Arşiv

Archive for the ‘Mezhepler’ Category

1 SMS 5 YTL, 1923′e boş mesaj at, sen de bir fidan dik !

Mayıs 20, 2008 1 yorum

Yeşil Bir Türkiye İçin
Ağaçlandırma Seferberliğine
Sen de Katıl..


 

Ağaçlandırma Seferberliği Başladı!..
Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberliği yurt genelinde başlatıldı. Eylem planı kapsamında 5 yılda 2 milyon 300 hektarlık alanda erozyon kontrolü, ağaçlandırma ve ormanların iyileştirilmesi çalışmaları (rehabilitasyon) yürütülecektir.

 

Kampanyaya destek verecekler için;

SMS: 1923 (Tüm Operatörler için 1 SMS 1 Fidan: 5 YTL)

Hesap No: T.C. Ziraat Bankası, 1923

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı

Nelerden sorguya çekileceğiz ?

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

1-İftiralardan,Düzmece İddialardan
Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, mahiyetini bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, iftira etmekte olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz!16/Nahl-56
Kafirler, hem kendi günah yüklerini ve hem de bu yüklerin yanında başka birçok günah yüklerini taşıyacaklar ve kıyamet günü düzmece iddiaları konusunda kesinlikle sorguya çekileceklerdir.29/Ankebut-13


2-Yaptıklarımızdan
Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı; fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız.16/Nahl-93
O yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.21/Enbiya-23


3-Nimetlerden
Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.102/Tekasür-8


4-Kuran’dan
Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.43/Zuhruf-44


5-Allah’a Verilen Ahitten
Halbuki bundan evvel Allaha ahid vermişlerdi: arkalarını dönmeyeceklerdi, Allah’ın ahdi ise mes’uliyyetlidir, mutlak sorulur.33/Ahzab-15

Kuran Nesli

Kuran’a Abdestsiz Dokunmak

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Soru: Vakıa Suresi’nin 79. ayetinde bahsedilen dokunma nasıl bir dokunmadır. Kur’an’a abdestsiz dokunamazsınız diyenler bu ayeti delil gösteriyorlar. Ezbere ayet okuyabilirmişiz de onun yazılı olduğu kağıda dokunamazmışız. Bu nasıl bir anlayış kağıdı mı kutsuyoruz, ayeti mi ? Bunu gerçekten böyle mi anlamalıyız. ? Bu ayetin çerçevesinde olayı açıklar mısınız.?

Cevap: Vakıa Suresi’nin 79. ayeti söylendiği gibi Kur’an’a dokunmakla veya abdestli olmakla ilgili değildir.

Ayetin ifâde ettiği anlam, vahyi Hz.Muhammed’e kimlerin getirdiği ile ilgilidir.

Bu konuda müşrikler peygamberimizin cinlenmiş biri olduğunu (mecnun) ağzından çıkan bu hikmetli sözleri de ona cinlerin getirdiklerini söylüyorlardı.
Bu nedenle Allah:

“Biz Kur’an kovulmuş şeytanın sözü olamaz. O halde siz nereye gidiyorsunuz?” (81/25-26)

“Yıldızların battığı yerler üzerine yemin ederim ki bilirseniz bu büyük bir yemindir. Şüphesiz bu korunmuş kitapta bulunan şerefli bir Kur’ân dır. Ona ancak günah kirine bulaşmayan (Melekler) erişebilir. (ve Muhammed’e melekler getiriyor.) O alemlerin Rabbi’nden indirilmiştir. Şimdi siz bu sözümü küçümsüyorsunuz?” (56/75-81)

Cinlerin niçin bu kitaba erişemeyeceğini ise şu ayetler ifade etmektedir: Devamını okuyun…

Balığın Karnında Namaz! – Ahmet Baydar

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Kur’ân-ı Kerîm, Yunus (a.s) ın kıssasını üç bölümde tamamlar. Özet mahiyetindeki ilk bölüm Sâffât suresindedir. Burada, toplumuyla öfkeleştiği, risaletle görevlendirildiği yeri terk ettiği, kalkmak üzere olan bir gemiye kaçtığı, gemideki yolcuların çok kalabalık olduğu, başları dara düşünce aralarında kura çekildiği, kuranın ona isabet ettiği, ardından denize atıldığı, tam yaptıklarından pişman olduğu sırada tesbih ettiği, bunun üzerine bir balığın onu ağızlayıp sahile çıkardığı anlatılır:

“Eğer tesbih edenlerden olmasaydı, diriliş gününe kadar karnında bekleyecekti.” (Sâffât 37/143-144)

