<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
		>
<channel>
	<title>Ali Aksoy için yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://aliaksoy.wordpress.com/comments/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://aliaksoy.wordpress.com</link>
	<description>www.aliaksoy.org</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Nov 2009 16:10:57 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
		<item>
		<title>Altın Yüzük Takmak Haram mıdır? yazısına naci tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2008/04/28/altin-yuzuk-takmak-haram-midir/#comment-2569</link>
		<dc:creator>naci</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 16:10:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1052#comment-2569</guid>
		<description>yazınızdan çok etkilendim... bundan sonra diğer yazıarınızı da ilgiyle okumaya çalışacam... yıllardır bize dayatılan ve bizi tatmin etmeyen geleneksel din anlayışı hiçbir zaman içime sinmedi. ama siz ve sizin gibilerin sayesinde bunu aşacağımıza inanıyorum... allah yardımcınız olsun...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>yazınızdan çok etkilendim&#8230; bundan sonra diğer yazıarınızı da ilgiyle okumaya çalışacam&#8230; yıllardır bize dayatılan ve bizi tatmin etmeyen geleneksel din anlayışı hiçbir zaman içime sinmedi. ama siz ve sizin gibilerin sayesinde bunu aşacağımıza inanıyorum&#8230; allah yardımcınız olsun&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Altın Yüzük Takmak Haram mıdır? yazısına yüksel tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2008/04/28/altin-yuzuk-takmak-haram-midir/#comment-2568</link>
		<dc:creator>yüksel</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 15:08:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1052#comment-2568</guid>
		<description>hocam, sitenizle yeni tanıştım. sizler sayesinde yeniden iman etmenin hazzını yaşıyoruz. yüreğinize sağlık, rabbim yar ve yardımcınız olsun</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>hocam, sitenizle yeni tanıştım. sizler sayesinde yeniden iman etmenin hazzını yaşıyoruz. yüreğinize sağlık, rabbim yar ve yardımcınız olsun</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Şiir kitabı: Aşık Sefai &#8211; Badal yazısına alperen tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2007/04/03/siir-kitabi-asik-sefai-badal/#comment-2565</link>
		<dc:creator>alperen</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 09:31:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://aliaksoy.wordpress.com/2007/04/03/siir-kitabi-asik-sefai-badal/#comment-2565</guid>
		<description>herkese slmaşık sefai e ulaşmak çok basit mhp genel merkezinde çay ocağında oturuyor her daim</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>herkese slmaşık sefai e ulaşmak çok basit mhp genel merkezinde çay ocağında oturuyor her daim</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Risale-i Nur&#8217;da tehlikeli sözler ! yazısına Teoman tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2008/04/28/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-2559</link>
		<dc:creator>Teoman</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2009 05:24:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1156#comment-2559</guid>
		<description>Haha, alıntılanan yazı tam bi komedi örneği. Şunu sormuyo mesela: &quot;3 ayda o ilmi nasıl tahsil etmiş değil de, risalelerin içeriğinde karşımıza çıkan ilim nerden gelmiş? Orijinalitesine şüphe var mı?&quot; Gücü yetiyosa benzer ilmi ve akli güçte bi risale yazsın o eleştiriyi yazan, ta ki risaleleri çürütebilsin. Gücü yetmiyorsa sussun. Bunlar çamur atmaya yönelik art niyetli yazılar malesef.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Haha, alıntılanan yazı tam bi komedi örneği. Şunu sormuyo mesela: &#8220;3 ayda o ilmi nasıl tahsil etmiş değil de, risalelerin içeriğinde karşımıza çıkan ilim nerden gelmiş? Orijinalitesine şüphe var mı?&#8221; Gücü yetiyosa benzer ilmi ve akli güçte bi risale yazsın o eleştiriyi yazan, ta ki risaleleri çürütebilsin. Gücü yetmiyorsa sussun. Bunlar çamur atmaya yönelik art niyetli yazılar malesef.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ümmi &#8211; Peygamberin okur yazarlığı yazısına M.Ali tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2007/03/01/ummi-peygamberin-okur-yazarligi/#comment-2558</link>
		<dc:creator>M.Ali</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 22:45:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://aliaksoy.wordpress.com/2007/03/01/ummi-peygamberin-okur-yazarligi/#comment-2558</guid>
		<description>Peygamberimiz ümmi miydi? Ümmi Peygamber ne demektir? Okuma yazma bilmiyorsa nasıl okuyordu? 
Peygamberimiz okuma yazma bilirmiydi? Hiç eliyle yazı yazmışmıydı, yada okumuş muydu? Ümmi idi deniyor ancak bu ümmi kelimesi üzerindede çeşitli tartışmalar var. Kimisi kurana göre okuma yazma bilmezdi diye yorumluyor, kimiside ehli kitaptan değildi manasında yorumluyor. Nedir açıklarmısınız?  
Cevabımız
Değerli Kardeşimiz;


Ümmi: Anasından doğduğu gibi kalan; yeni bir bilgi edinmemiş olan; okuma-yazma bilmeyen gibi anlamlara gelir. &quot;Ümm&quot; kelimesinin ism-i mensubu &quot;ümm&quot;e mensup olan, Arap dilinde &quot;ümm&quot;; anne, bir şeyin aslı gibi anlamlara gelir (Firûzâbâdî, el-Kamûsu&#039;l-Muhît, Beyrut 1987, 1891).

