'Tarikat - Evliya' kategorisi için arşiv

20
May

1 SMS 5 YTL, 1923′e boş mesaj at, sen de bir fidan dik !

Yeşil Bir Türkiye İçin
Ağaçlandırma Seferberliğine
Sen de Katıl..


 

Ağaçlandırma Seferberliği Başladı!..
Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberliği yurt genelinde başlatıldı. Eylem planı kapsamında 5 yılda 2 milyon 300 hektarlık alanda erozyon kontrolü, ağaçlandırma ve ormanların iyileştirilmesi çalışmaları (rehabilitasyon) yürütülecektir.

 

Kampanyaya destek verecekler için;

SMS: 1923 (Tüm Operatörler için 1 SMS 1 Fidan: 5 YTL)

Hesap No: T.C. Ziraat Bankası, 1923

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı

28
Apr

Nelerden sorguya çekileceğiz ?

1-İftiralardan,Düzmece İddialardan
Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, mahiyetini bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, iftira etmekte olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz!16/Nahl-56
Kafirler, hem kendi günah yüklerini ve hem de bu yüklerin yanında başka birçok günah yüklerini taşıyacaklar ve kıyamet günü düzmece iddiaları konusunda kesinlikle sorguya çekileceklerdir.29/Ankebut-13


2-Yaptıklarımızdan
Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı; fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız.16/Nahl-93
O yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.21/Enbiya-23


3-Nimetlerden
Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.102/Tekasür-8


4-Kuran’dan
Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.43/Zuhruf-44


5-Allah’a Verilen Ahitten
Halbuki bundan evvel Allaha ahid vermişlerdi: arkalarını dönmeyeceklerdi, Allah’ın ahdi ise mes’uliyyetlidir, mutlak sorulur.33/Ahzab-15

Kuran Nesli

28
Apr

Kuran’a Abdestsiz Dokunmak

Soru: Vakıa Suresi’nin 79. ayetinde bahsedilen dokunma nasıl bir dokunmadır. Kur’an’a abdestsiz dokunamazsınız diyenler bu ayeti delil gösteriyorlar. Ezbere ayet okuyabilirmişiz de onun yazılı olduğu kağıda dokunamazmışız. Bu nasıl bir anlayış kağıdı mı kutsuyoruz, ayeti mi ? Bunu gerçekten böyle mi anlamalıyız. ? Bu ayetin çerçevesinde olayı açıklar mısınız.?

Cevap: Vakıa Suresi’nin 79. ayeti söylendiği gibi Kur’an’a dokunmakla veya abdestli olmakla ilgili değildir.

Ayetin ifâde ettiği anlam, vahyi Hz.Muhammed’e kimlerin getirdiği ile ilgilidir.

Bu konuda müşrikler peygamberimizin cinlenmiş biri olduğunu (mecnun) ağzından çıkan bu hikmetli sözleri de ona cinlerin getirdiklerini söylüyorlardı.
Bu nedenle Allah:

“Biz Kur’an kovulmuş şeytanın sözü olamaz. O halde siz nereye gidiyorsunuz?” (81/25-26)

“Yıldızların battığı yerler üzerine yemin ederim ki bilirseniz bu büyük bir yemindir. Şüphesiz bu korunmuş kitapta bulunan şerefli bir Kur’ân dır. Ona ancak günah kirine bulaşmayan (Melekler) erişebilir. (ve Muhammed’e melekler getiriyor.) O alemlerin Rabbi’nden indirilmiştir. Şimdi siz bu sözümü küçümsüyorsunuz?” (56/75-81)

Cinlerin niçin bu kitaba erişemeyeceğini ise şu ayetler ifade etmektedir: Okumaya devam edin ‘Kuran’a Abdestsiz Dokunmak’

