Arşiv

Archive for the ‘ibadet’ Category

Sana Neyi İnfak Edeceklerini Sorarlar – Recep İhsan Eliaçık

Ekim 25, 2009 Yorum yapın

aclik2

Günümüzde hidayete eren birisi için “Bir görsen baştan aşağı değişmiş; sakal bırakmış, cübbe ve sarık giymiş, saçının telini göstermiyor, kadınların elini sıkmıyor, haremlik selamlık uyguluyor” vs. dendiğini çok duymuş ve görmüşsünüzdür.

Demek “hiyadet coşkusu” böyle yaşanıyor.

Vatandaş müzikle uğraşıyorsa muziği, sinemayla uğraşıyorsa sinemayı, tiyatroyla uğraşıyorsa tiyatroyu ve dahi her ne şeyle uğraşıyorsa onu bırakıyor. Bunların hepsini “cahiliye dönemim” diyerek kestirip atıyor. İçki, zina, kumar vs.’yi anlarım da bunları niye bırakırlar hala anlayabilmiş değilim. Öteden beri bu işte bir terslik var diye düşünmüşümdür… Devamını okuyun…

1 SMS 5 YTL, 1923′e boş mesaj at, sen de bir fidan dik !

Mayıs 20, 2008 1 yorum

Yeşil Bir Türkiye İçin
Ağaçlandırma Seferberliğine
Sen de Katıl..


 

Ağaçlandırma Seferberliği Başladı!..
Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberliği yurt genelinde başlatıldı. Eylem planı kapsamında 5 yılda 2 milyon 300 hektarlık alanda erozyon kontrolü, ağaçlandırma ve ormanların iyileştirilmesi çalışmaları (rehabilitasyon) yürütülecektir.

 

Kampanyaya destek verecekler için;

SMS: 1923 (Tüm Operatörler için 1 SMS 1 Fidan: 5 YTL)

Hesap No: T.C. Ziraat Bankası, 1923

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı

Nelerden sorguya çekileceğiz ?

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

1-İftiralardan,Düzmece İddialardan
Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, mahiyetini bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, iftira etmekte olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz!16/Nahl-56
Kafirler, hem kendi günah yüklerini ve hem de bu yüklerin yanında başka birçok günah yüklerini taşıyacaklar ve kıyamet günü düzmece iddiaları konusunda kesinlikle sorguya çekileceklerdir.29/Ankebut-13


2-Yaptıklarımızdan
Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı; fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız.16/Nahl-93
O yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.21/Enbiya-23


3-Nimetlerden
Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.102/Tekasür-8


4-Kuran’dan
Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.43/Zuhruf-44


5-Allah’a Verilen Ahitten
Halbuki bundan evvel Allaha ahid vermişlerdi: arkalarını dönmeyeceklerdi, Allah’ın ahdi ise mes’uliyyetlidir, mutlak sorulur.33/Ahzab-15

Kuran Nesli

Kuran’a Abdestsiz Dokunmak

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Soru: Vakıa Suresi’nin 79. ayetinde bahsedilen dokunma nasıl bir dokunmadır. Kur’an’a abdestsiz dokunamazsınız diyenler bu ayeti delil gösteriyorlar. Ezbere ayet okuyabilirmişiz de onun yazılı olduğu kağıda dokunamazmışız. Bu nasıl bir anlayış kağıdı mı kutsuyoruz, ayeti mi ? Bunu gerçekten böyle mi anlamalıyız. ? Bu ayetin çerçevesinde olayı açıklar mısınız.?

Cevap: Vakıa Suresi’nin 79. ayeti söylendiği gibi Kur’an’a dokunmakla veya abdestli olmakla ilgili değildir.

Ayetin ifâde ettiği anlam, vahyi Hz.Muhammed’e kimlerin getirdiği ile ilgilidir.