Sözlük&#039; anlamının yanında mecazı bazı anlamları da vardır. Kur&#039;ân-ı Kerîm&#039;de anne, asıl (kaynak) dönülecek yer ve süt emziren anlamlarında kullanılmıştır (Abdurrahman İbnu&#039;l-Cevzî, Nüzhetu&#039;l A&#039;yuni&#039;n-Nevazır fî İlmi&#039;l-Vücûh ve&#039;n-Nezâir Beyrut,1985,141-142).
Peygamberimizin iki tür mucizesi vardır. Birisi, şahsında görülen mucizeler; diğeri de kâinat üzerinde gösterdiği mucizelerdir. Bu ikinci kısma örnek olarak Ay’ı iki parçaya ayırması, parmağından çeşme gibi suların akması ve az bir yemekten çok sayıda insanı doyurması verilebilir. Birinci kısma giren mucizelerin en parlağı ise ümmiliğidir, bir şey okuyup yazmamış olmasıdır. (et-Tefsirü’l-Kebir, 15:29.)
Peygamberimiz hiçbir âlimden ders almamış, hiçbir kitap okumamış, hiçbir ilim meclisinden bir şey öğrenmemiş; bir kelime de olsa yazı yazmamıştır. Fakat Peygamberimiz ümmiliğiyle beraber bütün ilimlere vakıftı, bilmediği bir şey yoktu. Ona her şeyi öğreten Rabbiydi. Peygamberimiz İslâmı anlatmaya başladıktan sonra hiç kimse çıkıp da “Falan meseleyi ona ben anlatmıştım, ben öğretmiştim” dememiştir. 
Tefsirlerimizde “ümmi” kelimesi üç anlamda kullanılıyor: 
1. “Ümm”, anne anlamına gelen bir kelimedir. “Ümmi” kelimesi de, buradan türetilmiş bir isimdir. Böylece ümmi, anasından doğduğu hal üzere kalan, okuma yazma bilmeyen, yaratılışı yeni bir şey öğrenmekle değişmeyen insan”a denir.
2. Arap milletine de “ümmi” denirdi. Eskiden beri Araplar, yazı ve hesap bilmeyen bir millet olarak tanınır. Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadiste, “Biz yıldızların hareketinden hesap çıkarmayan ve yazı yazmayan bir milletiz” buyurarak bu durumu dile getirir. (Müslim, Sıyam: 15.) 
3. “Ümmi” Ümmü’l-Kurâ anlamına da gelir, “Mekkeli” demektir. Her üç anlamda da Peygamberimizin okuma yazmayla uğraşmamış olduğu ortaya çıkar. Zaten Kur’an-ı Kerim açıkça Peygamberimizin ümmi olduğunu bildiriyor. Üç ayette “Ümmi Peygamber” ifadesi yer alıyor. (Araf Suresi, 157, 8; Cum’a Suresi, 2.)
Peygamberimiz bir kitap veya yazıya bakarak okuyamıyordu, fakat Kur’an-ı Kerim’i ezberinden çok güzel okurdu. Kur’ân okumasını ona Cebrail Aleyhisselam öğretmişti. Bu konuda A’lâ Suresi 6. Ayette  “Bundan böyle sana Cebrail’in öğreteceği üzere Kur’an’ı okutacağız da, unutmayacaksın” buyurulur. 
Elmalılı Hamdi Yazır şöyle bir değerlendirme yapmaktadır: &quot;Bu üç nisbetin üçünde de ümmî okuyup yazmaya uğraşmamış manasına bir vasıftır. Ümmîlik sıradan insanlar hakkında kullanıldığı zaman genelde ilim eksikliğini ifade eden bir noksanlık sıfatı iken, bir ümmînin okuyup yazanlardan daha bilgili olması Allah tarafından olağan durumun aksine olarak, çalışıp çaba göstermeden ilâhî bilgilerle donatılmış olması ve vehbî ilimlere sahip olması peygamber için fıtrat yüceliğine delalet eder. İlmî yüceliği ve kemâli, okuyup yazanları aciz bırakan bir peygamber hakkında &quot;ümmî&quot;lik, her türlü şüpheyi ortadan kaldıran ve onun doğrudan doğruya Allah&#039;tan gönderildiğini her türlü şüpheden arınmış olarak ispat eden harikulade bir üstün özelliktir, yani başlı başına bir mucizedir. Bu bakımdan &quot;o resul, o ümmî nebî&quot; vasfıyla anılması, &quot;O, risaleti ve nübüvveti açık olan mucize sahibi peygamber&quot; demekten daha açık seçik bir belagat örneğidir.&quot; ( Bkz. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak dinî Kur&#039;an Dili, İstanbul, 1979, IV, 2297; Kurtubî, el-Cami&#039;li Ahkâmi&#039;l-Kur&#039;ân; Beyrut, 1965, VII, 298-299)
Rasûlüllah (s.a.s)&#039;in okuma-yazma bilmediği tüm âlimler tarafından kabul edilmektedir. Nitekim bu durum şu âyette de açıkça ifade edilmektedir: &quot;Ey Resulüm! Sen vahyimizden önce kitap okuyan veya yazı yazan bir insan değildin; eğer böyle olsaydı, batıl iddia peşinde olanlar şüphe edebilirlerdi. (Ankebut Suresi, 48).