28
Apr

Balığın Karnında Namaz! - Ahmet Baydar

Kur’ân-ı Kerîm, Yunus (a.s) ın kıssasını üç bölümde tamamlar. Özet mahiyetindeki ilk bölüm Sâffât suresindedir. Burada, toplumuyla öfkeleştiği, risaletle görevlendirildiği yeri terk ettiği, kalkmak üzere olan bir gemiye kaçtığı, gemideki yolcuların çok kalabalık olduğu, başları dara düşünce aralarında kura çekildiği, kuranın ona isabet ettiği, ardından denize atıldığı, tam yaptıklarından pişman olduğu sırada tesbih ettiği, bunun üzerine bir balığın onu ağızlayıp sahile çıkardığı anlatılır:

“Eğer tesbih edenlerden olmasaydı, diriliş gününe kadar karnında bekleyecekti.” (Sâffât 37/143-144)

Bir peygamber, hatasından dönüp “tesbihe” sarılınca boğulmaktan kurtuluyor. Acaba müminler de sıkıntılı zamanlarında yaptıkları tesbih sayesinde, kendilerini maddi sıkıntılardan kurtarabilirler mi? (Yunus 10/103) Allah’ı “tesbih” etmekle boğulmaktan kurtulmak arasındaki bu ilişki nasıl izah edilebilir? Kıssadaki bu anlatımın altında acaba simgesel bir derinlik mi vardır? Yoksa elçiler ve müminler, vahye ihanet edecek olurlarsa sıkıntıya düşürülür, pişman olup tesbihe sarıldıklarında da kendi güçlerini aşan, hiç beklemedikleri bir vesile ile kurtarılırlar mı? Hz. Yunus’un başına gelenler, evrensel bir “kader” midir? Okumaya devam edin ‘Balığın Karnında Namaz! - Ahmet Baydar’

28
Apr

Salavât getirmek salat etmek midir? - Ahmet Baydar

İzleyen memur, amirine uymaktadır. İzleyen çocuk annesinden yardım istemektedir. Ama izleyen amir, memurunun sorunlarına eğilmekte, izleyen anne ise çocuğunu tehlikeden korumaktadır.

Yani astın üstü izlemesi ile üstün astı izlemesinde anlam, kuvvet ve işteşlik değişir. Fiiller çıkış yerlerine ve yönlerine göre anlam, ağırlık ve işteşlik imkanı kazanır.

Kur’ân’daki “Salat etme” fiili de böyledir. Kuşlar Allah’a, Melekler de Peygambere salat eder. Ancak Allah kuşlara, Peygamber de meleklere salat etmez. Allah, Peygamber ve müminler ise birbirlerine salat ederler:

“Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Ona salat edin.” (Ahzâb 33/56)

Bu ayetteki salât etmek, genelde Peygambere “salavat getirmek” şeklinde anlaşılmış, buna dayanılarak Allah’tan bir hacet isterken Peygambere salavat getirmeyi gerekli görenler olmuştur. Ancak bu, sahabe zamanında örneği bilinmeyen garip bir tevessül türüdür. Bundan daha garip olanı ise yine bu anlamdan doğan şu inançtır: “Hz. Peygambere salât, ibadetlerin en üstünüdür. Çünkü bunu bizzat Allah ve melekleri de üstlenmiştir.” (Nakleden, Kurtubî)

Son zamanlarda, salat sözcüğüne hemen herkes istediği anlamı veriyor. Dilediği yere çekiyor. Bu tür çalışmaların saikleri üzerine söylenmesi gereken çok şey var. Ancak bu, başka bir yazı dizisinin konusu. Okumaya devam edin ‘Salavât getirmek salat etmek midir? - Ahmet Baydar’

28
Apr

Risale-i Nur’da tehlikeli sözler !

Said-i Nursi; 3 aylık kısa bir ilim tahsiliyle nasıl “Allame-i cihan” olup ulaşılmaz bir makama çıkmıştır?