Bu konuda müşrikler peygamberimizin cinlenmiş biri olduğunu (mecnun) ağzından çıkan bu hikmetli sözleri de ona cinlerin getirdiklerini söylüyorlardı.
Bu nedenle Allah:

“Biz Kur’an kovulmuş şeytanın sözü olamaz. O halde siz nereye gidiyorsunuz?” (81/25-26)

“Yıldızların battığı yerler üzerine yemin ederim ki bilirseniz bu büyük bir yemindir. Şüphesiz bu korunmuş kitapta bulunan şerefli bir Kur’ân dır. Ona ancak günah kirine bulaşmayan (Melekler) erişebilir. (ve Muhammed’e melekler getiriyor.) O alemlerin Rabbi’nden indirilmiştir. Şimdi siz bu sözümü küçümsüyorsunuz?” (56/75-81)

Cinlerin niçin bu kitaba erişemeyeceğini ise şu ayetler ifade etmektedir: Devamını okuyun…

Balığın Karnında Namaz! – Ahmet Baydar

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Kur’ân-ı Kerîm, Yunus (a.s) ın kıssasını üç bölümde tamamlar. Özet mahiyetindeki ilk bölüm Sâffât suresindedir. Burada, toplumuyla öfkeleştiği, risaletle görevlendirildiği yeri terk ettiği, kalkmak üzere olan bir gemiye kaçtığı, gemideki yolcuların çok kalabalık olduğu, başları dara düşünce aralarında kura çekildiği, kuranın ona isabet ettiği, ardından denize atıldığı, tam yaptıklarından pişman olduğu sırada tesbih ettiği, bunun üzerine bir balığın onu ağızlayıp sahile çıkardığı anlatılır:

“Eğer tesbih edenlerden olmasaydı, diriliş gününe kadar karnında bekleyecekti.” (Sâffât 37/143-144)

Bir peygamber, hatasından dönüp “tesbihe” sarılınca boğulmaktan kurtuluyor. Acaba müminler de sıkıntılı zamanlarında yaptıkları tesbih sayesinde, kendilerini maddi sıkıntılardan kurtarabilirler mi? (Yunus 10/103) Allah’ı “tesbih” etmekle boğulmaktan kurtulmak arasındaki bu ilişki nasıl izah edilebilir? Kıssadaki bu anlatımın altında acaba simgesel bir derinlik mi vardır? Yoksa elçiler ve müminler, vahye ihanet edecek olurlarsa sıkıntıya düşürülür, pişman olup tesbihe sarıldıklarında da kendi güçlerini aşan, hiç beklemedikleri bir vesile ile kurtarılırlar mı? Hz. Yunus’un başına gelenler, evrensel bir “kader” midir? Devamını okuyun…

Salavât getirmek salat etmek midir? – Ahmet Baydar

Nisan 28, 2008 1 yorum

İzleyen memur, amirine uymaktadır. İzleyen çocuk annesinden yardım istemektedir. Ama izleyen amir, memurunun sorunlarına eğilmekte, izleyen anne ise çocuğunu tehlikeden korumaktadır.

Yani astın üstü izlemesi ile üstün astı izlemesinde anlam, kuvvet ve işteşlik değişir. Fiiller çıkış yerlerine ve yönlerine göre anlam, ağırlık ve işteşlik imkanı kazanır.

Kur’ân’daki “Salat etme” fiili de böyledir. Kuşlar Allah’a, Melekler de Peygambere salat eder. Ancak Allah kuşlara, Peygamber de meleklere salat etmez. Allah, Peygamber ve müminler ise birbirlerine salat ederler:

“Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Ona salat edin.” (Ahzâb 33/56)

Bu ayetteki salât etmek, genelde Peygambere “salavat getirmek” şeklinde anlaşılmış, buna dayanılarak Allah’tan bir hacet isterken Peygambere salavat getirmeyi gerekli görenler olmuştur. Ancak bu, sahabe zamanında örneği bilinmeyen garip bir tevessül türüdür. Bundan daha garip olanı ise yine bu anlamdan doğan şu inançtır: “Hz. Peygambere salât, ibadetlerin en üstünüdür. Çünkü bunu bizzat Allah ve melekleri de üstlenmiştir.” (Nakleden, Kurtubî)

Son zamanlarda, salat sözcüğüne hemen herkes istediği anlamı veriyor. Dilediği yere çekiyor. Bu tür çalışmaların saikleri üzerine söylenmesi gereken çok şey var. Ancak bu, başka bir yazı dizisinin konusu. Devamını okuyun…