Hz. Peygamber (a.s.)’ın ümmîliğin yaygın olduğu bir topluma mensup olduğu bilinmektedir. Kendisinin de ümmî, yani öğrenim görmemiş, okur yazar olmayan bir zat olduğu, tarihî bir gerçektir. Halbuki Kur’ân-ı Kerimde çok çeşitli bilim dallarına ait bilgiler, ilmî prensipler, neticeler, atıflar veya işaretler vardır. Sadece Yahudi ve Hıristiyan dinlerine ve kutsal kitaplarına dair bilgileri gözönünde bulunduracak olursak büyük bir yekün teşkil eder. Bu konulara girmek, hele hele o alanın ilim adamları arasındaki ihtilaflı konularda görüş bildirmek, eleştiri yapmak, karar verip hükme bağlamak, bilgi sahiplerinin bile yanaşamayacağı bir iştir.
Şu halde Kur’ândaki bu bilgilere bir merci lâzımdır. Kur’ânı tebliğ eden ve kırk yıllık ömrünü kendi hemşehrilerinin arasında geçiren Hz. Muhammed’in; okul, öğretmen görmediği, hatta yazma bile bilmediği kesindir. Zira Kur’ân, sayısız muhaliflere karşı bu âyeti bildirmiş, hiçbir düşman çıkıp da onun yazı bildiğini ileri sürememiştir. Öyleyse Kur’ân’ın her şeyi bilen Allah Teâla tarafından gönderildiği kesinlik kazanmaktadır.
Peygamberimizin “ümmi” oluşunun pek çok hikmeti vardır. Bunlardan birisi şudur: Şayet Peygamberimiz yazı yazıp okuyabilseydi, Kureyşliler, “O, bu kadar bilgiyi eski kitapları okudu da, oradan öğrendi, Kur’an’ı da eski bilgilerine dayanarak yazdı” diyeceklerdi. Bu konuyu yukarıda meali verilen şu ayet şöyle dile getirir: “Sen Kur’an’dan önce hiçbir kitabı okur değildin, elinle de onu yazmadın. Böyle olsaydı müşrikler elbette şüphelenirdi.”  (Ankebut Suresi, 48.)
Fakat Peygamberimiz öyle bir yazı yazmıştır ki, “Mevlana Câmî’nin dediği gibi, hiç yazı yazmayan o ümmi Zat parmak kalemiyle sema sayfasında bir elif yazmış, bir kırkı, iki elli yapmış.” Bilindiği gibi, Ay’ın dolunay şeklindeki duruşu Kur’an harflerinden “mim”in yuvarlak kısmına, ikiye ayrılınca da her parçası noktasız “nun”a benzemiştir. Ebced hesabında “mim” kırk, “nun” ise elli olarak hesap edilir. Mevlana Câmî güzel bir şekilde bu gerçeği böylece dile getirmiştir.  
“Ümmî peygamber” tabirini nasıl anlamalıyız?
Ümmi kelimesi özetle: “Dünyevî bir tahsil görmemiş olan” demektir.
Ümmeti, bu ümmiyetteki inceliği çok iyi kavramış olmalı ki, bilhassa teravihlerde salâvat getirirlerken, o Resul-i kibriyayı (a.s.m.) bu vasıfla yad ederler: Nebiyy-i ümmî
O nebiyy-i ümmî (a.s.m.) kötülük namına bir şey bilmezdi. Dünyanın bütün ihtiraslarından, hilelerinden, tuzaklarından beriydi. Allah, onu lekesiz, tozsuz, parlak bir ayna olarak hazırlamış, terbiye etmişti. İşte “ümmiyet” denilen bu sâfiyet aynasında vahiy tezahür etti. “Sanki o zat, vahy-i ilâhînin makesi olan masum ruhuyla zaman ve mekânı tayyederek, o zamanın en derin derelerine girmiş ve gördüğü gibi söylemiştir.” (İşârat-ül icaz)
Âlemlerin rabbi, o şanlı peygamberini kimseye talebe etmedi. İlâhî takdiriyle buna engel oldu. Bu okuma tehir edildi; tâ “oku” emri gelinceye kadar. Bu emri alan o nebiyy-i ümmî (asm.), insanlık âlemine Kuranı tâlim etti; kâinat kitabını rabbinin ismiyle okudu. Ondaki hikmetleri, ince mânâları, gayeleri anlattı. İnsanın mahiyetini, hakikatini, vazifesini öğretti.
O, rabbinin lütfuyla âhireti, arşı, levh-i mahfuzu okurken, müşrikler kendi yaptıkları putlara tapmakla meşgûldüler. Ne kâinatı okuyabiliyorlardı, ne kendilerini, ne de yaptıkları putları. Okuyabilselerdi, kendilerini o taşlara isnat etmezlerdi. Onların okur yazarları en inatçıları, en cahilleriydi.
İslâmın “oku” emrini iyi anlamaz ve doğru değerlendirmezsek, okula gitmeyen bütün müminleri İslâmın bu kati emrine âsi ilân etmemiz gerekir. Bu ise mümkün değil... Kâinatı ve Kuranı, Allahın ismiyle, en mükemmel şekilde okuyan o nebiyy-i ümmînin, kendi heva ve hevesiyle konuşmadığını, Kuran bize haber veriyor, yâni Allah taahhüt ediyor. Her sözü, ilâhî iradeye bağlı olan o şanlı nebi, artık kimden ne okuyacaktı?

Peygamber efendimiz ümmi idi yani okuma yazmayi bilmiyordu. Nur dağında Cebrail (as) &quot;oku&quot; demesini nasıl anlayacağız?
Nerede ve ne zaman kitap okuma, ilim vs. üzerine konuşuluyorsa, muhakkak şu da söylenir: “Yüce dinimiz de okumaya büyük önem vermiştir. Nitekim, Kuranın ilk emri oku! olmuştur.”