Şuâlar, 542, Onbeşinci Şua’da geçen; “Evet o zât (Said Nursî) daha hal-i sabavette iken ve hiç tahsil yapmadan zevahiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhîrine ve ledünniyat ve hakaik-ı eşyaya ve esrar-ı kâinata ve hikmet-i İlâhiyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse nail olmamıştır. ”

Kur’an-ı Kerim’e göre peygamberler bile böyle bir bilgiye ve makama ulaşmamışken, bu iddia için Allah (c.c)’tan korkmak gerekmez mi? ;

Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi midir?

Tarihçe-i Hayat, c. II, s. 2123-2124 de geçen

“.. daha çocukken asrın bilgini olarak tanınmış ve kimseye soru sormamış, ama sorulan bütün sorulara mutlaka cevap vermiştir”

İctimâi Reçeteler I, 11, Tarihçe-i Hayat/Rü’ya’da geçen

“ Herhangi ilme sorulan suale bila-tereddüd derhal cevap verirdi.”

İctimâi Reçeteler I, 14, Tarihçe-i Hayat’ta geçen

“Sorulacak suallere cevap vermeye hazır bulunduğu gibi kimseye sual sormayacağını da beyan ederek bu kararda yirmi sene sebat etti.”

Her zaman her şeyi bilen sadece Allah değil midir? Böyle bir inanç şirk, küfür değil midir?

Risale-i Nur denen kitaplar kutsal mıdır, değil midir? Ya da Kur’an-ı Kerim’in taklidi midir?

Şualar, Birinci Şua, c. I, s. 833.de geçen;

“Resailin Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kur’an’ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.”

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 92,; “Risale-i Nur müminlere şifa ve rahmettir.”

Okumaya devam edin ‘Risale-i Nur’da tehlikeli sözler !’

28
Apr

Neye niyet, neye kısmet ! - Oğuz BAKAR

“Rabbim benden nasıl bir kul olmamı istiyor ?” sorusuna cevap bulmak için , Kur’an’ın anlamını okuyordum ki ; “Hadisler olmadan Kur’an anlaşılmaz” dediler . Yalnızca Kur’an’a bakarak yaşamaya kalkarsam sapıtırmışım ; karanlıklardan aydınlığa çıkaran ve dosdoğru yola ileten âyetlerle hem de …

Hadisleri okuyordum , “Hadislerin nesh edileni var , zayıfı var , uydurması var ; bunların kullanılış yerlerini öğrenmen için sen en iyisi bir mezheb imamına tâbi ol” dediler.

Her ne kadar , hadis imamı Buhari ; mezheb imamı Ebu Hanife’yi rivâyetçi olarak güvenilir kabul etmese de “İmam-ı Azam’ın 5 eseri“adlı kitabını okuyordum . Çünkü o , çağının zalim melikinin kadılık görev teklifini ,zulme bulaşma endişesinden dolayı reddetmiş ve bu yüzden zindanda şehid edilmişti . Ebu Hanife’nin talebelerinden biri ise kadılık görevini kabul ediyordu . Nasreddin Hoca fıkrası gibi , o da haklıydı.

“Sen o yüce şahsın kitabını anlayamazsın , Aliyyul Kâri’nin yaptığı şerhini oku” diyerek bir başka boyuta geçmeye iknâ ediyorlardı bu defa.

Mezheb imamı Şafii , Kur’an âyetlerinin hadisle nasıl iptal edileceğini öğretirken ; diğer bir mezheb imamı Ahmed bin Hanbel de , Kur’an’ın sünnete değil , sünnetin Kur’an’a hâkim olduğundan bahsediyordu . Allah’ın sözlerini kim iptal edebilirdi ki ? “Nâsih mensuh âyetler” diyerek bu ilmî kılıflı zulmü yapanlar , Kur’an’ı terk edilmiş bırakanlardan olmuyor muydu acaba ?