“Salât”ı zayi etmeyin! – Ahmet Baydar

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

İlk müfessirlerden kimileri, vahiy bağlamında zikredilen bazı “salât”ların Kur’ân demek olduğunu açıkça beyan etmişlerdir. (İsrâ 17/107-110, Ankebût 29/45, Bkz. Taberî)

Bu ayetlerde Kur’ân yerine salât denmiş olmasının sebebi ise, izlenmesi gereken özelliğini öne çıkarmaktır. Aslında bu, tıpkı kuşların kevni vahyi izlemelerine salât denmiş olması gibi, nebevi vahyi izlemeye de salât demekten ibarettir.

Meselenin daha iyi anlaşılması için vahyin, Kitab, zikir ve Kur’ân” yakınlaştıran, bunlara bir de salâtı ekleyen ve hatta birini diğerinin yerine kullanan genel üslubunu hatırlamak yeterlidir.

Çünkü dinde izlenmesi gereken elçiler olsa da, onların da izlediği vardır ve bu sadece vahiydir. Zikir, kitap, ilim, hüda, sebil, din ve millet de bu cümledendir. (En’âm 6/50, Mü’minûn 23/71, Kasas 28/49, Bakara 2/38,120, Ra’d 13/37, Gâfir 40/7, Âl-i İmrân 3/73, Nisâ 4/125) Devamını okuyun…

İyiliğin Pusulası: Zekat, İnfak

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Kuran’da kendisine yeterince atıf yapılıp gündeme getirilmesine rağmen insanların gündeminde bir türlü yer alamayan bir ibadettir zekat…

İnsanı, Allah’tan gayrısından vaz geçmeye teşvik eden, bunu öğreten zekat…

Din direği / temeli deyince insanların çoğunun aklına şu gelir: “Namaz dinin direğidir”

Namaz dinin direğidir de zekat dinin neyidir ?

Zekat; ne şekilsel, bilinmeyen söz dizilerinde kurgulanmış namaz dininde,
ne de başörtüsü dininde kendine hak ettiği yeri bulamamıştır.

Hatta Kuran’a yönelme çabasında olanların da gündeminde Kuran’daki yerini bulamamıştır.

Namaz, kişiyi ihya eder. Topluma katkısı ise ihya edilmiş kişi üzerinden olması nedeniyle ancak dolaylı yoldan olabilmektedir. Ama zekat, hem kişiyi hem de toplumu doğrudan ihya eder.

“En sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça asla iyiliğe ermiş olmazsınız” diyor Allah…

Ne bir oran söylemiş, ne de “hangi şeylerin sevilmekte olduğunu” …

Çok sevdiği oğlunu dahi harcamaya azmeden bir Peygamberi de övdükçe övmüş…

Mutlak iyiliğe ermek isteyenlere de, ihtiyaç fazlasını harcamayı tavsiye buyurmuş… Devamını okuyun…

ÖNCELİKLER ÇATIŞMASI

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Her insanın hayatında, davranışlarında, söylediklerinde öne çıkan şeyler onun öncelikleridir. Kimi şeyler vardır, olsa da olur olmasa da… Ama bazı şeyler onun için olmazsa olmazlardır.

İnsanların önceliklerinin olması gibi Allah’ın da öncelikleri vardır. Allah’ın önceliklerini de ancak Kuran’dan öğrenebiliriz.

Kuran altıbin altıyüz küsur ayetinde neyden bahsediyor ? Neyi emredip, neyden sakındırıyor ? Hangi konuları üstüne basa basa vurguluyor yahut hangi konulara üzerinde fazlaca durmadan değinip geçiyor ?