Doğrudur. Kuranın ilk emri okumaktır. Ne var ki, bu ilk Kuranî kelimenin devamını okumayı, hemen her zaman ihmal ediyoruz.
Ümmi (okuma yazma bilmeyen) peygambere (asm.) ve Onun elçiliğiyle hepimize gelen “oku!” emrinden kasıt nedir? Okuma - yazma bilmek midir? Mesela Hz. Peygamber bu emre muhatap olur olmaz okuma - yazma öğrenmeye mi başlamıştır? Değilse, “oku!” emrinden aldığı ders nedir? Hem bu emir, “Ne okuduğun, nasıl okuduğun önemli değil, yeter ki oku.” anlamına mı gelir?
Bütün bu soruların cevabını bulmak için “ikra” ile başlayan bu ayetin devamını okumak gerekiyor.
“İkra’ bismi rabbikellezi hâlak.” Yani, “Yaratan rabbinin adıyla oku.”
Kuranın kastı rasgele bir “okuma” değildir. Muhakkak yazılı bir kitabı okumak da değildir. İster bir kitabı okusun, ister her cümlesi ve her bir harfi sonsuz hikmetler ve manalar yüklü olan şu kâinat kitabını okusun “yaratan rabbinin adıyla” okumaktır.
Bu emrin ilk kez kendisine verildiği Hz. Peygamber (asm.) ayeti tam da bu manada okumuş; o andan sonra her anı ve her şeyi “rabbinin adıyla” okuma gayretiyle yoğrulmuştu. Öyle ki, Alman şair Rilkenin deyimiyle, “meleklerin bile hayran kaldığı” bir okumaydı bu. O, ümmi bir peygamberdi, okuma yazma bilmiyordu. Ama kâinat kitabını, fıtrat kitabını ve Kuranı en güzel o okumuştu.


Selam ve dua ile...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Peygamberimiz ümmi miydi? Ümmi Peygamber ne demektir? Okuma yazma bilmiyorsa nasıl okuyordu?<br />
Peygamberimiz okuma yazma bilirmiydi? Hiç eliyle yazı yazmışmıydı, yada okumuş muydu? Ümmi idi deniyor ancak bu ümmi kelimesi üzerindede çeşitli tartışmalar var. Kimisi kurana göre okuma yazma bilmezdi diye yorumluyor, kimiside ehli kitaptan değildi manasında yorumluyor. Nedir açıklarmısınız?<br />
Cevabımız<br />
Değerli Kardeşimiz;</p>
<p>Ümmi: Anasından doğduğu gibi kalan; yeni bir bilgi edinmemiş olan; okuma-yazma bilmeyen gibi anlamlara gelir. &#8220;Ümm&#8221; kelimesinin ism-i mensubu &#8220;ümm&#8221;e mensup olan, Arap dilinde &#8220;ümm&#8221;; anne, bir şeyin aslı gibi anlamlara gelir (Firûzâbâdî, el-Kamûsu&#8217;l-Muhît, Beyrut 1987, 1891).</p>
<p>Sözlük&#8217; anlamının yanında mecazı bazı anlamları da vardır. Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de anne, asıl (kaynak) dönülecek yer ve süt emziren anlamlarında kullanılmıştır (Abdurrahman İbnu&#8217;l-Cevzî, Nüzhetu&#8217;l A&#8217;yuni&#8217;n-Nevazır fî İlmi&#8217;l-Vücûh ve&#8217;n-Nezâir Beyrut,1985,141-142).<br />
Peygamberimizin iki tür mucizesi vardır. Birisi, şahsında görülen mucizeler; diğeri de kâinat üzerinde gösterdiği mucizelerdir. Bu ikinci kısma örnek olarak Ay’ı iki parçaya ayırması, parmağından çeşme gibi suların akması ve az bir yemekten çok sayıda insanı doyurması verilebilir. Birinci kısma giren mucizelerin en parlağı ise ümmiliğidir, bir şey okuyup yazmamış olmasıdır. (et-Tefsirü’l-Kebir, 15:29.)<br />
Peygamberimiz hiçbir âlimden ders almamış, hiçbir kitap okumamış, hiçbir ilim meclisinden bir şey öğrenmemiş; bir kelime de olsa yazı yazmamıştır. Fakat Peygamberimiz ümmiliğiyle beraber bütün ilimlere vakıftı, bilmediği bir şey yoktu. Ona her şeyi öğreten Rabbiydi. Peygamberimiz İslâmı anlatmaya başladıktan sonra hiç kimse çıkıp da “Falan meseleyi ona ben anlatmıştım, ben öğretmiştim” dememiştir.<br />
Tefsirlerimizde “ümmi” kelimesi üç anlamda kullanılıyor:<br />
1. “Ümm”, anne anlamına gelen bir kelimedir. “Ümmi” kelimesi de, buradan türetilmiş bir isimdir. Böylece ümmi, anasından doğduğu hal üzere kalan, okuma yazma bilmeyen, yaratılışı yeni bir şey öğrenmekle değişmeyen insan”a denir.<br />
2. Arap milletine de “ümmi” denirdi. Eskiden beri Araplar, yazı ve hesap bilmeyen bir millet olarak tanınır. Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadiste, “Biz yıldızların hareketinden hesap çıkarmayan ve yazı yazmayan bir milletiz” buyurarak bu durumu dile getirir. (Müslim, Sıyam: 15.)<br />
3. “Ümmi” Ümmü’l-Kurâ anlamına da gelir, “Mekkeli” demektir. Her üç anlamda da Peygamberimizin okuma yazmayla uğraşmamış olduğu ortaya çıkar. Zaten Kur’an-ı Kerim açıkça Peygamberimizin ümmi olduğunu bildiriyor. Üç ayette “Ümmi Peygamber” ifadesi yer alıyor. (Araf Suresi, 157, 8; Cum’a Suresi, 2.)<br />