Bir peygamber, hatasından dönüp “tesbihe” sarılınca boğulmaktan kurtuluyor. Acaba müminler de sıkıntılı zamanlarında yaptıkları tesbih sayesinde, kendilerini maddi sıkıntılardan kurtarabilirler mi? (Yunus 10/103) Allah’ı “tesbih” etmekle boğulmaktan kurtulmak arasındaki bu ilişki nasıl izah edilebilir? Kıssadaki bu anlatımın altında acaba simgesel bir derinlik mi vardır? Yoksa elçiler ve müminler, vahye ihanet edecek olurlarsa sıkıntıya düşürülür, pişman olup tesbihe sarıldıklarında da kendi güçlerini aşan, hiç beklemedikleri bir vesile ile kurtarılırlar mı? Hz. Yunus’un başına gelenler, evrensel bir “kader” midir? Devamını okuyun…

Salavât getirmek salat etmek midir? – Ahmet Baydar

Nisan 28, 2008 1 yorum

İzleyen memur, amirine uymaktadır. İzleyen çocuk annesinden yardım istemektedir. Ama izleyen amir, memurunun sorunlarına eğilmekte, izleyen anne ise çocuğunu tehlikeden korumaktadır.

Yani astın üstü izlemesi ile üstün astı izlemesinde anlam, kuvvet ve işteşlik değişir. Fiiller çıkış yerlerine ve yönlerine göre anlam, ağırlık ve işteşlik imkanı kazanır.

Kur’ân’daki “Salat etme” fiili de böyledir. Kuşlar Allah’a, Melekler de Peygambere salat eder. Ancak Allah kuşlara, Peygamber de meleklere salat etmez. Allah, Peygamber ve müminler ise birbirlerine salat ederler:

“Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Ona salat edin.” (Ahzâb 33/56)

Bu ayetteki salât etmek, genelde Peygambere “salavat getirmek” şeklinde anlaşılmış, buna dayanılarak Allah’tan bir hacet isterken Peygambere salavat getirmeyi gerekli görenler olmuştur. Ancak bu, sahabe zamanında örneği bilinmeyen garip bir tevessül türüdür. Bundan daha garip olanı ise yine bu anlamdan doğan şu inançtır: “Hz. Peygambere salât, ibadetlerin en üstünüdür. Çünkü bunu bizzat Allah ve melekleri de üstlenmiştir.” (Nakleden, Kurtubî)

Son zamanlarda, salat sözcüğüne hemen herkes istediği anlamı veriyor. Dilediği yere çekiyor. Bu tür çalışmaların saikleri üzerine söylenmesi gereken çok şey var. Ancak bu, başka bir yazı dizisinin konusu. Devamını okuyun…

“Salât”ı zayi etmeyin! – Ahmet Baydar

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

İlk müfessirlerden kimileri, vahiy bağlamında zikredilen bazı “salât”ların Kur’ân demek olduğunu açıkça beyan etmişlerdir. (İsrâ 17/107-110, Ankebût 29/45, Bkz. Taberî)

Bu ayetlerde Kur’ân yerine salât denmiş olmasının sebebi ise, izlenmesi gereken özelliğini öne çıkarmaktır. Aslında bu, tıpkı kuşların kevni vahyi izlemelerine salât denmiş olması gibi, nebevi vahyi izlemeye de salât demekten ibarettir.

Meselenin daha iyi anlaşılması için vahyin, Kitab, zikir ve Kur’ân” yakınlaştıran, bunlara bir de salâtı ekleyen ve hatta birini diğerinin yerine kullanan genel üslubunu hatırlamak yeterlidir.

Çünkü dinde izlenmesi gereken elçiler olsa da, onların da izlediği vardır ve bu sadece vahiydir. Zikir, kitap, ilim, hüda, sebil, din ve millet de bu cümledendir. (En’âm 6/50, Mü’minûn 23/71, Kasas 28/49, Bakara 2/38,120, Ra’d 13/37, Gâfir 40/7, Âl-i İmrân 3/73, Nisâ 4/125) Devamını okuyun…

Bir Ayet Bir Yorum veya Kur’an’ı Anlamanın İmkanı

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Kur’ân-ı Kerim müslümanlar için hem bilim hem de iman objesi; müslüman olmayanlar için ise bilgi objesidir. Kendisini İslâm kimliği içerisinde gören bir ferdin, gerek fizik gerekse metafizik sahaya ilişkin epistomolojisini Kur’ân’a dayandırmadan oluşturmaya çalışması ancak anakronizm, paradoks veya patoloji gibi ödünç kelimelerle izah edilebilir bir nitelik arzetmektedir. Peki aradan geçen bu kadar asırdan sonra; dil, anlayış, algılayış ve her şeyden daha önemlisi dünya neredeyse tamamen değiştikten sonra; bugün yediden yetmişe bütün müslümanlar olarak bizim, Kur’ân’ı anlamamız veya Kur’ân’dan yararlanmamız mümkün müdür?