Kuran öncelikler hususunda, ilginç veriler sunar. Mesela, Ashab-ı Kehf’in kaç kişi olduğu hususunda Yahudilerin giriştiği münakaşayı eleştirir. Bunu gaybı taşlamak olarak nitelendirir. Normalde bizlerin tarihi bir merak içerisinde öncelediğimiz şeylere hiç değinmez. Hz. İbrahim’le tartışmaya girişen kişinin adını vermez. Ama biz, Tevrat’tan, Hadislerden onu Nemrut diye tanırız. Bu hadiseyi anarken, anlatırken Nemrut adı ağzımızdan dökülür. Halbuki, onun kim olduğu çok önemli olsa idi elbette Allah onu ismiyle vasıflandırırdı. Devamını okuyun…

Kuran Devrimi… Uydurulmuş dinden, Kuran dinine…

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Bu gün günlerden Pazar… Oturduğum binada iki üç kat yukarıda bir ölünün ardından mevlüt okunuyor. Bir hoparlör, hoparlöre rağmen bağıran bir imam, bu gün için kapanmış gözü yaşlı insanlar…

İnsanlar…

İnsanlar, dinde asla yeri olmayan bir ayin için bir “din adamı” önderliğinde toplanmışlar…

Rablerinden, dinde yeri olmayan bir usulle, dinde yeri olmayan bir şeyi talep ediyorlar…

Kuran, Mevlüt aralarına anlaşılmamak için Arapça olarak sıkıştırılmış… Hatta, dualarının dahi önemli bir kısmı Arapça… İnsanlar, Rablerinden telafuzunu dahi bilmedikleri bir şeyi talep ediyorlar… Devamını okuyun…

Kadir Gecesi Okumaları – Mustafa İslamoğlu

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Bir gece düşünün ki, bir ömre bedel olsun. Kadir gecesi, işte böyle tarif ediliyor Kadr suresinde. “Bin aydan hayırlı” demenin bir başka ifade şekli de “bir ömre bedel” demektir. Zira bin ay 83 yıl eder. Ama “bir ömre bedel” yerine “bin aydan hayırlı” denilmesi, 1000 rakamının tedai ettirdiği zengin çağrışım olsa gerek. Zira vahiy bin rakamını, hemen her yerde kinaye olarak kullanır. Bu bağlamda, “aklınıza gelebilecek en uzun süreli ömür” çağrışımı taşısa gerektir.

Bunu teyit eden bir ibare de, Duhan 3’te bu geceden “mübarek bir gece” olarak söz edilmesidir. Mübarek, yani “bereketli kılınmış”. Bu öyle bir ilahi bereket ki, onu ifade etmede dil bile yetersiz kalmakta, mecaz devreye girmektedir.

“Mübarek” kelimesi ism-i mef’uldür; özneye değil, nesneye tekabül eder. Bunun anlamı şudur: Kadir gecesinin kadr ü kıymeti, değer ve bereketi kendisinden değil, kendi dışından kaynaklanır. Onun özünde “bulunan” değil, ona “verilen/yüklenen” bir şeydir.

Peki, Kadir gecesini “değer yükleyen” unsur nedir? Devamını okuyun…

Şirk

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

- İktibas Dergisi - Sayı 303 Mart 2004


Kur’an’ın en önemli ve aynı zamanda çetrefil anahtar kavramlarından biri de hiç şüphesiz ‘şirk’tir. Çetrefildir, zira şirk daima kendisini tevhidden bir perde ile gizlemesini bilmekte, kendisini olabildiğince ‘hak’ suretinde göstermektedir. Bir başka adlandırmayla şirk koşanlar, bir biçimde dinle ilintili insanlardır. Bunlar ‘dinsiz’ değil, ‘dindar’ insanlardır. Allah’a inanma iddiasında olan ‘dindarlar’ ancak şirk koşmaktadırlar. İşte şirkin çetrefilliği buradan kaynaklanmaktadır. Peygamberlerin, müşrik/kafir kavimlerine tevhîdi anlatmak, şirkle tevhîdin farkını kavratabilmek için verdikleri mücadele, kastettiğimiz bu çetrefilliği yeteri kadar izah etmektedir.