Peygamberimiz bir kitap veya yazıya bakarak okuyamıyordu, fakat Kur’an-ı Kerim’i ezberinden çok güzel okurdu. Kur’ân okumasını ona Cebrail Aleyhisselam öğretmişti. Bu konuda A’lâ Suresi 6. Ayette  “Bundan böyle sana Cebrail’in öğreteceği üzere Kur’an’ı okutacağız da, unutmayacaksın” buyurulur.<br />
Elmalılı Hamdi Yazır şöyle bir değerlendirme yapmaktadır: &#8220;Bu üç nisbetin üçünde de ümmî okuyup yazmaya uğraşmamış manasına bir vasıftır. Ümmîlik sıradan insanlar hakkında kullanıldığı zaman genelde ilim eksikliğini ifade eden bir noksanlık sıfatı iken, bir ümmînin okuyup yazanlardan daha bilgili olması Allah tarafından olağan durumun aksine olarak, çalışıp çaba göstermeden ilâhî bilgilerle donatılmış olması ve vehbî ilimlere sahip olması peygamber için fıtrat yüceliğine delalet eder. İlmî yüceliği ve kemâli, okuyup yazanları aciz bırakan bir peygamber hakkında &#8220;ümmî&#8221;lik, her türlü şüpheyi ortadan kaldıran ve onun doğrudan doğruya Allah&#8217;tan gönderildiğini her türlü şüpheden arınmış olarak ispat eden harikulade bir üstün özelliktir, yani başlı başına bir mucizedir. Bu bakımdan &#8220;o resul, o ümmî nebî&#8221; vasfıyla anılması, &#8220;O, risaleti ve nübüvveti açık olan mucize sahibi peygamber&#8221; demekten daha açık seçik bir belagat örneğidir.&#8221; ( Bkz. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak dinî Kur&#8217;an Dili, İstanbul, 1979, IV, 2297; Kurtubî, el-Cami&#8217;li Ahkâmi&#8217;l-Kur&#8217;ân; Beyrut, 1965, VII, 298-299)<br />
Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;in okuma-yazma bilmediği tüm âlimler tarafından kabul edilmektedir. Nitekim bu durum şu âyette de açıkça ifade edilmektedir: &#8220;Ey Resulüm! Sen vahyimizden önce kitap okuyan veya yazı yazan bir insan değildin; eğer böyle olsaydı, batıl iddia peşinde olanlar şüphe edebilirlerdi. (Ankebut Suresi, 48).<br />
Hz. Peygamber (a.s.)’ın ümmîliğin yaygın olduğu bir topluma mensup olduğu bilinmektedir. Kendisinin de ümmî, yani öğrenim görmemiş, okur yazar olmayan bir zat olduğu, tarihî bir gerçektir. Halbuki Kur’ân-ı Kerimde çok çeşitli bilim dallarına ait bilgiler, ilmî prensipler, neticeler, atıflar veya işaretler vardır. Sadece Yahudi ve Hıristiyan dinlerine ve kutsal kitaplarına dair bilgileri gözönünde bulunduracak olursak büyük bir yekün teşkil eder. Bu konulara girmek, hele hele o alanın ilim adamları arasındaki ihtilaflı konularda görüş bildirmek, eleştiri yapmak, karar verip hükme bağlamak, bilgi sahiplerinin bile yanaşamayacağı bir iştir.<br />
Şu halde Kur’ândaki bu bilgilere bir merci lâzımdır. Kur’ânı tebliğ eden ve kırk yıllık ömrünü kendi hemşehrilerinin arasında geçiren Hz. Muhammed’in; okul, öğretmen görmediği, hatta yazma bile bilmediği kesindir. Zira Kur’ân, sayısız muhaliflere karşı bu âyeti bildirmiş, hiçbir düşman çıkıp da onun yazı bildiğini ileri sürememiştir. Öyleyse Kur’ân’ın her şeyi bilen Allah Teâla tarafından gönderildiği kesinlik kazanmaktadır.<br />
Peygamberimizin “ümmi” oluşunun pek çok hikmeti vardır. Bunlardan birisi şudur: Şayet Peygamberimiz yazı yazıp okuyabilseydi, Kureyşliler, “O, bu kadar bilgiyi eski kitapları okudu da, oradan öğrendi, Kur’an’ı da eski bilgilerine dayanarak yazdı” diyeceklerdi. Bu konuyu yukarıda meali verilen şu ayet şöyle dile getirir: “Sen Kur’an’dan önce hiçbir kitabı okur değildin, elinle de onu yazmadın. Böyle olsaydı müşrikler elbette şüphelenirdi.”  (Ankebut Suresi, 48.)<br />
Fakat Peygamberimiz öyle bir yazı yazmıştır ki, “Mevlana Câmî’nin dediği gibi, hiç yazı yazmayan o ümmi Zat parmak kalemiyle sema sayfasında bir elif yazmış, bir kırkı, iki elli yapmış.” Bilindiği gibi, Ay’ın dolunay şeklindeki duruşu Kur’an harflerinden “mim”in yuvarlak kısmına, ikiye ayrılınca da her parçası noktasız “nun”a benzemiştir. Ebced hesabında “mim” kırk, “nun” ise elli olarak hesap edilir. Mevlana Câmî güzel bir şekilde bu gerçeği böylece dile getirmiştir.<br />
“Ümmî peygamber” tabirini nasıl anlamalıyız?<br />