Bu soruya verilecek hazır cevaplar olduğunu bilmiyorum zannedilmesin. Neredeyse herkes, “Tabîî ki, alimler ilmî seviyelerine göre; halk da alimlerin açıklamalarına göre Kur’ân’ı anlarlar.” diyecektir. Keşke her şey temennilere göre gerçekleşse ama bu cevabın acele ile olmasa da fazla iyimserlikle verildiğini şu ayeti tahlil ederken hep birlikte göreceğiz. “İnananların hepsi toptan sefere çıkacak değillerdi. Ama her kabileden bir cemaatin dini iyice öğrenmeleri ve dönüp kavimlerine geldiklerinde, sakınmaları umuduyla onları uyarmaları için sefere çıkmaları gerekmez miydi?” Tevbe suresindeki bu ayetle ilgili olarak Süleyman Ateş bakınız neler söylüyor: Devamını okuyun…

Hadislerin Kuran’a arz edilmesi – Mustafa İslamoğlu

Nisan 28, 2008 1 yorum

Bütün hadis rivayetleri uydurma mıdır ?

Nisan 28, 2008 2 yorum

Bazı kimseler bizlerin hadislerin tümünü toptan ve peşinen İNKAR EDİP, UYDURMA olduğuna inandığımızı zannediyorlar.

Hadis kitaplarındaki rivayetlerin tümü uydurmadır diye bir hükmümüz, yargımız, görüşümüz yoktur.

Fakat şöyle bir görüşümüz vardır:

Hadis kitaplarındaki bir takım çelişkili / Kuran’a apaçık aykırı rivayetler nedeni ile bütün rivayetler ŞÜPHELİDİR.

Dikkat ediniz ! Hepsi uydurmadır demiyoruz. Hepsi ŞÜPHELİDİR.

Ne şüphesi ? Bunu gerçekten Peygamberimiz söylemiş de olabilir, şöylememiş te olabilir.

Mesela, bir ravi düşünün, bir rivayeti var. Bakıyorsun rivayet ettiği hadis diğer ravilerin rivayetleriyle yahut Kuran’la apaçık bir çelişki içerisinde… Şimdi bu raviden rivayet edilen bütün sözler sırf bu rivayeti nedeni ile şüpheli hale gelir.

Yine bir hadis bilgininin “sahih” diye derlediği kitabında bu türden şeylerle karşılaşılırsa, o ravinin “sahih” dediği tüm rivayetler bizim için ŞÜPHELİ hale gelir. Yani sahih olabilir de olmayabilir de…

Burada önemli olan husus şudur: Devamını okuyun…

Neye niyet, neye kısmet ! – Oğuz BAKAR

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

“Rabbim benden nasıl bir kul olmamı istiyor ?” sorusuna cevap bulmak için , Kur’an’ın anlamını okuyordum ki ; “Hadisler olmadan Kur’an anlaşılmaz” dediler . Yalnızca Kur’an’a bakarak yaşamaya kalkarsam sapıtırmışım ; karanlıklardan aydınlığa çıkaran ve dosdoğru yola ileten âyetlerle hem de …

Hadisleri okuyordum , “Hadislerin nesh edileni var , zayıfı var , uydurması var ; bunların kullanılış yerlerini öğrenmen için sen en iyisi bir mezheb imamına tâbi ol” dediler.

Her ne kadar , hadis imamı Buhari ; mezheb imamı Ebu Hanife’yi rivâyetçi olarak güvenilir kabul etmese de “İmam-ı Azam’ın 5 eseri“adlı kitabını okuyordum . Çünkü o , çağının zalim melikinin kadılık görev teklifini ,zulme bulaşma endişesinden dolayı reddetmiş ve bu yüzden zindanda şehid edilmişti . Ebu Hanife’nin talebelerinden biri ise kadılık görevini kabul ediyordu . Nasreddin Hoca fıkrası gibi , o da haklıydı.

“Sen o yüce şahsın kitabını anlayamazsın , Aliyyul Kâri’nin yaptığı şerhini oku” diyerek bir başka boyuta geçmeye iknâ ediyorlardı bu defa.

Mezheb imamı Şafii , Kur’an âyetlerinin hadisle nasıl iptal edileceğini öğretirken ; diğer bir mezheb imamı Ahmed bin Hanbel de , Kur’an’ın sünnete değil , sünnetin Kur’an’a hâkim olduğundan bahsediyordu . Allah’ın sözlerini kim iptal edebilirdi ki ? “Nâsih mensuh âyetler” diyerek bu ilmî kılıflı zulmü yapanlar , Kur’an’ı terk edilmiş bırakanlardan olmuyor muydu acaba ? Devamını okuyun…

ÖNCELİKLER ÇATIŞMASI

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Her insanın hayatında, davranışlarında, söylediklerinde öne çıkan şeyler onun öncelikleridir. Kimi şeyler vardır, olsa da olur olmasa da… Ama bazı şeyler onun için olmazsa olmazlardır.