Arap dilinde şe-ri-ke fiili bir şeyi paylaşmak, bölüşmek, ortağı olmak, ortaklaşa kullanmak anlamına gelmektedir. Bir kimsenin ortağına, hissedarına ‘şerîk’ denmektedir. Çoğulu ‘şurekâ’dır. Kur’an’da miras hukuku anlatılırken ‘şurekâ’ kelimesi tam olarak ‘ortaklar’ anlamında kullanılır. (4/Nisa, 12). ‘Şâ-re-ke’ fiili, aralarında ortaklık oldu, ortaklaştılar demektir. ‘Eş-ra-ke’, birini kendi işine ortak yaptı, pay/hisse verdi demektir. Kur’an’da bu fiil kullanılır ve şöyle denilir: “Allah kendi hükmünde hiç kimseyi ortak etmez (lâ-yüşrik).” (18/Kehf, 26). ‘İştirak’, bir ortaklığa katılmak, katılım demektir. Bu fiilin emir kipi olan ‘eşrik’, Kur’an’da sözlük anlamında kullanılır: Musa (a.s) Firavun ve kavmine tebliğ göreviyle görevlendirildiğinde Rabbi’nden, bazı taleplerle birlikte kardeşi Harun’u da kendisine yardımcı olarak görevlendirmesini ister ve şöyle der: “Onu işime ortak kıl.” (ve eşrik-hu fî-emrî) (20/Taha, 32). Devamını okuyun…

Beraat Gecesi Hakkında – Mustafa İslamoğlu

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

İtikad ve Amelde Metod

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

İnanmak ve Yaşamak – Ercümend Özkan

İ’tikad, akade kökünden türeme olup düğümlenip kalma, bir şeye bağlanma, bilerek inanma, aklen ve kalben tasdik etme anlamına kullanılmaktadır. İslam’da i’tikad Allah ile kulun yaptığı akitleşmedir. İtikad denildiğinde akdin konusuna giren hususlar mevzu behistir. Akdin taraflan söz konusudur. Akde riayet söz konusudur. Akdi bozmanın sonuçları söz konusudur.

Allah ile kul arasında yapılan akdin konusu Allah’a teslimiyettir. Bu teslimiyet aklen kabul ve kalben tasdik edilecek ve yalnızca inanca tealluk eden şeyler bilinecek ve kesin surette bunlara inanılacaktır. Bunun kapsamına giren şeylere akide (üzerinde akid yapılan şeylerin tümü) diyoruz. Akide dünya hayatı hakkında toplu bir görüştür. İnsan, hayat ve kainat hakkındaki düşüncelerin toplamıdır. Bunun mutlaka kesinlik ifade etmesi, tereddüte yer bırakılmaması gerekir. “Ortak koşanlar diyecekler ki”: “Allah isteseydi ne biz, ne de babalarımız ortak koşmazdık, bir şeyi haram yapmazdık.” Onlardan önce yalanlayanlar da öyle demişlerdi de nihayet azabımızı tadmışlardı. De ki: “Yanınızda bize çıkaracağınız bir bilgi var mı? Siz sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz.” (6/148). Zanna uymanın saçmalama olduğuna değinen Allahu Teala bir şeyi iddia edenlerin yanlarında Allah katından bir delil (bilgi)in bulunması gerektiğini söylüyor. Böyle bir delile sahip bulunmayanların iddialarının havada kalacağını, saçmalık olacağını, zira zanna uymanın bu sonuçları doğuracağını belirtiyor. Devamını okuyun…

Soytarılık, riya nedir ?

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Teknolojik ibadet dönemi

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

(İnternetHaber)Tespih çeken zikirmatik, dua öğreten laptop, hatim indiren hatimmatik…

Tespih çekmeye yarayan zikirmatik, dua öğreten laptop, kıbleyi gösteren pusula, ezan okuyan saat ve hatim indiren elektronik hatimmatik, geleneksel ibadet yöntemlerini tarihe karıştırdı. Dini ibadetleri kolaylaştıran yeni elektronik aletlerin satışı özellikle son 2 yılda hızla artarken, tespih ve Namaz Hocası kitabı gibi geleneksel ibadet gereksinimlerinin satışında düşüş yaşandı.