Ümmi kelimesi özetle: “Dünyevî bir tahsil görmemiş olan” demektir.<br />
Ümmeti, bu ümmiyetteki inceliği çok iyi kavramış olmalı ki, bilhassa teravihlerde salâvat getirirlerken, o Resul-i kibriyayı (a.s.m.) bu vasıfla yad ederler: Nebiyy-i ümmî<br />
O nebiyy-i ümmî (a.s.m.) kötülük namına bir şey bilmezdi. Dünyanın bütün ihtiraslarından, hilelerinden, tuzaklarından beriydi. Allah, onu lekesiz, tozsuz, parlak bir ayna olarak hazırlamış, terbiye etmişti. İşte “ümmiyet” denilen bu sâfiyet aynasında vahiy tezahür etti. “Sanki o zat, vahy-i ilâhînin makesi olan masum ruhuyla zaman ve mekânı tayyederek, o zamanın en derin derelerine girmiş ve gördüğü gibi söylemiştir.” (İşârat-ül icaz)<br />
Âlemlerin rabbi, o şanlı peygamberini kimseye talebe etmedi. İlâhî takdiriyle buna engel oldu. Bu okuma tehir edildi; tâ “oku” emri gelinceye kadar. Bu emri alan o nebiyy-i ümmî (asm.), insanlık âlemine Kuranı tâlim etti; kâinat kitabını rabbinin ismiyle okudu. Ondaki hikmetleri, ince mânâları, gayeleri anlattı. İnsanın mahiyetini, hakikatini, vazifesini öğretti.<br />
O, rabbinin lütfuyla âhireti, arşı, levh-i mahfuzu okurken, müşrikler kendi yaptıkları putlara tapmakla meşgûldüler. Ne kâinatı okuyabiliyorlardı, ne kendilerini, ne de yaptıkları putları. Okuyabilselerdi, kendilerini o taşlara isnat etmezlerdi. Onların okur yazarları en inatçıları, en cahilleriydi.<br />
İslâmın “oku” emrini iyi anlamaz ve doğru değerlendirmezsek, okula gitmeyen bütün müminleri İslâmın bu kati emrine âsi ilân etmemiz gerekir. Bu ise mümkün değil&#8230; Kâinatı ve Kuranı, Allahın ismiyle, en mükemmel şekilde okuyan o nebiyy-i ümmînin, kendi heva ve hevesiyle konuşmadığını, Kuran bize haber veriyor, yâni Allah taahhüt ediyor. Her sözü, ilâhî iradeye bağlı olan o şanlı nebi, artık kimden ne okuyacaktı?</p>
<p>Peygamber efendimiz ümmi idi yani okuma yazmayi bilmiyordu. Nur dağında Cebrail (as) &#8220;oku&#8221; demesini nasıl anlayacağız?<br />
Nerede ve ne zaman kitap okuma, ilim vs. üzerine konuşuluyorsa, muhakkak şu da söylenir: “Yüce dinimiz de okumaya büyük önem vermiştir. Nitekim, Kuranın ilk emri oku! olmuştur.”<br />
Doğrudur. Kuranın ilk emri okumaktır. Ne var ki, bu ilk Kuranî kelimenin devamını okumayı, hemen her zaman ihmal ediyoruz.<br />
Ümmi (okuma yazma bilmeyen) peygambere (asm.) ve Onun elçiliğiyle hepimize gelen “oku!” emrinden kasıt nedir? Okuma &#8211; yazma bilmek midir? Mesela Hz. Peygamber bu emre muhatap olur olmaz okuma &#8211; yazma öğrenmeye mi başlamıştır? Değilse, “oku!” emrinden aldığı ders nedir? Hem bu emir, “Ne okuduğun, nasıl okuduğun önemli değil, yeter ki oku.” anlamına mı gelir?<br />
Bütün bu soruların cevabını bulmak için “ikra” ile başlayan bu ayetin devamını okumak gerekiyor.<br />
“İkra’ bismi rabbikellezi hâlak.” Yani, “Yaratan rabbinin adıyla oku.”<br />
Kuranın kastı rasgele bir “okuma” değildir. Muhakkak yazılı bir kitabı okumak da değildir. İster bir kitabı okusun, ister her cümlesi ve her bir harfi sonsuz hikmetler ve manalar yüklü olan şu kâinat kitabını okusun “yaratan rabbinin adıyla” okumaktır.<br />
Bu emrin ilk kez kendisine verildiği Hz. Peygamber (asm.) ayeti tam da bu manada okumuş; o andan sonra her anı ve her şeyi “rabbinin adıyla” okuma gayretiyle yoğrulmuştu. Öyle ki, Alman şair Rilkenin deyimiyle, “meleklerin bile hayran kaldığı” bir okumaydı bu. O, ümmi bir peygamberdi, okuma yazma bilmiyordu. Ama kâinat kitabını, fıtrat kitabını ve Kuranı en güzel o okumuştu.</p>
<p>Selam ve dua ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Salavat nasıl getirilir ? yazısına M.Ali tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2007/03/10/salavat-nasil-getirilir/#comment-2557</link>
		<dc:creator>M.Ali</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 21:04:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://aliaksoy.wordpress.com/2007/03/10/salavat-nasil-getirilir/#comment-2557</guid>
		<description>Bizim Salavât Getirmemizle Cenâb-ı Allah, Peygamberimiz Üzerine Rahmeti ve Selâmı İndirir mi? Zaten Cenâb-ı Allah, O’nun Üzerine Rahmetini İndiriyor. Bizim Salavât Getirmemizin Hikmeti Nedir?      