İnsanların önceliklerinin olması gibi Allah’ın da öncelikleri vardır. Allah’ın önceliklerini de ancak Kuran’dan öğrenebiliriz.

Kuran altıbin altıyüz küsur ayetinde neyden bahsediyor ? Neyi emredip, neyden sakındırıyor ? Hangi konuları üstüne basa basa vurguluyor yahut hangi konulara üzerinde fazlaca durmadan değinip geçiyor ?

Kuran öncelikler hususunda, ilginç veriler sunar. Mesela, Ashab-ı Kehf’in kaç kişi olduğu hususunda Yahudilerin giriştiği münakaşayı eleştirir. Bunu gaybı taşlamak olarak nitelendirir. Normalde bizlerin tarihi bir merak içerisinde öncelediğimiz şeylere hiç değinmez. Hz. İbrahim’le tartışmaya girişen kişinin adını vermez. Ama biz, Tevrat’tan, Hadislerden onu Nemrut diye tanırız. Bu hadiseyi anarken, anlatırken Nemrut adı ağzımızdan dökülür. Halbuki, onun kim olduğu çok önemli olsa idi elbette Allah onu ismiyle vasıflandırırdı. Devamını okuyun…

Eğlencenin İslâm’daki yeri

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

SORU: Bir TV programında sunucu, dini konuları anlatırken Hz. Muhammed’in peygamberlik sıfatı almadan önce iki kez düğüne gitmek istediğini fakat Allah tarafından yolda giderken uykusunun geldiğini ve düğüne gidemediğini anlattı. Bundan dolayı da düğünün haram olduğunu dile getirmeye çalıştı. Yani düğün yapmak ve eğlenmek haram mı? Bu sunucu peygamberimizin düğüne gitmediğini nereden öğrenmiş olabilir?

CEVAP: Hz. Muhammed’in peygamberlikten önce yaşadığı rivayet edilen bir olay ne vahye dayanır, ne de dini bir nitelik taşır. Çünkü o zaman kendisi peygamber değildir. Yaptıklarının bağlayıcılığı yoktur. Zaten Şûrâ Suresi’nde Hz. Muhammed’in, kendisine vahiy gelmeden önce kitabı ve imanı bilmediği vurgulandığı gibi Duhâ Suresi’nin 7′nci ayetinde de Allah’ın, Hz. Muhammed’i şaşkın vaziyetteyken doğru yola ilettiği vurgulanmaktadır: “Seni şaşırmış bulup yola iletmedi mi?”

Rivayetçilerin yorumu

Kaldı ki Hz. Peygamber’in, İslâm’dan önceki hayatı hakkındaki rivayetlerin birçoğunun kesinliği de yoktur. Anlatılanın doğru olup olmadığı belli olmadığı gibi doğru olsa bile bu olayda haram hükmü bildirecek bir kanıt da yoktur. Çünkü düğüne çağrılan Hz. Muhammed’in, o sırada uyku bastırmasıyla düğüne gidememesi, O’nun yorgunluğunu belirtir. Bu suretle Peygamber’in oyun ve eğlenceye gitmesine engel olunduğu şeklindeki yorum, Hz. Muhammed’in kendi ifadesi değil, rivayetçilerin yorumudur. Bu rivayetten düğünün haram olduğu hükmünü çıkarmak, dinin prensipleriyle bağdaşmaz. Çünkü din vahiyle saptanır. Devamını okuyun…

Rivayetleri Kurân’ın üstüne çıkaranlar var

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

SORU: Televizyona çıkan bir hoca, kadınların özel günlerinde namaz kılmamasını çünkü bu konuda Peygamberimizin kesin bir hadisi olduğunu söyledi. Ayrıca geçmişte kılınmayan namazlar için mutlaka kaza gerektiğini de ifade etti. Bunların aksini söyleyenlerin ellerinde hiçbir dayanak olmadığını belirtti. İslâmiyet’te esasın Kurân-ı Kerîm ve Peygamberimizin hadisleri olduğunu biliyoruz. Buna rağmen değişik yorumların ortaya çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

CEVAP: Sözünü ettiğiniz o kişi, Peygamberimizin vefatından en az 100 yıl sonra ağızdan ağıza dolaşan rivayetleri Kurân’ın üstüne çıkarıp din yapmış olan gelenekçi insandır. İleri sürdüğü deliller çürüktür. Ben Kurân’ı referans veriyorum. Bazı kişiler, Kurân’ı bırakıp birbiriyle son derece çelişkili, akla mantığa ters rivayetleri esas alıyorlar. Ben “namaz kılın” diyorum, onlar “kılmayın” diyor. Kadınlar her ay bir hafta namaz kılmasınlar, her yıl bir hafta oruç tutmasınlar. Zaten o rivayetlere göre kadınlar, cehennem halkının çoğunluğunu oluşturur.