Okumaya devam edin ‘Neye niyet, neye kısmet ! - Oğuz BAKAR’

28
Apr

Rivayetleri Kurân’ın üstüne çıkaranlar var

SORU: Televizyona çıkan bir hoca, kadınların özel günlerinde namaz kılmamasını çünkü bu konuda Peygamberimizin kesin bir hadisi olduğunu söyledi. Ayrıca geçmişte kılınmayan namazlar için mutlaka kaza gerektiğini de ifade etti. Bunların aksini söyleyenlerin ellerinde hiçbir dayanak olmadığını belirtti. İslâmiyet’te esasın Kurân-ı Kerîm ve Peygamberimizin hadisleri olduğunu biliyoruz. Buna rağmen değişik yorumların ortaya çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

CEVAP: Sözünü ettiğiniz o kişi, Peygamberimizin vefatından en az 100 yıl sonra ağızdan ağıza dolaşan rivayetleri Kurân’ın üstüne çıkarıp din yapmış olan gelenekçi insandır. İleri sürdüğü deliller çürüktür. Ben Kurân’ı referans veriyorum. Bazı kişiler, Kurân’ı bırakıp birbiriyle son derece çelişkili, akla mantığa ters rivayetleri esas alıyorlar. Ben “namaz kılın” diyorum, onlar “kılmayın” diyor. Kadınlar her ay bir hafta namaz kılmasınlar, her yıl bir hafta oruç tutmasınlar. Zaten o rivayetlere göre kadınlar, cehennem halkının çoğunluğunu oluşturur.

Öyle ise namaz kılmalarına ne gerek var? Yine o kesin denilen hadislere göre Peygamber, ümmetine kadınlardan daha zararlı bir şey bırakmamıştır. Sanki kadınları peygamber yaratmış gibi… Daha ben ne diyeyim kardeşim? Köpek bulunan eve melek de girmez. İçki içenin kırk gün namazı kabul edilmez. Daha neler neler. Bu mantık dışı sözleri duyan birçok aydın kişi dinden kuşku duyuyor. Nereden bilsin bu sözlerin Peygamber’e iftira olduğunu, uydurulup Peygamber’in ağzına konulduğunu? Cenneti annelerin ayakları altına seren o büyük peygamber, bu tür düşünce ve sözlerden uzaktır, yücedir.

28
Apr

Kurân’dan başka dayanak yoktur

SORU: “Binbir Soruda İslâm” adlı eserinizde mehdi ve Hz. İsa gelmeyecek diyorsunuz. Ancak okuduğum başka kitaplarda bunların geleceği belirtiliyor. Hangisi doğru?

CEVAP: Ben İsa gelmeyecek, mehdi gelmeyecek diyorsam Kurân’dan deliller gösteriyorum. Akıl var, mantık var. Peygamberimiz son peygamberse nasıl olur da son peygamberden sonra başka bir peygamber gelir? O zaman Peygamberimizin sonluğu nerede kalır? Yok efendim İsa gelecekmiş de Hz. Muhammed’e ümmet olacakmış. Niçin peygamberken ümmetlik düzeyine insin? O zaman öteki peygamberlerin de gelip Hz. Muhammed’e ümmet olmaları gerekir. Bunun mantığı var mı? İsa nerede? Hangi gökte? Bir insan binlerce yıl fiziksel olarak yaşar mı?

Mehdi meselesi de İsa meselesinden adaptedir. Siz mehdi ve İsa’nın ve Deccal’in geleceği hakkındaki rivayetleri okuduğunuz zaman bunların ne kadar gülünç, ne kadar tutarsız şeyler olduğunu anlarsınız. Bir rivayete göre Deccal yarı insan, yarı yılan bir mahluk. Bir adada tutukluymuş. Hangi adada bu tutuklu varlık, öyle binlerce yıl yaşıyor? Ama siz ille de “falan kişi böyle söylüyor, filanca şöyle diyor. Biz onlardan daha mı alimiz” diyorsanız, andığınız o kişiler sizin için idol olmuş. Ama benim için Peygamberimin getirdiği Kurân’dan başka kesin kanıt ve dayanak yoktur. Bekleyin. Ama ben beklemiyorum. Mehdimiz elimizde. O da Kurân’dır.