Fethullah Gülen     
25.03.1977  
Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) büyük hayırların, yümünlerin, bereketlerin temelinde bir nüve gibidir. O size, doğru yolu gösteren, dosdoğru çığırı açan, sırat-ı müstakîme delâlet eden, yanılmaz, yanıltmaz bir rehber, bir Muktedâ-yı Küll&#039;dür.

Bu nurlu yolda, insanları zulmetten nura çıkarmaya vesile olan o Zât&#039;a, bu nurlu yolda yürüyen herkesin sevabından bir hisse verilecektir. &quot;es-Sebebu ke&#039;l-fâil&quot;[1] sırrınca ümmetinin işlediği hasenatın bir misli O&#039;nun defterine kaydedilecektir.

Makam-ı Mahmud&#039;un sahibi olan Resûl-i Ekrem&#039;in (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefatıyla defteri kapanmayacak, yığın yığın hasenat, salih amel devamlı O&#039;nun defterine kaydolacak; makamı büyüdükçe büyüyecek, salâhiyet sınırları genişledikçe genişleyecek ve -inşâallah- her gün, ümmetinden daha geniş kitlelere şefaat etme hakkını kazanacaktır. Binaenaleyh, bu meseleyi değişik iki zaviyede ele almak icap eder:

Birincisi: Bizler Resûl-i Ekrem&#039;e (sallallâhu aleyhi ve sellem) salât ü selâm okumakla ahd ü peymânımızı yeniliyor ümmet olma isteği ile kendisine müracaat ediyoruz. Yani &quot;Seni andık, seni düşündük; Hakk&#039;ın senin kadrini yüceltmesi için dua ve dilekte bulunduk.&quot; diyor ve dehalet ediyoruz. İşin bu yönüyle bizim dualarımız, &quot;Makam-ı Mahmud&quot;un Sahibi&#039;nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) makamını yükseltmesi niyetiyle yapıldığından, O&#039;nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) şefaat dairesi genişlemiş oluyor.[2] Böylece daha çok kimse o şefaat dairesinden istifade edebiliyor.

İkincisi: Bir kişinin Peygamberimiz&#039;in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında, O&#039;nun kadir ve kıymetinin yükselmesi istikametinde yapacağı dua, kendisinin, O&#039;nun himayesi altına girmesine vesile olması içindir. Böylece, o kişi hakkında şefaat dairesi vüs&#039;at kazanmış oluyor. Binaenaleyh, salât ü selâma Efendimiz&#039;den (sallallâhu aleyhi ve sellem) daha çok biz muhtaç bulunuyoruz. Müracaatımızla mevcudiyetini, büyüklüğünü kabullenmiş ve küçüklüğümüzü, hiçliğimizi ilân etmiş oluyoruz. Devletini büyük tanıyıp yardım için ona müracaat eden kimse gibi, biz de aczimiz ve fakrımızla beraber, şiddetli ve çok büyük bir günün endişesiyle şimdiden sarsılmışlık içinde, melce ve menca olarak Resûl-i Ekrem&#039;e (sallallâhu aleyhi ve sellem) dehalet ediyor, arz-ı ihtiyaç ve arz-ı hâlde bulunuyoruz.

Cenâb-ı Hak, Şefaat-i Uzmâ sahibi Muhammed&#039;in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şefaatine bizi mazhar eylesin.

Bu işin bişaretini de arz edeyim. Deniliyor ki, her peygamberin kendi ümmetine verdiği bir şey vardır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurmuştur ki: &quot;Ben, ümmetime vereceğimi, ahirete sakladım. O da şefaatimdir.&quot;[3]

Muktedâ-yı küll: Bütün bir varlığın rehberi, her yönüyle kendisine uyulan Zât.
Vüs&#039;at: Genişlik.