Öyle ise namaz kılmalarına ne gerek var? Yine o kesin denilen hadislere göre Peygamber, ümmetine kadınlardan daha zararlı bir şey bırakmamıştır. Sanki kadınları peygamber yaratmış gibi… Daha ben ne diyeyim kardeşim? Köpek bulunan eve melek de girmez. İçki içenin kırk gün namazı kabul edilmez. Daha neler neler. Bu mantık dışı sözleri duyan birçok aydın kişi dinden kuşku duyuyor. Nereden bilsin bu sözlerin Peygamber’e iftira olduğunu, uydurulup Peygamber’in ağzına konulduğunu? Cenneti annelerin ayakları altına seren o büyük peygamber, bu tür düşünce ve sözlerden uzaktır, yücedir.

Kurân’dan başka dayanak yoktur

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

SORU: “Binbir Soruda İslâm” adlı eserinizde mehdi ve Hz. İsa gelmeyecek diyorsunuz. Ancak okuduğum başka kitaplarda bunların geleceği belirtiliyor. Hangisi doğru?

CEVAP: Ben İsa gelmeyecek, mehdi gelmeyecek diyorsam Kurân’dan deliller gösteriyorum. Akıl var, mantık var. Peygamberimiz son peygamberse nasıl olur da son peygamberden sonra başka bir peygamber gelir? O zaman Peygamberimizin sonluğu nerede kalır? Yok efendim İsa gelecekmiş de Hz. Muhammed’e ümmet olacakmış. Niçin peygamberken ümmetlik düzeyine insin? O zaman öteki peygamberlerin de gelip Hz. Muhammed’e ümmet olmaları gerekir. Bunun mantığı var mı? İsa nerede? Hangi gökte? Bir insan binlerce yıl fiziksel olarak yaşar mı?

Mehdi meselesi de İsa meselesinden adaptedir. Siz mehdi ve İsa’nın ve Deccal’in geleceği hakkındaki rivayetleri okuduğunuz zaman bunların ne kadar gülünç, ne kadar tutarsız şeyler olduğunu anlarsınız. Bir rivayete göre Deccal yarı insan, yarı yılan bir mahluk. Bir adada tutukluymuş. Hangi adada bu tutuklu varlık, öyle binlerce yıl yaşıyor? Ama siz ille de “falan kişi böyle söylüyor, filanca şöyle diyor. Biz onlardan daha mı alimiz” diyorsanız, andığınız o kişiler sizin için idol olmuş. Ama benim için Peygamberimin getirdiği Kurân’dan başka kesin kanıt ve dayanak yoktur. Bekleyin. Ama ben beklemiyorum. Mehdimiz elimizde. O da Kurân’dır.

Süleyman Ateş

Şirk

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

- İktibas Dergisi - Sayı 303 Mart 2004


Kur’an’ın en önemli ve aynı zamanda çetrefil anahtar kavramlarından biri de hiç şüphesiz ‘şirk’tir. Çetrefildir, zira şirk daima kendisini tevhidden bir perde ile gizlemesini bilmekte, kendisini olabildiğince ‘hak’ suretinde göstermektedir. Bir başka adlandırmayla şirk koşanlar, bir biçimde dinle ilintili insanlardır. Bunlar ‘dinsiz’ değil, ‘dindar’ insanlardır. Allah’a inanma iddiasında olan ‘dindarlar’ ancak şirk koşmaktadırlar. İşte şirkin çetrefilliği buradan kaynaklanmaktadır. Peygamberlerin, müşrik/kafir kavimlerine tevhîdi anlatmak, şirkle tevhîdin farkını kavratabilmek için verdikleri mücadele, kastettiğimiz bu çetrefilliği yeteri kadar izah etmektedir.

Arap dilinde şe-ri-ke fiili bir şeyi paylaşmak, bölüşmek, ortağı olmak, ortaklaşa kullanmak anlamına gelmektedir. Bir kimsenin ortağına, hissedarına ‘şerîk’ denmektedir. Çoğulu ‘şurekâ’dır. Kur’an’da miras hukuku anlatılırken ‘şurekâ’ kelimesi tam olarak ‘ortaklar’ anlamında kullanılır. (4/Nisa, 12). ‘Şâ-re-ke’ fiili, aralarında ortaklık oldu, ortaklaştılar demektir. ‘Eş-ra-ke’, birini kendi işine ortak yaptı, pay/hisse verdi demektir. Kur’an’da bu fiil kullanılır ve şöyle denilir: “Allah kendi hükmünde hiç kimseyi ortak etmez (lâ-yüşrik).” (18/Kehf, 26). ‘İştirak’, bir ortaklığa katılmak, katılım demektir. Bu fiilin emir kipi olan ‘eşrik’, Kur’an’da sözlük anlamında kullanılır: Musa (a.s) Firavun ve kavmine tebliğ göreviyle görevlendirildiğinde Rabbi’nden, bazı taleplerle birlikte kardeşi Harun’u da kendisine yardımcı olarak görevlendirmesini ister ve şöyle der: “Onu işime ortak kıl.” (ve eşrik-hu fî-emrî) (20/Taha, 32). Devamını okuyun…