Süleyman Ateş

28
Apr

Şirk

- İktibas Dergisi - Sayı 303 Mart 2004


Kur’an’ın en önemli ve aynı zamanda çetrefil anahtar kavramlarından biri de hiç şüphesiz ‘şirk’tir. Çetrefildir, zira şirk daima kendisini tevhidden bir perde ile gizlemesini bilmekte, kendisini olabildiğince ‘hak’ suretinde göstermektedir. Bir başka adlandırmayla şirk koşanlar, bir biçimde dinle ilintili insanlardır. Bunlar ‘dinsiz’ değil, ‘dindar’ insanlardır. Allah’a inanma iddiasında olan ‘dindarlar’ ancak şirk koşmaktadırlar. İşte şirkin çetrefilliği buradan kaynaklanmaktadır. Peygamberlerin, müşrik/kafir kavimlerine tevhîdi anlatmak, şirkle tevhîdin farkını kavratabilmek için verdikleri mücadele, kastettiğimiz bu çetrefilliği yeteri kadar izah etmektedir.

Arap dilinde şe-ri-ke fiili bir şeyi paylaşmak, bölüşmek, ortağı olmak, ortaklaşa kullanmak anlamına gelmektedir. Bir kimsenin ortağına, hissedarına ‘şerîk’ denmektedir. Çoğulu ‘şurekâ’dır. Kur’an’da miras hukuku anlatılırken ‘şurekâ’ kelimesi tam olarak ‘ortaklar’ anlamında kullanılır. (4/Nisa, 12). ‘Şâ-re-ke’ fiili, aralarında ortaklık oldu, ortaklaştılar demektir. ‘Eş-ra-ke’, birini kendi işine ortak yaptı, pay/hisse verdi demektir. Kur’an’da bu fiil kullanılır ve şöyle denilir: “Allah kendi hükmünde hiç kimseyi ortak etmez (lâ-yüşrik).” (18/Kehf, 26). ‘İştirak’, bir ortaklığa katılmak, katılım demektir. Bu fiilin emir kipi olan ‘eşrik’, Kur’an’da sözlük anlamında kullanılır: Musa (a.s) Firavun ve kavmine tebliğ göreviyle görevlendirildiğinde Rabbi’nden, bazı taleplerle birlikte kardeşi Harun’u da kendisine yardımcı olarak görevlendirmesini ister ve şöyle der: “Onu işime ortak kıl.” (ve eşrik-hu fî-emrî) (20/Taha, 32). Okumaya devam edin ‘Şirk’

28
Apr

Hadis ve sünnetler Kurân-ı Kerîm ile eşdeğerde tutulamaz

SORU: Çanakkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu bir arkadaşımız, İslâm dininin kaynakları açısından bakıldığında Kur’ân-ı Kerîm ile beraber hadislerin ve sünnetlerin de aynı değerde olduğunu söyledi. Bu açıklama beni tatmin etmedi. Halbuki Kurân-ı Kerîm’de yüce Allah, “Biz O’nda (Kurân’da) hiçbir şeyi eksik bırakmadık” buyurmaktadır. Bu ayet birkaç kere tekrar ediliyor. Binlerce hadis ve binlerce sünnet denilen uygulamalar ve inanışlar var. Bazılarının akla, mantığa ve bilime aykırı olduğu biliniyor. Durum böyleyken nasıl oluyor da bir ilahiyat mezunu, Kurân-ı Kerîm ile hadis ve sünneti aynı değerde tutabiliyor? (Serdar Güler)

CEVAP: İlahiyat mezunu o kişi, klasik bilgileri de hazmedememiş, hadisten haberi olmayan yüzeysel biridir. Çünkü büyük bilginlerin hiçbiri, başta Şafii olmak üzere sünnet ve hadisi Kurân’la eş değerde tutmamıştır. Bu büyük saygısızlıktır. Kurân vahiydir. Hadisler ise Peygamberimizin sözleridir. İnsan yanılabilir, canı sıkılabilir. Peygamberimiz çok zaman kendi görüşünü bırakıp ashabının görüşünü uygulamıştır. Medine’de hurmaların aşılanmamasını önermiş, bu kez kalite düşünce, “Siz dünya işlerinizi benden iyi bilirsiniz” buyurmuştur. Okumaya devam edin ‘Hadis ve sünnetler Kurân-ı Kerîm ile eşdeğerde tutulamaz’

28
Apr

Beraat Gecesi Hakkında - Mustafa İslamoğlu

28
Apr

GAYBI KİM BİLİR ?