Yümün: Bereket.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim Salavât Getirmemizle Cenâb-ı Allah, Peygamberimiz Üzerine Rahmeti ve Selâmı İndirir mi? Zaten Cenâb-ı Allah, O’nun Üzerine Rahmetini İndiriyor. Bizim Salavât Getirmemizin Hikmeti Nedir?<br />
Fethullah Gülen<br />
25.03.1977<br />
Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) büyük hayırların, yümünlerin, bereketlerin temelinde bir nüve gibidir. O size, doğru yolu gösteren, dosdoğru çığırı açan, sırat-ı müstakîme delâlet eden, yanılmaz, yanıltmaz bir rehber, bir Muktedâ-yı Küll&#8217;dür.</p>
<p>Bu nurlu yolda, insanları zulmetten nura çıkarmaya vesile olan o Zât&#8217;a, bu nurlu yolda yürüyen herkesin sevabından bir hisse verilecektir. &#8220;es-Sebebu ke&#8217;l-fâil&#8221;[1] sırrınca ümmetinin işlediği hasenatın bir misli O&#8217;nun defterine kaydedilecektir.</p>
<p>Makam-ı Mahmud&#8217;un sahibi olan Resûl-i Ekrem&#8217;in (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefatıyla defteri kapanmayacak, yığın yığın hasenat, salih amel devamlı O&#8217;nun defterine kaydolacak; makamı büyüdükçe büyüyecek, salâhiyet sınırları genişledikçe genişleyecek ve -inşâallah- her gün, ümmetinden daha geniş kitlelere şefaat etme hakkını kazanacaktır. Binaenaleyh, bu meseleyi değişik iki zaviyede ele almak icap eder:</p>
<p>Birincisi: Bizler Resûl-i Ekrem&#8217;e (sallallâhu aleyhi ve sellem) salât ü selâm okumakla ahd ü peymânımızı yeniliyor ümmet olma isteği ile kendisine müracaat ediyoruz. Yani &#8220;Seni andık, seni düşündük; Hakk&#8217;ın senin kadrini yüceltmesi için dua ve dilekte bulunduk.&#8221; diyor ve dehalet ediyoruz. İşin bu yönüyle bizim dualarımız, &#8220;Makam-ı Mahmud&#8221;un Sahibi&#8217;nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) makamını yükseltmesi niyetiyle yapıldığından, O&#8217;nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) şefaat dairesi genişlemiş oluyor.[2] Böylece daha çok kimse o şefaat dairesinden istifade edebiliyor.</p>
<p>İkincisi: Bir kişinin Peygamberimiz&#8217;in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında, O&#8217;nun kadir ve kıymetinin yükselmesi istikametinde yapacağı dua, kendisinin, O&#8217;nun himayesi altına girmesine vesile olması içindir. Böylece, o kişi hakkında şefaat dairesi vüs&#8217;at kazanmış oluyor. Binaenaleyh, salât ü selâma Efendimiz&#8217;den (sallallâhu aleyhi ve sellem) daha çok biz muhtaç bulunuyoruz. Müracaatımızla mevcudiyetini, büyüklüğünü kabullenmiş ve küçüklüğümüzü, hiçliğimizi ilân etmiş oluyoruz. Devletini büyük tanıyıp yardım için ona müracaat eden kimse gibi, biz de aczimiz ve fakrımızla beraber, şiddetli ve çok büyük bir günün endişesiyle şimdiden sarsılmışlık içinde, melce ve menca olarak Resûl-i Ekrem&#8217;e (sallallâhu aleyhi ve sellem) dehalet ediyor, arz-ı ihtiyaç ve arz-ı hâlde bulunuyoruz.</p>
<p>Cenâb-ı Hak, Şefaat-i Uzmâ sahibi Muhammed&#8217;in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şefaatine bizi mazhar eylesin.</p>
<p>Bu işin bişaretini de arz edeyim. Deniliyor ki, her peygamberin kendi ümmetine verdiği bir şey vardır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurmuştur ki: &#8220;Ben, ümmetime vereceğimi, ahirete sakladım. O da şefaatimdir.&#8221;[3]</p>
<p>Muktedâ-yı küll: Bütün bir varlığın rehberi, her yönüyle kendisine uyulan Zât.<br />
Vüs&#8217;at: Genişlik.<br />
Yümün: Bereket.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Avrupalılar aslında siyahmış&#8230; 5500 yıl önce! yazısına alican tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2009/09/03/avrupalilar-aslinda-siyahmis-5500-yil-once/#comment-2555</link>
		<dc:creator>alican</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 10:37:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://aliaksoy.wordpress.com/?p=1260#comment-2555</guid>
		<description>hımm ilginç bir haber Teşekkürler :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>hımm ilginç bir haber Teşekkürler <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mezheplerimiz yazısına münevver tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2007/03/24/mezheplerimiz/#comment-2550</link>
		<dc:creator>münevver</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 19:23:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://aliaksoy.wordpress.com/2007/03/24/mezheplerimiz/#comment-2550</guid>
		<description>&#039;insana çalışmasından başka bir şey yoktur&#039;necm suresi ayeti yorumlayınız  bunun  cvb  biliyomusunuz ltfn yazın..............</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;insana çalışmasından başka bir şey yoktur&#8217;necm suresi ayeti yorumlayınız  bunun  cvb  biliyomusunuz ltfn yazın&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>67 MÜLK SURESİ yazısına talip tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2007/07/02/67-mulk-suresi/#comment-2547</link>
		<dc:creator>talip</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2009 17:49:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://aliaksoy.wordpress.com/2007/07/02/67-mulk-suresi/#comment-2547</guid>
		<description>mulk suresini o kadar guzel seslendırmıssınız kı tebrık ederim allah emegi geçenlerden razı olsun</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>mulk suresini o kadar guzel seslendırmıssınız kı tebrık ederim allah emegi geçenlerden razı olsun</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Şiir kitabı: Aşık Sefai &#8211; Badal yazısına hakan tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://aliaksoy.wordpress.com/2007/04/03/siir-kitabi-asik-sefai-badal/#comment-2542</link>
		<dc:creator>hakan</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2009 22:30:36 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://aliaksoy.wordpress.com/2007/04/03/siir-kitabi-asik-sefai-badal/#comment-2542</guid>
		<description>Aşık Sefai&#039;nin kitabına nasıl ulaşabiliriz? En üstteki mesaj da bana ait baktım 2 sene olmuş :) ama ben hala Badala&#039;a ulaşabilmiş değilim. Bu konuda yardımcı olabilir misiniz?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Aşık Sefai&#8217;nin kitabına nasıl ulaşabiliriz? En üstteki mesaj da bana ait baktım 2 sene olmuş <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  ama ben hala Badala&#8217;a ulaşabilmiş değilim. Bu konuda yardımcı olabilir misiniz?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