Hadis ve sünnetler Kurân-ı Kerîm ile eşdeğerde tutulamaz

Nisan 28, 2008 1 yorum

SORU: Çanakkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu bir arkadaşımız, İslâm dininin kaynakları açısından bakıldığında Kur’ân-ı Kerîm ile beraber hadislerin ve sünnetlerin de aynı değerde olduğunu söyledi. Bu açıklama beni tatmin etmedi. Halbuki Kurân-ı Kerîm’de yüce Allah, “Biz O’nda (Kurân’da) hiçbir şeyi eksik bırakmadık” buyurmaktadır. Bu ayet birkaç kere tekrar ediliyor. Binlerce hadis ve binlerce sünnet denilen uygulamalar ve inanışlar var. Bazılarının akla, mantığa ve bilime aykırı olduğu biliniyor. Durum böyleyken nasıl oluyor da bir ilahiyat mezunu, Kurân-ı Kerîm ile hadis ve sünneti aynı değerde tutabiliyor? (Serdar Güler)

CEVAP: İlahiyat mezunu o kişi, klasik bilgileri de hazmedememiş, hadisten haberi olmayan yüzeysel biridir. Çünkü büyük bilginlerin hiçbiri, başta Şafii olmak üzere sünnet ve hadisi Kurân’la eş değerde tutmamıştır. Bu büyük saygısızlıktır. Kurân vahiydir. Hadisler ise Peygamberimizin sözleridir. İnsan yanılabilir, canı sıkılabilir. Peygamberimiz çok zaman kendi görüşünü bırakıp ashabının görüşünü uygulamıştır. Medine’de hurmaların aşılanmamasını önermiş, bu kez kalite düşünce, “Siz dünya işlerinizi benden iyi bilirsiniz” buyurmuştur. Devamını okuyun…

Beraat Gecesi Hakkında – Mustafa İslamoğlu

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Ayetten ‘Telefon Zili’ Olur mu Olmaz mı?

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

(HaberAlemi) Suudi uleması, Kuran ayetlerinin cep telefonlarında zil sesi yerine kullanılmasının caiz olup olmadığını tartışıyor.

Basının bildirdiğine göre, önde gelen din adamları Başmüftü Şeyh Abdülaziz Eşşeyh başkanlığında dün Mekke’de toplanarak bu konuyu ele aldı.
El Hayat gazetesi, tartışmanın çok hararetli geçtiğini, ancak ulemanın ortak görüşe varamadığını yazdı.


Bazı din adamları ayetlerin bu tarz kullanımının Kuran’ın ilahi niteliğine ters düştüğünü düşünüyor, bazıları ise buna cevaz veriyor.Ulema, zil meselesini daha sonraki toplantılarda müzakere edecek.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Admin: Evet ben de bu tartışmaya katılıyorum. Ayetler, öğüt almak haricinde her amaçla kullanılabilir. Rahat olun :)

İnsanların dini bu salak ulemaya kaldıysa…

Allah’ın emri; “Çelişkisiz ve delile dayalı bilgiye tabi olmak”

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Allah şöyle buyurmuştur;

“(Dişi ve erkek olarak) sekiz eş yarattı: Koyundan iki, keçiden iki… De ki: O, bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram etti? Eğer doğru iseniz bana ilimle söyleyin.” (Enam,143)


“Deveden de iki, sığırdan da iki (yarattı.) De ki: O bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı? Yoksa Allah’ın size böyle vasiyet ettiğine şahit mi oldunuz? Bilgisizce insanları saptırmak için Allah’a karşı yalan uydurandan kim daha zalimdir! Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Enam,144)

Koyu harfle yazılı kısımlar hadis dinin delilidir diyenler için bir anlam ifade ediyor mu?

Bu soru, yani, “Peygamberiniz böyle söylerken sizler şahit mi idiniz ?” sorusu; onların “sahihtir” dediği şeyler için onlara sorulduğunda ne cevap verecekler ?

İnsan şöyle bir soru sorabilir:

“İyi ama ben Kuran’ın indirildiğine de şahit olmadım. Peki bu nasıl olacak?”

