve ledünniyat ve hakaik-ı eşyaya ve esrar-ı kâinata ve hikmet-i İlâhiyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse nail olmamıştır. ”

Kur’an-ı Kerim’e göre peygamberler bile böyle bir bilgiye ve makama ulaşmamışken, bu iddia için Allah (c.c)’tan korkmak gerekmez mi? ;

Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi midir?

Tarihçe-i Hayat, c. II, s. 2123-2124 de geçen

“.. daha çocukken asrın bilgini olarak tanınmış ve kimseye soru sormamış, ama sorulan bütün sorulara mutlaka cevap vermiştir”

İctimâi Reçeteler I, 11, Tarihçe-i Hayat/Rü’ya’da geçen

“ Herhangi ilme sorulan suale bila-tereddüd derhal cevap verirdi.”

İctimâi Reçeteler I, 14, Tarihçe-i Hayat’ta geçen

“Sorulacak suallere cevap vermeye hazır bulunduğu gibi kimseye sual sormayacağını da beyan ederek bu kararda yirmi sene sebat etti.”

Her zaman her şeyi bilen sadece Allah değil midir? Böyle bir inanç şirk, küfür değil midir?

Risale-i Nur denen kitaplar kutsal mıdır, değil midir? Ya da Kur’an-ı Kerim’in taklidi midir?

Şualar, Birinci Şua, c. I, s. 833.de geçen;

“Resailin Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kur’an’ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.”

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 92,; “Risale-i Nur müminlere şifa ve rahmettir.” Devamını okuyun…

Neye niyet, neye kısmet ! – Oğuz BAKAR

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

“Rabbim benden nasıl bir kul olmamı istiyor ?” sorusuna cevap bulmak için , Kur’an’ın anlamını okuyordum ki ; “Hadisler olmadan Kur’an anlaşılmaz” dediler . Yalnızca Kur’an’a bakarak yaşamaya kalkarsam sapıtırmışım ; karanlıklardan aydınlığa çıkaran ve dosdoğru yola ileten âyetlerle hem de …

Hadisleri okuyordum , “Hadislerin nesh edileni var , zayıfı var , uydurması var ; bunların kullanılış yerlerini öğrenmen için sen en iyisi bir mezheb imamına tâbi ol” dediler.

Her ne kadar , hadis imamı Buhari ; mezheb imamı Ebu Hanife’yi rivâyetçi olarak güvenilir kabul etmese de “İmam-ı Azam’ın 5 eseri“adlı kitabını okuyordum . Çünkü o , çağının zalim melikinin kadılık görev teklifini ,zulme bulaşma endişesinden dolayı reddetmiş ve bu yüzden zindanda şehid edilmişti . Ebu Hanife’nin talebelerinden biri ise kadılık görevini kabul ediyordu . Nasreddin Hoca fıkrası gibi , o da haklıydı.

“Sen o yüce şahsın kitabını anlayamazsın , Aliyyul Kâri’nin yaptığı şerhini oku” diyerek bir başka boyuta geçmeye iknâ ediyorlardı bu defa.

Mezheb imamı Şafii , Kur’an âyetlerinin hadisle nasıl iptal edileceğini öğretirken ; diğer bir mezheb imamı Ahmed bin Hanbel de , Kur’an’ın sünnete değil , sünnetin Kur’an’a hâkim olduğundan bahsediyordu . Allah’ın sözlerini kim iptal edebilirdi ki ? “Nâsih mensuh âyetler” diyerek bu ilmî kılıflı zulmü yapanlar , Kur’an’ı terk edilmiş bırakanlardan olmuyor muydu acaba ? Devamını okuyun…

Kuran Okumak…

Nisan 28, 2008 1 yorum

Sorulan soru şu: İnsanların Kuran’ı Arapça okumasında ne mahsur var ? Yahut, anlayacağı şekilde Arapça öğrenmesinde…

Bir insan Kuran’ı daha iyi anlamak için Kuran Arapçasını (okumasını değil / dilini) öğrenme gayretinde olursa ona kim ne diyebilir ? Onu kim kötüleyebilir ? Bu elbette azmedilecek en zahmetli, güzel işlerden olur. Artık bu kişinin işi yabancı dil öğrenmek değil, bir nevi ibadet olur. Çünkü Kuran en büyük ibadetten de büyüktür. Onunla meşkul olanlara ne mutlu…

Ancak, Kuran Arapçası “dilini” öğrenme gayretinde olmayıp ta, Arap alfabesini öğrenen, Kuran’ı anlamadığı bir dilde, anlamadığı bir vaziyette okuyup ta, iş ve değer ürettiğini, Kuran okuduğunu zannedenlerin vay haline…

Aynı namazlarından gafil kimseler gibi onlar da Kuran’dan gafil kalanlardır.

Allah, “Andolsun ki bu Kuran en mühim bir haberdir” buyurdu. Şimdi Arapça bilmeyen biri Suud radyosundan haber dinlese ne anlarsa, Kuran’dan da onu anlamış olur.

Bu halde Kuran ne işe yarar ? Şu işe yarar: Orada duyduğu herhangi bir kelimeden çocuğuna bir isim verir ve soranlara “Kuran’da var” der. :)

Yahut gider ölüsüne okur. Halbuki okuduğu şeyin için de “… diri olanları uyarman için indirdiğimiz bu Kitap” tabiri yer alır. Yahut ondan bazı kelimeleri alır da nuska diye takar. Yahut, ondan bazı kesitler okur, tılsımlı sözlerin koruyuculuğuna sığınır. Bunu da Allah’a sığındığını zannederek yapar. Devamını okuyun…