Konya’daki, Ravza Hac Malzemeleri Satış Merkezi Sahibi Mehmet Sait Şimşek, geleneksel ibadet yöntemlerinin yavaş yavaş unutulmaya yüz tuttuğunu, yeni elektronik cihazların ise özellikle yaşlıların işini kolaylaştırdığı için tercih edilmeye başlandığını söyledi. Devamını okuyun…

Allah’ın emri; “Çelişkisiz ve delile dayalı bilgiye tabi olmak”

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Allah şöyle buyurmuştur;

“(Dişi ve erkek olarak) sekiz eş yarattı: Koyundan iki, keçiden iki… De ki: O, bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram etti? Eğer doğru iseniz bana ilimle söyleyin.” (Enam,143)


“Deveden de iki, sığırdan da iki (yarattı.) De ki: O bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı? Yoksa Allah’ın size böyle vasiyet ettiğine şahit mi oldunuz? Bilgisizce insanları saptırmak için Allah’a karşı yalan uydurandan kim daha zalimdir! Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Enam,144)

Koyu harfle yazılı kısımlar hadis dinin delilidir diyenler için bir anlam ifade ediyor mu?

Bu soru, yani, “Peygamberiniz böyle söylerken sizler şahit mi idiniz ?” sorusu; onların “sahihtir” dediği şeyler için onlara sorulduğunda ne cevap verecekler ?

İnsan şöyle bir soru sorabilir:

“İyi ama ben Kuran’ın indirildiğine de şahit olmadım. Peki bu nasıl olacak?”

Buna da Allah cevap vermiştir:

“Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın.” (Bakara,23)

Bir cevap daha;

“Hâla Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.” (Nisa,82)

Bu nedenle; Haniflik, en kısa tanımı ile her türlü çelişki ve dayanaksız bilgiden arınmaktır.

İşin özet ve net anlatımı budur.

Bazı vakitlerde namaza sınırlama getiren rivayetler Kuran’a aykırıdır

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Soru: Güneş doğarken namaz kılmak mekruhtur diye biliyoruz. Bununu sebebinin de çok eski çağlarda insanların, yaşam üzerindeki olumlu etkisinden dolayı güneşi bir tanrı olarak algılamaları, o zaman bunun bir tabiat olayı olduğu bilinmediği için güneşin her doğuşu esnasında minnet duygularını ifade etmek için insanların güneşe tapınmaları olduğu söyleniyor. Böyle yanlış şeylerin meydana gelmemesi için de güneş doğarken namaz kılmanın mekruh olduğunu duymuştum. Eğer sebep bu ise Allah’ın birliğine, ahirete, meleklerine ve peygamberlerine inanan ve güneşin doğmasının bir tabiat olayı olduğunun bilincine varan münevver bir Müslüman’ın tam namaz kılarken güneşin doğması, batması ve buna benzer tabiat olaylarını da yanlış bir şekilde algılamasının mümkün olmayacağını düşünüyorum. Ben sabah namazımı kılarken “acaba güneş şu an doğmakta mı? Ya namaza durduktan sonra doğmaya başlarsa?” diye düşünüyorum. Yani bu konuda tereddütlerim oluyor. Bazen sabah namazı güneşin tam doğuşuna denk gelebiliyor. Burada önemli olan niyet mi? İslâmiyet’te pek çok şeyi bir mantıkla izah etmek mümkün olduğuna göre acaba yanlış mı düşünüyorum? (Erhan Merdioğlu)

Abdullah İbn Ömer’e dayandırılan rivayet
Cevap: Sabah namazının ve ikindi namazının farzı kılındıktan sonra yani güneş doğarken, batarken, bir de öğle vakti güneşin tam ufkun ortasına geldiği zaman nafile namaz kılmanın mekruh olduğunu belirten bazı rivayetler vardır. Şeyh Alî Nâsıf, et-Tâ-cu’l-Câmi’u li’l-Usûl fî Ahâdîsi’r-Resul adlı eserinde bu rivayetleri toplamıştır. Abdullah İbn Abbas’a dayandırılan bir rivayete göre Hz. Peygamber, sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar, ikindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar (nafile) namaz kılmaktan men etmiştir.