Buna da Allah cevap vermiştir:

“Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın.” (Bakara,23)

Bir cevap daha;

“Hâla Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.” (Nisa,82)

Bu nedenle; Haniflik, en kısa tanımı ile her türlü çelişki ve dayanaksız bilgiden arınmaktır.

İşin özet ve net anlatımı budur.

Bazı vakitlerde namaza sınırlama getiren rivayetler Kuran’a aykırıdır

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Soru: Güneş doğarken namaz kılmak mekruhtur diye biliyoruz. Bununu sebebinin de çok eski çağlarda insanların, yaşam üzerindeki olumlu etkisinden dolayı güneşi bir tanrı olarak algılamaları, o zaman bunun bir tabiat olayı olduğu bilinmediği için güneşin her doğuşu esnasında minnet duygularını ifade etmek için insanların güneşe tapınmaları olduğu söyleniyor. Böyle yanlış şeylerin meydana gelmemesi için de güneş doğarken namaz kılmanın mekruh olduğunu duymuştum. Eğer sebep bu ise Allah’ın birliğine, ahirete, meleklerine ve peygamberlerine inanan ve güneşin doğmasının bir tabiat olayı olduğunun bilincine varan münevver bir Müslüman’ın tam namaz kılarken güneşin doğması, batması ve buna benzer tabiat olaylarını da yanlış bir şekilde algılamasının mümkün olmayacağını düşünüyorum. Ben sabah namazımı kılarken “acaba güneş şu an doğmakta mı? Ya namaza durduktan sonra doğmaya başlarsa?” diye düşünüyorum. Yani bu konuda tereddütlerim oluyor. Bazen sabah namazı güneşin tam doğuşuna denk gelebiliyor. Burada önemli olan niyet mi? İslâmiyet’te pek çok şeyi bir mantıkla izah etmek mümkün olduğuna göre acaba yanlış mı düşünüyorum? (Erhan Merdioğlu)

Abdullah İbn Ömer’e dayandırılan rivayet
Cevap: Sabah namazının ve ikindi namazının farzı kılındıktan sonra yani güneş doğarken, batarken, bir de öğle vakti güneşin tam ufkun ortasına geldiği zaman nafile namaz kılmanın mekruh olduğunu belirten bazı rivayetler vardır. Şeyh Alî Nâsıf, et-Tâ-cu’l-Câmi’u li’l-Usûl fî Ahâdîsi’r-Resul adlı eserinde bu rivayetleri toplamıştır. Abdullah İbn Abbas’a dayandırılan bir rivayete göre Hz. Peygamber, sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar, ikindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar (nafile) namaz kılmaktan men etmiştir.

Abdullah İbn Ömer’e dayandırılan bir rivayete göre de Peygamber şöyle demiştir: “Güneş doğarken, batarken namaz kılmaya çalışmayınız. Çünkü güneş, şeytanın iki boynuzu üzerine doğup batar.” Bir başka rivayette de “Güneşin kaşı görününce, güneş yükselinceye dek namazı erteleyin, güneşin kaşı kaybolunca, tam batıncaya kadar namazı erteleyin” denilmektedir (Seyhan ve Nesâî). Amr ibn Abse ise şöyle demiş: “Ey Allah’ın Elçisi, dedim, gecenin hangi vaktinde namaz ve dua daha çok işitilir (kabul edilir)? Buyurdu ki: Gece ortasının sonları. O zaman, dilediğin kadar namaz kıl çünkü o vakitte kılınan namaz meşhuddur, mektuptur (melekler o namaza tanık olurlar, onu yazarlar, o namaz gerçekten kılınacak, kabul edilecek namazdır). Devamını okuyun…

Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu ile Hadis Kritiği Üzerine

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

İktibas Dergisi, Sayı 265, Ocak 2001.

Dergimizin Lokal Etkinlikleri bağlamında 2 hafta arayla düzenlemiş olduğu konferans-seminer türü faaliyetlerin ikincisi 16 Aralık’ta gerçekleşti. Konuğumuz, Ankara Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu idi. Uzmanlık alanı hadis ve sünnet olan Kırbaşoğlu’ndan, düşüncelerini bizlerle paylaşmasını istedik, kendisi de bu yöndeki talebimizi geri çevirmedi ve “Hadis Kritiği Üzerine” başlıklı, dinleyicilerin de bir hayli müstefid olduğu bir konferans verdi.