A. ALLAH VE GAYB BİLGİSİ

1. Gayb Nedir?

Vasıtalı veya vasıtasız, duyu orgarılarımızla ulaşamadığımız ve ilmimizle ihata edemediğimiz her şeye “gayb” denir. Gayb sahasının zıddı “müşahede” sahasıdır.

Gaybı iki kısma ayırabiliriz.

a) Mutlak gayb: Beşer imkan ve kabiliyetleriyle -dünyada- hiçbir zaman ihata edilemeyen saha Allah’ın zatının ve meleklerinin mahiyeti; kıyamet, ahiret, hesap, cennet-cehennem ahvali… bu tür gayba örnek verilebilir.

b) İzafî (basit) gayb: Zaman, mekan, imkan ve kabiliyet farklarından dolayı bir kısım insanlar için ulaşılmaz, ihata edilmez iken diğerleri için ulaşılan, ihata edilen saha. Yakın bir geçmişe kadar, huzurda bulunmayan bir kimsenin hareket ve konuşmaları gayb iken, günümüzde, çeşitli imkanlarla (radyo, teyp, TV, video vb.) bunlar -kısmen de olsa- gayb olmaktan çıkarılmışlardır. Bunun gibi, geçmişte gayb olan birçok saha (coğrafya, astronomi vb. dallarda) artık müşahade sahasına sokulmuşlardır. Mesela, bir güneş veya ay tutulmasının zamanının önceden ihbarı artık “gaybden haber vermek” değildir.

Okumaya devam edin ‘GAYBI KİM BİLİR ?’

28
Apr

Fatır 109 / Şefaat - Mustafa İslamoğlu

28
Apr

MUHAMMED’İ ÖZLEMEK

Mehmed Dusrmuş

Nedendir, nasıldır bilinmez ama. Muhammed’i özlüyorum… Yaşlı değil, gülen gözlerle; ağlayarak değil, gülerek; kasvetli değil, mütebessim bir çehreyle… Muhammed’i yetiştiren şartları özlüyorum…

Muhammed’in babasını hiç tanımamasını; anne kucağının sıcaklığını tatmayışını; dünyanın o en güzel şeyi olan annesinin parmak uçlarını saçlarında gezdirmesini neredeyse hiç bilmeyişini özlüyorum…

Ebu Talib’in koyunları peşinde tabiatı, mavi gökyüzünü yaşayan; ıssız ve kızgın çölde susamayı öğrenen “yalnız” Muhammed’i özlüyorum. Diplomasız ama, bakmasını ve görmesini doğrudan kainat okulundan öğrenen/öğretilen Muhammed’i…

Yetimliğini, öksüzlüğünü özlüyorum onun… Şımarık, yılışık, bir dediği iki edilmeyen; bir elinde cips, bir elinde kola tutan bir çocuk olarak değil, “kuru ekmek yiyen bir kadının oğlu olarak büyümesini; hayatın bütün acılarını bizatihi yaşayan olgun bir delikanlı olmasını sağlayan şartları; sırça saraylardan değil kerpiç duvarlar arasından, toprak zemin üstündeki hasırdan, yemeğini yediği, suyunu içtiği toprak kaplardan; giydiği en sıradan giysilerden hayata bakmasını özlüyorum… Okumaya devam edin ‘MUHAMMED’İ ÖZLEMEK’




Akıl ve Kuran Sempozyumu

Son Yorumlar

Aliaksoy.net Yazı Listesi