Abdullah İbn Ömer’e dayandırılan bir rivayete göre de Peygamber şöyle demiştir: “Güneş doğarken, batarken namaz kılmaya çalışmayınız. Çünkü güneş, şeytanın iki boynuzu üzerine doğup batar.” Bir başka rivayette de “Güneşin kaşı görününce, güneş yükselinceye dek namazı erteleyin, güneşin kaşı kaybolunca, tam batıncaya kadar namazı erteleyin” denilmektedir (Seyhan ve Nesâî). Amr ibn Abse ise şöyle demiş: “Ey Allah’ın Elçisi, dedim, gecenin hangi vaktinde namaz ve dua daha çok işitilir (kabul edilir)? Buyurdu ki: Gece ortasının sonları. O zaman, dilediğin kadar namaz kıl çünkü o vakitte kılınan namaz meşhuddur, mektuptur (melekler o namaza tanık olurlar, onu yazarlar, o namaz gerçekten kılınacak, kabul edilecek namazdır). Devamını okuyun…

Mustafa İslamoğlu (Haram – Nehiy)

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Allah dualara nasıl icabet eder ?

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

“Bana dua edince Ben , o dua edenin duasına icabet ederim . Öyleyse onlar da Benim davetime icâbet etsinler ve Bana iman etsinler ki , doğru yola ulaşmış olsunlar.” (Bakara 186)

Rabbimizden bizi dosdoğru yola iletmesini istiyoruz .

Rabbimiz de bize , Kitab gönderdiğini ve hayır / şer olarak iki yolu açıkladığını bildiriyor .

İnsanların duası:

“Bizi dosdoğru yola ilet.” (Fatiha 6)

Allah’ın cevabı:

“Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap’ tır.” (Bakara 2)

“Biz ona “ iki yol – iki amaç ” gösterdik.” (Beled 10) Devamını okuyun…

Kuran okumak için abdest alma şartı var mı?

Nisan 28, 2008 1 yorum

Bir okurum, “Kurân-ı Kerîmi okurken abdest almaya gerek var mı diye soruyor. Kurân’da abdest alma emri sadece namaz hakkındadır. Kurân okumak için abdest almak gerekmez. Çünkü Kurân’ın hiçbir yerinde böyle bir emir yoktur. Vakıa Suresi’nin “O, elbette değerli bir Kurân’dır, saklı bir kitaptadır. Ki ona temizlerden başkası dokunmaz” mealindeki 77 ve 79.uncu ayetlerin yanlış yorumlanmasından ötürü Kurân okurken abdest alma anlayışı egemen kılınmıştır. Oysa bu ayetlerde kastedilen kitap, Kurân değil, Kurân’ın ana kaynağı olan ve Allah katında bulunan Ana Kitap’tır. Yahut Hz. Musa’ya verilen ve kitap ehli tarafından özenle saklanan ilahi kitaptır. El-Mutahherun, tertemizler anlamına geldiği gibi sünnetliler anlamına da gelir. Eğer kitap ile kasıt Allah katındaki Levh-i Mahfuz denilen Ana Kitap ise ona dokunan tertemizler yüce, soyut ruhlardan ibaret olan meleklerdir. Zaten insanların o Ana Kitap’a dokunması mümkün değildir. Devamını okuyun…

Ramazan’da tok tutan yiyecekler

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

(Sonsayfa) Ramazan kapıya dayanınca, gazetelerde yazı başlığında olduğu türden haberler görünce ister istemez önce bir tebessüm ediyor insan. Ardından da acaba nelermiş diye göz atmadan geçemiyor. Hani Bektaşi’nin, “11 mübarek ay nasıl da çarçabuk geçip gitti…” demesi gibi…

Tokluk hissini uzun zaman hissetmek için şunları öneriyor uzmanlar…

Öncelikle karbonhidratlı yiyecekler. Bilindiği gibi karbonhidratlar kepek, buğday gibi tahıl ürünlerinde, sebze ve meyvelerde bulunur. İçlerinde bulunan lifler, sindirim sistemini harekete geçirir. Ayrıca bu besinler insanı tok tutarak açlık hissini engeller. Demek ki Anadolu’daki ramazan kültüründe ramazan öncesi hazırlıklar yapılırken, onun için hamur işi besinler hazırlıyormuş analarımız… Bilimin yeni farkına vardığını, onlar yüzlerce sene öncesinden tespit etmişler. Devamını okuyun…