Kırbaşoğlu, konuşmasına, Hadis Kritiği çalışmalarının, aslında din anlayışının irdelenmesi sürecinin bir alt-birimi olarak algılanması gerektiğini belirterek başladı ve bu yönde özellikle 19. Yüzyılda yoğunlaşan çabaların, bizatihi hadisin iç problemlerinden değil, aslında toplumsal ve kültürel değişmelerin dayatması sonucu ortaya çıktığını vurguladı. Bu dönemde Kur’an’dan ziyade hadis üzerindeki tartışmaların daha yoğun olarak görülmesinin nedeni üzerinde durulması gerektiğine dikkatleri çeken konuşmacı, cevap olarak da, meselenin, hadis konusunun doğasından kaynaklandığı şeklinde verdi. Kur’an alanında son dönemlerde, bütünlük merkezinde geliştirilen yöntemleri, bağlam-odaklı çalışmaları ve dilbilimsel ve hermenötik çabaları zikreden Kırbaşoğlu, bu çalışmaların Kur’an’ı anlama yönünde oldukça faydalı ve işlevsel olduğunun altını çizdi. Bu alanda en uç tartışmalardan biri olan edisyon-kritik konusunun dahi, aslında Kur’an’ı anlama konusunda işe yaradığını söyleyen konuşmacı, bu bağlamda Süleyman Ateş ve Muhammed Arkun’dan örnekler verdi ve bu yöndeki çalışmaları, Kur’an alanında sorunun çözümüne yönelik oldukça ileri çalışmalar yapıldığının örnekleri olarak gösterdi. Devamını okuyun…

Mustafa İslamoğlu (Haram – Nehiy)

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Kölelik ve İslamiyet

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

Köle, “hukukî, iktisadî ve sosyal bakımlardan hür insanlardan farklı ve aşağı statüde kabul edilen kimse” demektir. Köle, inanç ve ibadet yönünden özgür olmasına rağmen medenî; yurttaşlık hakları yönünden tam özgür değildir. Mal mesabesinde olup, alınır, satılır ve mirasa kalır.

Köleliğin Tarihçesi:

Köleliğin tarihi çok eski zamanlara dayanmaktadır. “İnsanlık kadar eskidir” dense yeridir. Zira dinî metinlere göre kölelik uygulaması tarih öncesi zamanlara kadar gitmektedir. Dinî metinlerin dışında, karanlık döneme ait ne bilgi ne de efsane olmadığı için, bu konuda başvurulacak yegâne kaynak dinî metinler olmaktadır.

Eldeki Kitab-ı Mukaddes’te, Nuh peygamberin oğullarından birinin köleleştirildiği yer almaktadır. Devamını okuyun…

Kuran okumak için abdest alma şartı var mı?

Nisan 28, 2008 1 yorum

Bir okurum, “Kurân-ı Kerîmi okurken abdest almaya gerek var mı diye soruyor. Kurân’da abdest alma emri sadece namaz hakkındadır. Kurân okumak için abdest almak gerekmez. Çünkü Kurân’ın hiçbir yerinde böyle bir emir yoktur. Vakıa Suresi’nin “O, elbette değerli bir Kurân’dır, saklı bir kitaptadır. Ki ona temizlerden başkası dokunmaz” mealindeki 77 ve 79.uncu ayetlerin yanlış yorumlanmasından ötürü Kurân okurken abdest alma anlayışı egemen kılınmıştır. Oysa bu ayetlerde kastedilen kitap, Kurân değil, Kurân’ın ana kaynağı olan ve Allah katında bulunan Ana Kitap’tır. Yahut Hz. Musa’ya verilen ve kitap ehli tarafından özenle saklanan ilahi kitaptır. El-Mutahherun, tertemizler anlamına geldiği gibi sünnetliler anlamına da gelir. Eğer kitap ile kasıt Allah katındaki Levh-i Mahfuz denilen Ana Kitap ise ona dokunan tertemizler yüce, soyut ruhlardan ibaret olan meleklerdir. Zaten insanların o Ana Kitap’a dokunması mümkün değildir. Devamını okuyun…

Orucu Sigarayla Açmayın

Nisan 28, 2008 Yorum yapın

(HaberAlemi) Uzmanlar, ramazanda tutulan oruç nedeniyle gün boyu nikotin almayan vücuda, iftarla birlikte üst üste yakılan sigarayla nikotin yüklenmesinin vücutta ‘balyoz’ etkisi yarattığına dikkat çekerek riskleri sıralıyor…

Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Klinik Şefi Doç. Dr. Sedat Demir, iftarı sigara ile açan aşırı tiryakilerin bulunduğunu, önemli bölümünün de iftarı açtıktan hemen sonra gün boyu nikotinsiz kalmanın acısını çıkarırcasına üst üste sigara içtiğini kaydederek, “Gün boyu nikotin almayan vücuda yapılan nikotin yüklemesi ‘balyoz’ etkisi meydana getiriyor. Çünkü, gün boyu aç kalan vücutta kan şekeri önemli ölçüde düşüyor, bunun üzerine bir de hızla verilen nikotin ve diğer zararlı maddeler eklenince sert bir cisimle vurulmuş gibi baş dönmesine neden oluyor” dedi. Devamını okuyun…