Orucu Sigarayla Açmayın

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

(HaberAlemi) Uzmanlar, ramazanda tutulan oruç nedeniyle gün boyu nikotin almayan vücuda, iftarla birlikte üst üste yakılan sigarayla nikotin yüklenmesinin vücutta ‘balyoz’ etkisi yarattığına dikkat çekerek riskleri sıralıyor…

Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Klinik Şefi Doç. Dr. Sedat Demir, iftarı sigara ile açan aşırı tiryakilerin bulunduğunu, önemli bölümünün de iftarı açtıktan hemen sonra gün boyu nikotinsiz kalmanın acısını çıkarırcasına üst üste sigara içtiğini kaydederek, “Gün boyu nikotin almayan vücuda yapılan nikotin yüklemesi ‘balyoz’ etkisi meydana getiriyor. Çünkü, gün boyu aç kalan vücutta kan şekeri önemli ölçüde düşüyor, bunun üzerine bir de hızla verilen nikotin ve diğer zararlı maddeler eklenince sert bir cisimle vurulmuş gibi baş dönmesine neden oluyor” dedi. Devamını okuyun…

Altın Yüzük Takmak Haram mıdır?

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Soru: Soru-Cevaplar bölümünde erkeklerin altın yüzük takmalarının Haram olmadığını yazmışsınız. Halbuki erkeklere altının haram olduğu konusunda birçok hadis var. Bu hadislere dayanan ulemanın büyük bir çoğunluğu da erkeklerin altın yüzük takmalarının haram olduğunu belirtmiştir. Siz hangi delile dayanarak erkeklerin altın yüzük takmasının haram olmadığını iddia ediyorsunuz?

Altın yüzük takmak haram değildir.

Kur’an merkezli olmayan bazı hadislerde, altın takmanın haram olduğu rivayet edilmiştir. Tarihi süreçte, rey ehliyle yapmış olduğu mücadeleyi kazanan hadis ehli; madalyonun iki yüzünden birisini (ki bu yönü tamamıyla Kur’an’a aykırıdır.) kitlelere “din” diye sunmuştur. Hadis ehlinin tekfire kadar varan iftira kampanyasından çekinen ve kendilerini Ebu Hanife’ye nispet eden bazı alimlerde zaman içerisinde şafileşmekten kurtulamamıştır. İtham ve iftiralardan çekinerek meydanı hadisçi kesime bırakan Hanefilerin pasiflikleri yüzünden zaman içerisinde Ebu Hanife ve İmam Malik gibi alimlerin görüşlerine uymayan isnad eksenli Şafi hadis usulü, sünni kesimin hakim hadis usulü haline dönüştürülmüştür. Devamını okuyun…

Kuran başka bir dilde okunabilir mi ?

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Dinin dili olur mu? Dinin dili olur ise öbür diller neden var? Dinin dili olmaz ise Kur’an’ı Kerim neden tam metniyle Türkçe’ye veya başka bir dile çevrilemiyor. Kur’an’ın Arapça inmesi ve şimdi başka dillere tercüme edilirken Arapça harflerin tam olarak tercüme edilememesi dinin Arapça olduğu anlamına gelmez mi?’ diyorsunuz.

Kur’an, Müslümanların bağlı oldukları dinin kitabıdır. Yani, kuralları Allah tarafından belirlenen dinin kitabı. Bu yönüyle, yani kaynak itibariyle din Allah’a aittir. Dil’in dayandığı kaynak ise insandır. Kaynakları farklı olan iki ayrı şey’le karşı karşıyayız. Böyle oluncada dil, dine ait olmayıp, insanın sahip olduğu bir şeydir. Dil, çeşit çeşit olma ve değişken bir özelliğe sahipken; dinin (vahyin) böyle bir özelliği yoktur. Ve dil, dinden ayrı olarak, dinin dışında da vardır. Yani, dil, dinle sınırlı değildir. Yarattığı kuluna kelimeleri öğreten; ona, eşyayı tanıma, algılama ve anlamlandırma gücünü veren Allah; dilleri çeşit çeşit ve farklı farklı kılmıştır. Devamını okuyun…